Yaşam Tarzı 17 MAYIS 2011 / 19:53

Bilgisayar oyunlarından senfonik konserlere hayaller ülkesinden bir müzisyen: Chris Huelsbeck

Geçmişte veya bugün herhangi bir platformda bilgisayar oyunları oynamaktan keyif aldıysanız, Chris Huelsbeck'in kurguladığı eşsiz melodilerinden yayılan notalar beyninizin bir kenarında yankılanıyor demektir. Çoğu geçmişin unutulmazları arasında yer alan 75'ten fazla oyun projesine sesiyle hayat veren Huelsbeck'le, senfonik konserlere kadar uzanan müzik yolculuğunu konuştuk. 



Star Wars Rogue Squadron, Turrican, Tunnel B1, Extreme Assault, R-Type, Giana Sisters gibi unutulmaz oyunlar için yaptığı ses tasarımları, bestelediği film müzikleri ve bağımsız müzik projeleriyle 75'in üzerinde projeye imza atmış bağımsız bir müzisyen Chris Huelsbeck.

Bir zamanlar Commodore ile başladığı müzik yapımcılığı işini 20 yıldan uzun süredir devam ettiren bir profesyonel, çoğumuzun anılarında unutulmazlar arasına girmiş birçok parçanın bestecisi, hatta besteleri üzerine senfonik konserler düzenlenen bir duayen. Bugün kendi stüdyosunda PlayStation 3'ten iPhone'a kadar birçok çağdaş platforma yönelik projeler için müzik ve ses efekti tasarlıyor, film müzikleri ve CD'ler üretiyor.

İşte biz de Huelsbeck'ten aldığımız ilhamdan hareketle, bu kez bilişim endüstrisine farklı bir açıdan bakalım istedik. Bilgisayar oyunlarının rüyaları gerçeğe dönüştüren eğlenceli dünyasında, Huelsbeck'in de bize anlatacağı bir hikaye vardı elbet...

Çoğu kullanıcı bilgisayarlarla ilk tanıştığında mevcut içeriği tüketmeyi tercih eder. Sizi yaratıcı olmaya iten neydi?

İlk bilgisayarım MS-DOS uyumlu bir PC idi. Üzerinde oyun yoktu, MS Basic ile başbaşa kalmıştık. O dönemde kendim için küçük bir takım oyunlar programlıyordum. Sonrasında ilk Commodore 64'üme sahip olduğumda bir süre ben de çılgınca oyun oynadım. Fakat 1 yıl kadar sonra kendi oyunlarımı yapma fikrine kapıldım. Üstelik hazırladığım oyunlar, Arcade örneklerindeki gibi ses ve grafik açısından olabildiğince kusursuz olmalıydı. Bunun üzerinde sistemin ses ve grafik yetenekerini uç noktada kullanabilmek için makine dili ve assembly öğrenmeye koyuldum. Arkadaşlarımdan biri oyun tasarımı ve grafik konusunda oldukça usta sayılırdı, fakat ses tasarımı ve müzik konusunda eksiği vardı. Ben de ona ikinci ticari oyun projesinde ses ve müzik hazırlayarak destek olmaya karar verdim. Bu, oyun müzikleri hazırlama konusunda ilk tecrübemdi.

1986 yılında tanınmış bir Alman bilgisayar dergisinin açtığı müzik yarışmasına gönderdiğim eser birinci seçildi. Bu sonuç benim için de sürpriz olmuştu. Bunun üzerine o zamanlar yeni kurulmuş bir oyun şirketi olan Rainbow Arts'tan teklif aldım. Bu da ilk profesyonel işim oldu.

Şimdiye kadar 75'in üzerinde projede yer aldınız ve neredeyse tüm sistemleri kullandınız. Bu platformlar arasında teknik yetenekleri açısından sizi şaşırtanlar oldu mu? Hangilerinde çalışmaktan keyif aldınız?

Teknik anlamda müzikal yetenekler açısından platformlar sürekli geliştiği için, aslında en beğendiğim platformun en son kullandığım platform olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte Commodore 64 ve Amiga'nın yetenekleri beni oldukça etkilemişti. Çalıştığım en ilginç plarformlardan biri ise Sega Megadrive oldu. Bu oyun konsolunda 6 kanallı FM sentezcisi, 3 kare ve 1 gürültü kanalı barındıran PSG tipi ses üreteci ve biraz uğraşla aynı anda 2 sesi çaldırabileceğiniz bir örneklenmiş ses kanalı yer alıyordu. Bu plarform için hazırladığım Mega Turrican ve Jim Power işlerinde oldukça eğlenmiştim.

