Yaşam Tarzı 11 HAZİRAN 2013 / 14:47

Teknolojiyle donanmış yeni kuşakla köprü kurabilmek

Arzuladığımız işgücü profili fazla değişmedi, üstelik önümüzde de yeni ve teknoloji ile donanmış bir kuşak var. Bizden farklılar ve farklılıkları da onların gücü, bizim geleceğimiz. O halde, her şeyden önce ‘uyum sağlaması gereken yeni kuşak değil de bizleriz’ diye düşünmeye başlamakta fayda var.



Günümüz yöneticilerinin yeni ve teknoloji ile donanmış kuşağa ulaşabilmeleri, ancak alışıldık kalıplar dışında bakış açısı geliştirmeleri ve yeni davranışlar benimsemeleri ile mümkün. Yönetsel yetkinlik ve yaklaşımlarından öte kültürel bir dönüşümü gerçekleştirmeleri gerekiyor.

Gerçek potansiyel ortaya çıkarılabildi mi? 

Yıllarca kurumlarda ‘nasıl bir işgücü istiyoruz’un hayali şöyle kuruldu: ‘İnsanlarımız öyle olsun ki, kuruluşu kendilerininmiş gibi benimsesin. Enerjilerini, emeklerini, işe bağlılıklarını, potansiyellerini ortaya koysun. İş tanımının ötesine geçsin, rolün gerek ve gereksinimlerini kendisi tanımlasın, gerekli bilgiye erişip işleri kendi halletsin. Bilgi ve becerilerini geliştirme yollarını kendisi arasın ve kişisel sorumluluk üstlensin. Zorluklar karşısında yılmasın. Bilgi, iş ve sorumluluk üstlenmede talepkar olsun, hep daha fazlasını, daha iyisini yapsın. Fırsatlara akıl yorsun, yaratıcı düşüncelerini ortaya koysun. Önlemci, proaktif ve yenilikçi düşünce ve davranış sergilesin. Kendi inisiyatifleri ile ilerlesin, gereken iş ve ilişkileri yürütebilsin. Değişime uyum sağlasın, belirsizlikten ürkmesin...’

Evet önemli ölçüde bağlılık ve dedikasyon sağlanabildi, çok değerli insanlarla çok değerli işler ortaya konabildi. Yine de ‘ne denli gerçek potansiyel ortaya çıkarılabildi’, bir soru işaretidir! Herşeyden önce arzulanan bu profildeki ‘insan’ kaynağının mevcut eğitim ve sosyal sistemimizden yetişmesi kolay değildi. Mutlaka ki, bu profildeki insanlara da erişildi. Peki o zaman kuruluşlar nasıl davrandı? Yöneticiler ne yaptı? “Ama bi dakka!... fazla da ısrarcı olmasın, sınırları zorlamasın, talepkâr olmasın, saygıda kusur etmesin, ben ne diyorsam onu yapsın (bir şekilde ifade edildi)....”

Arzuladığımız işgücü profili fazla değişmedi, üstelik önümüzde de yeni ve teknoloji ile donanmış bir kuşak var. İşte fırsat! Özgüvenleri yüksek; her an her yerden bilgiye erişebilme becerileri söz konusu; daha farklı düşünebiliyorlar; ‘değişim’ onların doğasında, yabancı değiller; korktuğumuz gibi sadece dijital ya da sosyal medya üzerinden değil, her ortamdan iletişim ve etkileşimi başarabiliyorlar, bağlantılar kurabiliyorlar; zihinleri daha açık, bizim takıldıklarımız, onlar için çok da önemli değil; ... özetle, ‘bizden farklılar ve farklılıkları da onların gücü, bizim geleceğimiz’. O halde, herşeyden önce ‘uyum sağlaması gereken yeni kuşak değil de bizleriz’ diye düşünmeye başlamakta fayda var.



İnsanların bir konuya ya da ortama bağlılığını nasıl gözlemliyoruz? O konuyu ne denli önceliklendirdikleri, ne denli yoğunlaştıkları, odaklandıkları, yoğunluk kattıkları ve en ama en önemlisi de, ne denli keyif alarak yaptıkları, önemli göstergeler. Kendilerini konuya ya da ortama kaptırdıklarında, etrafa yaydıkları enerji de farklılaşıyor. Heyecanla işlerini, ilişkilerini, yöneticilerini, kuruluşlarını sevdikleriyle, diğer insanlarla paylaşmaya başlıyor ve sözcünüz oluyorlar.

Oldukları gibi kabullenilmek istiyorlar 

Zaten işin püf noktası da, ‘biz ne yapalım ki bu enerjiyi yayabilsinler’de yatıyor! Bu da, insanlara kapasitelerini, bilgi ve becerilerini ortaya koyma, kendilerini gerçekleştirme ve geliştirme, başarılı hissetme duygularını tattırabilmekle mümkün. Yeni kuşağa gelince... Onların anlam ve motivasyon tanımları bizden farklı. Öğrenme şekilleri çok çeşitli. Özgürlük talepleri çok yoğun. ‘Oldukları gibi’ kabullenilmek istiyorlar. O zaman sunacağımız ortam ve yaklaşımlarımız çok daha esnek, elverişli, özgür bırakıcı, teknolojiyi, işi, yaşamı birbiriyle bütünleşik yaşamalarına olanak tanıyıcı, ilişki ve iletişimi kolaylaştırıcı olmalı. Kurallar, prosedür ve kısıtlarla çerçeveleyici değil; fikir ve önerilerini önemseyen, dinleyen, destekleyen ve hayata geçiren yaklaşımlar sunulabilmek gerek. İş yapmayı, problem çözmeyi, karar vermeyi, birer mentor, birer yol arkadaşı gibi yaklaşarak, deneyim ve bilgiyi, istek ve heyecanları ile harmanlayarak ilerlemek gerek.

Bu yaklaşım da, şöyle bir yönetici profilini ortaya çıkarıyor: istenildiğinde erişilebilir (üstelik her an, her yerden, her mecradan), adil davranabilen, güven telkin eden, açık zihin ve yaklaşımlı, iletişimci ve destekleyici yapıda yöneticiler. Yetişkin-yetişkine, göz-göze, kalp-kalbe iletişim kurabilen özgüvenli ve donanımlı yöneticilere ihtiyaç daha da artacak.

Bu yazı Novida Kurucusu ve Genel Müdürü Işık Aydın tarafından kaleme alınmıştır. Detaylı bilgi için http://tr.linkedin.com/pub/isik-aydin-deliorman/34/a63/a90 adresini kullanabilirsiniz.