Yaşam Tarzı Konuk Yazarlar 16 MART 2012 / 11:44

Ekşi Sözlük Röportajı, Bölüm 2: Sözlükte eleştiriye en tahammülsüz kesim hangisi?

Sözlükte eleştiriye en tahammülsüz kesim hangisi?

Ekşi Sözlük'ün kurucusu Sedat Kapanoğlu (SSG) ile gerçekleştirdiğimiz röportajın ikinci bölümünde sözlük ve benzeri oluşumların ana akım medya ile ilişkisini sorguluyoruz. Ayrıca sözlükte farklı kesimlerin eleştiriye karşı tavrı ve sözlük modelinin farklı ülkelerde de hayata geçirilip geçirilemeyeceği konularına da değiniyoruz. 



Ekşi Sözlük'ün kurucusu Sedat Kapanoğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajın ilk bölümünü "Ekşi Sözlük Röportajı, Bölüm 1: Savcılık anonim kimlikleri nasıl deşifre ediyor?" başlığıyla sitemizde yayınlamıştık.

Röportajın ikinci bölümünde sosyal medyanın ana akım medya karşısındaki durumunu, sosyal medya platformunda kullanıcı tarafından ortaya koyulan içeriğin içeriğe olan etkisini ve Ekşi Sözlük'te farklı kesimlerin eleştiri konusunda takındığı tavrı ele alıyoruz.

Sizce sözlük ve benzer sosyal yapılar ana akım medyanın bir alternatifi olabilir mi?

Biz alternatif görüşler konusunda çok kurak bir ortamdan çıkarak internete geldik. Alternatifi tartışmakla ilgili sıkıntılarımız vardı, belki de o nedenle interneti çok sevdik. İnternet her biri kendine göre haklı gerekçeleri olan farklı görüşleri bir arada bulabilmek adına inanılmaz bir kaynak.

Bu yönüyle sosyal medyanın ana akım medyaya alternatif olmaktan öte, ana akım medyayı yeniden modelleyecek bir yapı ortaya koyacağını düşünüyorum. Bu değişimin farkında olmayan, ders almayan ana akım medyanın hepsi zamanla kaybolmaya mahkum. Neticede sosyal medya insanların bilgi ihtiyacının hangi konulara odaklandığına dair en büyük gösterge. Ana akımın da bu eğilimleri dikkate alması gerekiyor.

Bunun belki de en belirgin örneği serbest yazarların bir araya gelerek haber içeriğine katkı sağladığı Huffington Post. Bir hobi olarak başlayan bu proje sosyal katkıyı gözeterek kendisi bir ana akıma dönüştü, Obama’nın seçilmesinde önemli bir rolü olduğu söyleniyor ve nihayetinde de 300 milyon dolara satıldı.

Ana akım medyanın şu an sosyal medya içeriğine bakışı “Burada şöyle de bir şey var” şeklinde. Eskiden ana akım medya farklı insanlar ve fikirler arasında köprü kuran bir yapıydı. Oysa bugün sosyal medya bu köprüyü zaten kuruyor. Şimdi medyanın bu platformu destekleyecek yeni bir pozisyon alması, kendini bu şekilde konumlandırması gerekiyor.

Konuya içerikte tarafsızlık açısından baktığınızda neler söyleyebilirsiniz?

80’lerden sonra ana akım medya her zaman iktidarın izin verdiği ölçüde konuşabilen mecra oldu. Ana akım medyayı ya sermaye ya iktidar yönetir. Sermaye ve iktidar karşı karşıya gelirse de iktidar kazanır. Böyle yapılarda elinizdeki bir avuç köşe yazarını belli bir konuya yönlendirerek manipüle etmek çok kolay. Ama elinizde sosyal medya olduğu zaman biliyorsunuz ki binlerce insanı oryantasyondan geçirip bir vizyon doğrultusunda yönlendirmek mümkün değil.

Bir mecranın ne ölçüde tarafsız olduğunun en önemli göstergelerinden biri benim gözümde içerik zenginliğidir. Bir sitenin içeriği ne kadar çok farklı görüş barındırıyorsa, mecranın o kadar tarafsız olduğuna hükmedersiniz. Ekşi Sözlük Türkiye’de bir yığın karşıt görüşlü insanın bir arada alt alta fikir üretebildiği bir alan, Türkiye'de farklı görüşlere dair tutumun nasıl değiştiğine dair ciddi bir örnek.

Bu sözlüğün kendi dönemi için bir ilktir. Bir dönem internette küfür etmeden iki kelime edebilen insan bulmak bile zordu. Ekşi Sözlük birçok fikrin bir arada durmasının kimseye zararı olmadığını göstermenin yanında, birçok farklı görüşü ve bakış açısını bir arada görmek isteyenler için de eşsiz bir kaynak oluşturdu.