Amiga yıllarında popüler MOD formatını kullanmak yerine, seslerin melodik yapısı üzerinde daha büyük bir hakimiyet kurmanızı sağlayan TFMX platformun biçimlendirmeyi tercih ettiniz. Bu yaklaşım, müzikal bilgi yanında önemli bir programlama becerisi de gerektiriyordu. Bunların ikisini bir arada bulundurmanın size faydası ne oldu?



TFMX'in MOD'a göre her açıdan daha üstün bir yapı sergilediğini elbette söyleyemem. Yine de TFMX'in ses tasarımı ve melodi oluşturma sürecinde bariz avantajları vardı. Bu sistemin merkezinde ses makroları adını verdiğim bir sistem yatıyordu. Bu makrolar assembler benzeri güçlü bir programlama altyapısına sahipti ve sesi zaman içinde yeniden şekillendirmek için kullanılıyordu. Bu makroları her bir nota için tek tek programlayabiliyor ve ses üzerinde çok ilginç etkiler oluşturabiliyordum. Bunu daha çok sabit davul sesleriyle değişken bas notalarını tek bir kanal üzerine harmanlayarak, sanki iki ayrı kanal üzerinde çalıyorlarmış etkisi oluşturmak için kullanıyordum. Bu da sınırlı sayıdaki kanalları kullanırken elimi rahatlatarak parçaların melodik dinamiğini güçlendiriyordu.

TFMX ile aynı zamanda programcı üzerine ek bir yük bindirmeden ses efektlerinin önceliğini ayarlamak da mümkün olabiliyordu. Özetle sistem kaynaklarının oldukça sınırlı olduğu bir dünyada bu işi kendi yöntemlerinizle ve altyapınızla çözmek, istediğiniz sonuçlara ulaşabileceğinizi garanti edebilmenin tek yoluydu. (ed: Huelsbeck'in TFMX tekniğiyle 7 kanal emülasyonu yapan bestelerinden biri olan Amiga - Turrican 2 jenerik müziğini aşağıdaki videoda dinleyebilirsiniz)

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=Fvha_2hAzq0[/youtube]

Eski sistemlerde istediğiniz sonuçlara ulaşmak için teknik imkansızlıkların üstünden gelmek zorunda kaldınız, çoğu zaman da bunların üstesinden gelmek için yaratıcı çözümlere yöneldiniz. Tüm bunların bugünkü tekniğinizin gelişmesine bir katkısı oldu mu?

Gerçekten de eski sitemlerin sunduğu kısıtlı imkanlarla istediğimiz sonuçlara ulaşmak için oldukça ilginç yöntemlere başvururduk. Örneğin Commodore 64 üzerinde keşfedilen en önemli şey, birkaç notayı tek bir kanal üzerinden birbiri ardına hızla çalarak gerçekleştirilen arpej yöntemiydi. Böylece bir kanal üzerinde üç-dört notadan oluşan akorları oluştururken, bize bas ve melodi için kullanabileceğimiz iki kanal daha kalırdı. Hatta sonrasında C64 için örneklenmiş ses kanalı programlayarak 4-5 kanalın aynı anda çalındığı izlenimi bile oluşturmuştuk. Amiga'da örneklenmiş ses kullanımı sayesinde arpejlere ihtiyacımız kalmadı. Zira çalınacak akorları örneklenmiş sese dönüştürüp tek bir kanaldan verebiliyorduk. Sonrasında TFMX ile bas ve davulu aynı kanala yerleştirdik. Amiga'nın son zamanlarında ise Jochen Hippel adlı bir arkadaşımla Atari ST'de Amiga'nın dört kanalını sentezlemek için programladığımız rutini TFMX'in içine gömdük. Böylece bir kanalı bu rutine ayırarak toplam 7 kanal ses elde etmek mümkün olmuştu. Bu tekniği Turrican 2 açılış müziğinde kullandık. Elbette ki bunların tekniğimin gelişmesi üzerine büyük katkıları olmuştur.

Geçmişteki teknik imkanlarla ve sistemlerle bugünün sistemlerini karşılaştırdığınızda ne düşünüyorsunuz?



Bazı nostaljik anlar dışında bugünkü sistemlerin sunabildiği teknik imkanlardan son derece memnunum.

