Yaşam Tarzı Konuk Yazarlar 17 MART 2012 / 11:27

Ekşi Sözlük Röportajı, Bölüm 3: Öldükten sonra sosyal medyada bıraktıklarımıza ne olacak?

Ölünce sosyal medya mirasımıza ne olacak?

Yaşarken sosyal medyada bıraktığınız izler siz öldükten sonra kime emanet ediliyor? Kim için, nasıl bir anlam ifade ediyor?  Ekşi Sözlük kurucusu Sedat Kapanoğlu (SSG) ile gerçekleştirdiğimiz röportajın üçüncü ve son bölümünde, ölümden sonra sosyal medyada bıraktığımız izlerin değerine ve sahipliğine odaklanıyoruz. 



Ekşi Sözlük kurucusu Sedat Kapanoğlu ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı röportajın "Ekşi Sözlük Röportajı, Bölüm 1: Savcılık anonim kimlikleri nasıl deşifre ediyor?" başlığıyla yayınladığımız ilk bölümünde anonim kimliklere değinmiş, "Ekşi Sözlük Röportajı, Bölüm 2: Sözlükte eleştiriye en tahammülsüz kesim hangisi?" başlıklı ikinci bölümde ise ana akım medyayı ve tahammülleri masaya yatırmıştık.

Röportajımızın üçüncü ve son bölümünde bugüne kadar pek fazla konuşulmamış bir konuyu, ölümden sonra sosyal medyada bıraktıklarımızın durumunu ve başkaları için ne anlam ifade ettiğini ele alıyoruz.

Ekşi Sözlük'te logoya tıkladığımızda artık hayatta olmayan yazarlara dair bir liste geçiyor. Ölümden sonra sosyal medyada kalan içeriğin ne olacağı konusu beni oldum olası düşündürmüştür. 13 yıllık yayın hayatı boyunca bu durumda defalarca karşılaşan bir sosyal platformun başındaki isim olarak, sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Bence arkada bıraktığımız tüm bu izler, asında belki de en çok yaşayan parçamızı oluşturuyor. Yazardan kalan bir iz, bir düşünce başka hayatları değiştirmeye, iz bırakmaya devam ediyor. Örneğin bir seferinde ölen bir sözlük yazarının öldükten sonra sözlükle ilgili bir isteğini yerine getirmiştim. Artık bu dünyada olmadığını biliyordum, ama geride bıraktığı fikir bir topluluğun hayatını değiştirmeye devam ediyordu. Bu beni çok etkiledi.

Bazen bana da yıllar önce yazdığım şeylerle ilgili teşekkür edenler oluyor. Bakıyorum, 6-7 yıl önce yazılmış şeyler. Bu dönemde hayatta olmasam bile yazdığım şeyler birilerinin işine yaramaya, hayata katkıda bulunmaya devam edecekti belli ki. Dolayısıyla ben öldükten sonra geride bıraktıklarımızın üç satır yazının ötesinde, çok daha anlamlı şeyler olduğunu düşünüyorum.

Düşünsenize, kişinin yazdığı onca şeyden daha önce haberdar olmayanlar için o kişiye dair yepyeni bir pencere açılıyor. Bence böyle bir durumda kişinin geride bıraktıklarını okumak, dönüp eski bir fotoğrafa bakmaktan çok daha anlamlı. Çünkü geride bıraktığı her şey, belki de daha önce kendi anonim dünyası içinde kimseyle paylaşmadığı bir iç dünyanın yansıması. Duygulardan ve düşüncelerden oluşan, geride bırakılmış derin bir iz. Böyle bir birikime ulaşmak geride kalanlar için inanılmaz bir değer.

Siz yazarlara dair böyle bir haber aldığınızda ne hissediyorsunuz?

Sosyal medyada, internette yazıştığınız her kişinin arkasında canlı bir yüz hayal ediyorsunuz. Her birini kendine özgü bir karakterle eşleştirebildiğiniz, bir mesaj atarak ulaşabileceğiniz insanlar. Bu düşüncenin arkasında birden bir boşluğun oluştuğunu fark etmek, karşınızda duran ve yaşayan içeriğin sahibinin artık dünyada olmadığını bilmek insanı gerçekten çok fena çarpıyor.

