Yaşam Tarzı Konuk Yazarlar 14 EYLÜL 2013 / 14:16

Telif hakkı mı, kopyalama hakkı mı?

İsveç Korsan Partisi’nin kurucusu Rick Falkvinge, TorrentFreak sitesinde yazdığı haftalık yazısında Türkçe’ye “telif hakkı” olarak çevrilen “copyright” kelimesinin aslında “kopyalama hakkı” anlamına geldiğini ve bu uygulamanın kökeninin İngiliz Kraliçesi I. Mary’ye dayandığını belirtiyor.



16. yüzyılın başında matbaanın Avrupa’ya gelmesiyle basılan kitap sayısı çoğaldı ve dolayısıyla kitapların fiyatları da ucuzladı. Bunun sonucunda o döneme kadar okuma yazmayı kendi tekellerinde bulunduran ve kitapların halk arasında yaygınlaşmasını engelleyen krallar, soylular ve kilisenin halkın üzerindeki egemenliklerini kaybedecekleri endişesiyle her ülkenin bu duruma farklı tepkiler verdi. Falkvinge, o zamanları anlatırken Fransa örneğinin üzerinde duruyor. Fransa matbaanın kullanılmaya başlaması ve halk arasında okuma-yazma oranın artmasına matbaalarda basılan kitapları “korsan” yayın olarak nitelendirerek, ölüm cezası gibi ağır bir suç da getirdi.

Falkvinge, Fransa’nın uyguladığı bu yöntemin dünyanın ilk sansür uygulaması olarak nitelendirirken, İngiliz Kraliçesi I.Mary’nin aldığı önlemler de Fransa’dan geri kalmıyor. İngiliz Kraliçesi I. Mary, Fransa’nın aldığı bu önlemin işe yaradığını görmesinin üzerinde 1557 yılında İngiltere’de kitap basma tekelini London Company of Stationers’a verdi ve böylece İngiltere’de hiçbir matbaa kitap basamayacaktı, basanlar ise ölümle cezalandırılacaktı. Kitap basma tekelini elinde bulunduran London Company of Stationers ise I.Mary sayesinde tek yetkili şirket olması sonucunda bundan ciddi paralar kazandı. Şirket buna karşılık olarak da I.Mary aleyhinde hiçbir kitabı basmadı. Tüm bu sansürlerin siyasi muhalifleri susturmak ve halkın bilinçlenmesi önlemek için yapıldığına dikkat çeken Frankvinge, İngiltere’de ilk kez telif hakkı tekeli yaratıldığına dikkat çekiyor.

İktidarlar sansür yoluyla toplumu kontrol ediyorlar

Falkvinge’e göre burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var:
Copyright telif hakkı değil, kopyalama hakkı anlamına geliyor. İngilizcesi de böyle zaten: Copy right, yani “right of copying”.

• İktidarlar her zaman sansür yoluyla toplumu kontrol etmek için telif hakları adı altında, copyright kisvesi altında şirketlerle işbirliği yapıyorlar.

Günümüzde uygulanan sansürcülük uygulamasının I.Mary’nin mirası olduğunu vurgulayan Falkvinge, copyright’ı telif hakkı olarak adlandırmanın tümüyle yanıltıcı olduğunu söylüyor. Asıl olan “kopyalama hakkıdır” diyor.



Yaratanlar bir defa ödeme alıyor

Basılı yayınları ve bilgisayarlarımızda kullandığımız bir program ya da işletim sistemi konusundaki telif haklarını da yorumlayan Falkvinge; bir yazar, çizer, çevirmen ya da karikatüristin eserlerini telif hakkı karşılığında yayınevlerine veya çeviri bürolarına sattığını belirtiyor. Falkvinge, yazarların yayınlarından bir defaya mahsus para aldıklarını, her baskıda kendilerine bir ödeme yapılmadığına dikkat çekiyor. Her baskıda bir ödeme yapılması durumunda ise telif ödeyen şirket o yayının sahibi oluyor. Fakat bilgisayarlarımızda kullandığımız program ya da işletim sistemleri için lisans ücreti ödememize rağmen bizim o sistemin sahibi olmadığımıza dikkat çeken Frankvilge, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“O sisteme kullanma parası, lisans ücreti ödüyoruz fakat işletim sisteminin mülkiyeti bize geçmiyor. Bu durumda doğru olan diğer şirketlerin de eser sahibine lisans ücreti ödemesidir. Karikatürün, romanın, çevirinin sahibi o eseri yaratan kişi olmalı. Örneğin yayınevleri her baskı için eser sahibine ayrıca telif ödemeli ama “fikri mülkiyet” eser sahibine ait olmalı. Çünkü fikri mülkiyet telif ücreti ödediği için yayınevine, müzik yapımcısına, film yapımcısına geçerse “kopyalama hakkına” sadece o şirketler sahip olacaktır, eser sahibi değil. Bazı ülkelerde ve bazı durumlarda buna benzer uygulamalar var ama pratikte pek az eser sahibi bu haklardan yararlanabiliyor.”