Yıllarca oyunlar için müzik yaptıktan sonra, düzenli olarak katıldığınız Senfonik Oyun Müziği Konserleri haricinde geçtiğimiz yıllarda sadece size özel "Symphonic Shades" adlı bir organizasyonda bestelerinizi orkestra eşliğinde icra etme şansı buldunuz. Yıllar sonra yaptığınız çalışmaların böyle değer bulması nasıl bir duygu?

"Symphonic Shades", kariyerimdeki en parlak noktalardan birini temsil eder. Herşey, eskiden beri en büyük hayranım olduğunu söyleyen Thomas Boecker'in çabasıyla gerçekleşti. Aslında zaman içinde yaptığım işlere hayranlık duyduğunu belirten çok sayıda mesaj aldım. Fakat Boecker oyun müziklerine gerçekten çok düşkündü, hatta bunun için konserler organize ediyordu. Önce Leipzig'deki Games Convention kapsamında bir konser düzenledi ve benim de eserlerime yer verdi. Sonrasında da sadece benim eserlerime odaklanan "Symphonic Shades" konserinin organizasyonunu gerçekleştirdi. Gerçekten çok duygulanmıştım, gözümden yaş damlıyordu. O zaman anladım ki kendisi gerçekten benim en büyük hayranımdır.

Farklı projeler için müzik üretmenin dışında, kendi müzik şirketinizle özellikle geçmişteki müziklere yönelik albümler de çıkarıyorsunuz. Bunlara ilgi nasıl? Bir iş modeli olarak oturtabildiniz mi?

Çoğu albüm aslında benim bir zamanlar oyunlar için yaptığım müziklerin yeniden düzenlemesinden oluşuyor. Fakat bunun yanında "Number Nine" gibi oyun müzikleri dışında çalışmalar da içeren, konsept çalışmalarım da oldu. Aslında bunlar beklediğim kadar iyi satmıyor ama yine de performansları kötü sayılmaz. Özellikle iTunes altındaki satışlarından gayet memnunum, üstelik bu sayede daha fazla kişi beni keşfetmiş oluyor.

Müzik zevkleriniz ne yönde? Eski bilgisayar müzisyenlerinden kimleri seversiniz, müzik tarzı ve sanatçı olarak kimlerden ilham alırsınız?

Eskilerden ilk aklıma gelen Rob Hubbard ve Martin Galway ikilisidir. Bunun yanında Ben Daglish, Jeroen Tel, Roger Whitaker, Fred Grey, Tim Follin, Charles Deenen ve daha niceleri aklımda yer etmiş müzisyenler. Normalde dinlediğim müzik tarzları arasında elektronik, orkestral, film müzikleri, pop müzik ve özellikle de New Age tarzı geliyor (80'lerde büyüdüğüm için olsa gerek). Favori bestecilerim arasında John Williams, Jerry Goldsmith, Alan Silvestri, Danny Elfman, Hans Zimmer, Vangelis, Jean Michel Jarre, Larry Fast var. Pet Shop Boys, Saga, Tangerine Dream, Genesis gibi gruplar da beğenerek dinlediklerim arasında.

Kendi yaptığınız müzikleri tekrar tekrar dinler misiniz? Gerçekleştirdiğiniz projeler dışında sadece kendi keyfinizi tatmin için özgün bir çalışmaya imza attığınız oldu mu?

Müzik hazırlama aşamasında kendi yaptığım müzikleri ister istemez defalarca dinliyorum, ama bundan hiçbir zaman sıkılmıyorum. Aksi halde zaten bir şeyleri yanlış yapıyor olurdum. Kendi müzik zevkime uygun ürettiğim eser olarak ise "Number Nine" albümünü rahatlıkla gösterebilirim.



Şu an hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

Şu an için adını açıklayamayacağım birkaç proje üzerinde çalışıyorum, hatta olursa bunlardan biri film projesi olacak. Bunların yanında iki adet mobil oyun için çalıştım ve büyük keyif aldım. Bunlardan biri iPhone platformu için "ZombieSmash!", diğeri Android platformu için "Seawasp".

Son olarak dijital müzik paylaşımı ve dağıtımı hakkında düşünceleriniz nelerdir?

iTunes ve benzeri çevrimiçi müzik dağıtım sistemlerinin müzik endüstrisi için büyük bir devrim olduğunu düşünüyorum. Bu sayede özellikle benim gibi bağımsız sanatçılar için büyük bir kapı ardına kadar açılmöış oldu ki, bu bence çok önemli.

* Chris Huelsbeck'in resmi web sitesine www.huelsbeck.com adresinden ulaşabilirsiniz.