Bu konuyla ilgili olarak ilk şoku Hitnet’in sysop’u öldüğünde yaşamıştım (ed: Hitnet, Türkiye’de internetin yaygınlaşmadığı dönemde modemlerle BBS’lere bağlanarak dahil olabildiğiniz bir mesajlaşma platformuydu). Zaman içinde sözlük yazarlarından da kaybettiklerimiz oldu ve hepsinin arkasından benzer duygular yaşadım. Bazen durup bakıyorsunuz, artık bu dünyada olmayan yazarın son yazdığı şey hayatın boşluğuyla ilgili olmuş örneğin. Bir noktada artık hayatın devam etmediği gerçeğiyle yüzleşmek insanı derinden etkiliyor. Arkada çizdiğiniz bir yüzün, bir gerçeğin artık sizinle birlikte olmadığını fark ediyorsunuz. Mesaj atmak istiyorsunuz, ama artık mesajın gideceği bir yer yok. Afallıyorsunuz.

Bizim gibi yapıları geleneksel medyadan ayıran önemli farklardan biri de bu olsa gerek. Alıştığımız medyada o gün hayatta olanların yazdıklarını okuruz. Telefon açabileceğin, mesaj gönderebileceğin, şikayet edebileceğin kişilerle muhatapsındır hep. Oysa sözlükte yıllar öncesinden kalma bir yazıyı okurken, yazan kişinin hala hayatta olup olmadığından emin olamayacağınız durumlar var.

Yazardan geriye kalan içerik konusunda tavrınız ne oluyor?

Ölen yazarların arkasında bıraktığı taslakları, silinen entryleri yayınlamalı mıyız yayınlamamalı mıyız diye çok düşündük. Geride bıraktıkları her bilgi aslında çok değerli, ama hepsi çöpe gitmek zorunda kalıyor.

Bir keresinde ölen bir yazarın kenarda duran entryleri vardı. 2 bin entry. Hepsini silmiş. Oysa hepsi çok güzel entrylerdi, her biri çok değerliydi. Ama kendisi yaşarken silmeyi tercih etmişti.

Bu gibi ikilemler bizi bazı prensip kararları almaya itti. Örneğin hayata veda eden sözlük yazarlarının sildiği entryler diriltilemiyor, kendisine mesaj atılamıyor, taslak entryler canlandırılamıyor. Ama yazarın isim başlığı altına yeni entry girilebiliyor.



Kalanların hak sahipliğini kim üstleniyor?

Yazarların sözlüğe yazdıklarını birer eser olarak kabul edersek, tüm bunların hak sahipliği varislerine geçiyor. Varisler dilerlerse bu içerikleri sözlükten silme hakkına sahipler. Ama genelde ailelerin yaklaşımı yazılanların kalması yönünde oluyor.

Açıkçası ben de kalmalarından yanayım. Bu konuyla ilgili olarak başvuranları da bu konuda ikna etmeye çalışıyorum. Her şeyden önce yazılanların yitip gidenlerden bize kalan en büyük izler olması bir yana, bunlar hayata dair çok fazla şey anlatıyor. Örneğin kanser nedeniyle hayatını kaybeden bir yazarın hayatta kalma mücadelesini ve duygusal değişimini baştan sona anlayabilmek o kadar değerli ki...

Biz eğer ailelerin talebi olursa tüm yazdıklarını derleyip bir CD'ye basarak kendilerine gönderiyoruz. Bu çok hoşlarına gidiyor. Tanıdıkları bir insanın, belki de daha önce hiç farkına varmadıkları bir parçasını daha sahipleniyorlar.

Haber alma süreci nasıl işliyor? Anonim bir ortamda böyle bir bilginin doğrulanması sorun oluşturmuyor mu?

Haber alma konusu daha çok kulaktan kulağa şeklinde işliyor. Genellikle yazarın arkadaşları ve yakın çevresi üzerinden haber alıyoruz. Her zaman doğru çıkmayabiliyor tabii, hata yaptığımız da oluyor. Nadir, ama oluyor.

Sözlük neticede arkadaşlık bağları kuran, sosyal bir mecra. Bir yazarımızın öldüğü şüphesi doğduğu zaman öncelikle kendi çevresiyle iletişime geçiyor ve buradan gelen beyanları esas alıyoruz. Aileyle iletişime geçme konusunda ise ilk adımı atan taraf biz olmuyoruz. Genelde aile bize kişinin sözlükteki arkadaşları aracılığıyla ulaşıyor.

Neden ailelerle iletişime geçme konusunda ilk adımı atan siz olmuyorsunuz?

Bu yazarın yaşarken anonim kimliğini hangi ölçüde korumak istediğine dair tavrına duyduğumuz saygının bir sonucu. Gerçek anlamda anonimlik elde etmek aslında düşündüğünüzden çok daha zor. Bu anonim kimliklerin arkasında kim olduğunu bazen arkadaşlar bilse de, aileler bilmiyor. Kişinin kendi tercihi. Anonimlik neticede farklı kademeleri olan bir süreç. Ekşi Sözlük’ten takma adıyla yazıp gerçekte kim olduğu bilinen çok kişi var. Bazen anonim karakterler yaşayan karakterden çok daha gerçek bir hal alabiliyorlar. Otisabi gibi, SSG gibi...