Sıradan vatandaşların kullanıcı bilgileri pazar analizlernde kullanılmak üzere satılıyor

2007 yılında özellikle lisanssız kopya indirmeye izin veren P2P (eşler arası) torrent siteleri ve bulut bilişim yaygınlaşmaya başladığı zaman şirketler iletişimi devlet adına tekelinde tutan telekom şirketleriyle bir ittifaka gittiklerini belirten Frankvilge, internetin dev bir izleme, dinleme ve teknik takip sistemine dönüştürülmesi gereğini devletlere kabul ettirmek üzere prensipte anlaştığını belirtiyor. Bu çabaların ilk örneği uluslararası ACTA anlaşması ve SOPA, CISPA gibi çalışmalardı. Türkiye bu anlaşmaya imza atmadı ama pratikte anlaşma şartlarının uygulandığı durumlar var. “Sahteciliği” önlemek için ortaya atılan bu anlaşmaların asıl amacının ise kopyalama hakkının şirket tekellerinde tutma amacıyla gerçekleştirildiği görülüyor.



Edward Snowden’in ortaya çıkardığı belgelerle patlak veren NSA skandalında da görüldüğü üzere, mevcut sistemde pek çok internet, akıllı telefon ve teknoloji şirketi hatta web arama motorları, veri tabanlarını istihbarat örgütlerine açarak kullanıcılarla paylaşıyor. Skandalın ardından ortaya çıkan iddialara göre ise “korsan kopya” kullanımını engellemek ve “kopyalama hakkını” korumak amacıyla sıradan vatandaşlar dahi takip ediliyor. Kullanıcıların tüketim alışkanlıkları, kişisel kullanıcı bilgileri özel hayatın gizliliği ihlal edilerek akıllı telefonlar ve bilgisayarlarda kullanılan internet bağlantıları üzerinden sağlanabiliyor. Tüm bu bilgilerin pazar analizleri ve araştırmaları için şirketleri fahiş fiyatlarla satıldığını ve devletlerinde muhalifleri bastırmak için vatandaşları fişlemek için kullandığına dikkat çeken Frankvilge, online davranışsal reklamcılıktan fikri mülkiyet kavramına kadar, bugün dünyada internet üzerinden dev bir saadet zinciri kurulduğunu söylüyor.

Türkiye'de PHORM ve TTNET işbirliği tartışılıyor

Kişisel verileri ve iletişimin gizliliğini ihlal ettiği, temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı davrandığı gerekçesiyle, AB sınırlarında faaliyetleri yasadışı kabul edilen Phorm’un, 2012 yılında Türkiye’de internet hizmetini tekelinde bulunduran TTNET ile anlaşarak internet kullanıcılarının girdiği siteleri izleyebiliyor olması da buna bir örnek olarak verilebilir.



Kullanıcıların internet deneyimlerini daha fazla kişiselleştirmeyi ve kişiselleştirilmiş reklam tecrübeleri ile daha iyi bir hizmet verilebildiğini iddia eden Phorm ile anlaşan TTNET, anlaşmanın ardından Gezinti adlı servisini faaliyete geçirerek kullanıcılarının internet üzerindeki girdikleri siteler, tıkladıkları reklamlar gibi birçok bilgilerini ele geçirebiliyor. Bilgi Teknolojiler Kurumu (BTK) müşterilerini, izinsiz bir şekilde Phorm sistemine geçiren TTNET’e 1.5 milyon lira ceza kesmişti.

Phorm'un neden olacağı zararlara dikkat çekmek için Alternatif Bilişim Derneği tarafından ise bir kampanya sitesi oluşturuldu. Kampanya sitesine ulaşmak için enphormasyon.org adresini kullanabilirsiniz.

Görünen o ki, I.Mary’nin bıraktığı miras bugün günlük hayatta her adımımızın izlendiği bir dünya yaratmış. Bu durum dünya çapında birçok ülkede kişisel mahremiyetin sağlanması amacıyla gerçekleştirilen protestoların artacağını ve gösterilen tepkinin giderek büyüyeceği izlenimini yaratıyor.