Ailelerle iletişime geçme konusunda ilk adımı atmamamızın arkasında yatan en önemli sebep de bu aslında. Kişi öldükten sonra bile kendi kurduğu anonim anlayışa, yazdıkları üzerinden kurduğu iletişimin kendi tercih ettiği çevreyle sınırlı kalmasına yönelik bir saygı duruşu. Aile bunlardan haberdarsa zaten bizimle bir şekilde iletişime geçiyor.

Hiç Ekşi Sözlük içinde bir yazarın intihar eğiliminin farkedildiği ve yine sözlük içindeki çabalarla kişinin bu kararından vazgeçirildiği oldu mu?

Bir aralar sözlük ‘Ekşi Sözlük İntihar Danışma Hattı’ gibi bir gönüllü oluşum vardı. Bir sebeple intiharı düşünenlerin kendileriyle iletişime geçmesi üzerine çağrı yapıyorlardı. Üstelik bu oluşum dahilinde psikologların ve uzmanların da yer aldığını hatırlıyorum. Son derece de aklı başında bir girişimdi.

Sözlük içindeki dinamik etkileşim, bu tarz ilişkileri hızla ortaya koyacak bir yapı sunuyor. Genelde aynı görüşteki insanlar bir entry etrafında toplanıyor ve konu yeterince ilgi görürse buna benzer sinerjiye dayalı oluşumlar ortaya çıkıyor. Fakat bu neticede tepeden yönetilen bir organizasyon değildi, küçük çaplı bir çabadan ibaretti.

Ben bu işi normal koşullarda tam profesyonel bir ekibin ele alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çok hassas bir konu, doğru yaklaşımların uygulanmaması faydadan çok zarara neden olabilir.

Neden devam etmedi?

Bilemiyorum. Belki yeterince ilgi görmedi. Belki dalga geçtiler, istismar ettiler, moral bozdular. Maalesef kalabalık topluluklarda böyle şeyler de oluyor.

Sözlükteki dinamik etkileşimin hızlı bir koordinasyona ve toplumsal faydaya döndüğü başka örnekler de var mı?

Bazı konular bir topluluk oluşturmanın ötesinde platform geneline yayılmış bir kültüre, bir alışkanlığa dönüşüyor. Örneğin sözlükte kan aranıyor duyurularının olduğu başlık yıllar önce böyle bir ihtiyacı olan bir yazar tarafından açılmıştı. Sonra bir başkası yazdı, bir başkası daha yazdı ve derken 5 yıl içinde bu başlık duyurularla doldu.

Ancak bu da beraberinde farklı sorunları gündeme getirdi. Örneğin 5 yıl önce kan aranıyor duyurusu yazmış birini arıyorlar. Oysa hasta çoktan iyileşmiş veya hayata veda etmiş. Bir anda gereksiz bir iletişim oluşuyor, karşı tarafın anıları tazeleniyor, üzülüyor... İster istemez buna müdahale etme ihtiyacı duyduk ve bu işi bir sözlük fonksiyonuna dönüştürdük. Yani bu kültürü yazarlar ortaya koydu, biz bunları özelliğe dönüştürdük. Bu tamamen organik bir süreçti.

Benzer bir durumu Cizre’ye kitap yardımı kampanyasında yaşadık. 2003'te gerçekleştirdiğimiz bir organizasyondu. Herşey bir yazarın çabasıyla başladı, diğerileri yazarı destekledi, biz de duyuru ve organizasyon konusunda yardımcı olduk. Ama baktığınızda proje tamamen sözlük yazarlarının kendi projesiydi. Kampanya kapsamında 3 ayda 40 bin kitap toplandı. Kitaplar Cizre’deki ilkokula sığmadığı için bir kısmı ilçe kütüphanesine aktarıldı. Tüm bunlar merkezi bir otoritenin bastırmasıyla değil, bireysel bir çabanın topluluk tarafından teşvik edilmesiyle gerçekleşti. Bence başarılı olmasının arkasındaki en büyük sebep de bu.

Sözlükteki bir diğer önemli başlık da makale aranıyor duyuruları. Akademisyenler bu başlık altında makale arayışlarını paylaşıyor ve ellerindeki makaleleri değiş tokuş ediyorlar. Kan aranıyor duyurusu gibi başlayan bu başlık bugün makale bulma konusunda en iyi kaynaklardan biri haline dönüştü.

BİTTİ.
YORUMLAR
ssl 26 MAYIS 2012 / 22:29 0 0
negzel bir röportaj olmuş.