Klon sözlüklerin yaygınlaşmasının da da bu kavramın içselleştiği yönünde önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum.

Yayındaki içeriklerle ilgili birçok kesimden tepki aldığınızı söylediniz. Bunlar arasında sizi en çok zorlayan, eleştiriye en tahammülsüz olanlar kimler?

Bugüne kadar üzerimizde hukuksal açıdan en büyük baskıyı oluşturmaya çalışan kişi Adnan Oktar oldu. Ancak buna rağmen bugün Adnan Oktar başlığı altına bir şeyler yazabildiğiniz tek sözlük Ekşi Sözlük’tür. Geçtiğimiz aylarda sözlükçülerin topluca ifadeye çağrılmasına sebep olan sürecin mimarı da yine kendisiydi.

Sözlükte yer alan eleştiriler konusunda en çok haksız şikayet ise öğretmenlerden ve öğretim görevlilerinden geliyor. Bu kesim hiçbir şekilde eleştiriyi kaldıramıyor. Aralarında öğrencilerine dava açanlar bile var. Hatta geçenlerde sözlükte yazdığı bir eleştiri nedeniyle bir öğrenciye 1 dönem uzaklaştırma cezası verildi, sonradan gelen tepkilerle bu ceza 1 haftaya indi.



Eleştiri yapan öğrencilerin kimliği nasıl ortaya çıkıyor?

Onlar da daha önce bahsettiğim savcılıkta ifade yöntemini izliyorlar. Önce savcılığa şikayette bulunuyorlar hakkımda hakaret var diye (ki ilgili ifadeler hakaret kapsamında olmamasına rağmen), savcı yazarı çağırıp ifadesini alıyor. O arada kimlik bilgileri dava dosyasına geçiyor ve öğrenci deşifre oluyor. Öğretim görevlisi de dava sonucunu beklemeden okul üzerinden öğrenciye ceza veriyor.

Açıkçası ben bu durumu anlamakta zorlanıyorum. Öğretim görevlilerin üniversite ortamında yarı tanrı gibi dolaşarak eleştiriyi en büyük günah olarak addetmesi, bir eğitmenin sahip olması gereken açık görüşlülüğe ve bu kesimden beklediğiniz olgunluğa yakışmıyor.

Eleştiriye dair en hoşgörülü kesim hangisi?

Eleştiriye dair en hoşgörülü olan kesimi tespit etmek çok güç, çünkü bunlar zaten sizinle iletişime geçmiyorlar. Ama bu konudaki en büyük örnek hakkındaki bir eleştiriyle ilgili olarak bizi aramış ve ne yapması gerektiğini sormuş olan, sonrasında da bizim tavsiyemiz üzerine sadece bir açıklama metni yollamış ve girişleri sildirmemiş olan Kemal Kılıçdaroğlu.

Bu tavır o kadar beğeni topladı ki Ekşi Sözlük’te o dönem en beğenilen entrylerden olmuştu. Aslında ilgili entryde bir itham ve karalama söz konusuydu, istese sildirebilirdi de. Ama böyle yapmayıp kamuoyu önünde doğru bilgilendirme amacı gözetmesi çok düzgün bir duruştu. Herkese de örnek olması gerektiğini düşünüyorum.

Mevcut iktidardan size içerikle ilgili baskı veya şikayet geliyor mu?

Bir keresine bakanlardan biri “Kravatını bağlayamayan insan” tarzı bir eleştiri için bize faks çekmişti. Biz de bunu silemeyiz diye geri cevap faksladık. Onun haricinde iktidar tarafından şunu silin edin diye bir talep gelmedi. Nedendir bilmiyorum. Belki de öncelikleri dahilinde değilizdir, bizi uğraşmaya değecek kadar büyük bir lokma olarak görmüyor olabilirler. Diğer yandan biz de hukuka uygun bir moderasyon izlediğimiz için davaya sebebiyet verecek bir içeriğe fırsat vermiyor da olabiliriz.

Aslında bir de şu var: Devlet başkanlarının durumu sıradan vatandaştan, hatta milletvekilinden ayrılıyor. Onları koruyan kanun daha özel bir kanun, kapsamı daha geniş. Geçmişte başbakan hakkında yazılmış bir girişle ilgili bir yazarla hakkında takibat başlatıldığını hatırlıyorum. Ama orada doğrudan bir küfür ve hakaret söz konusuydu. Haklı bir işlemdi yani. Biz duruma hemen müdahale ettik ama bu durum suçun işlendiği gerçeğini değiştirmiyor, takibe devam ediyorlar.

Bugüne kadar Türkiye'de internet kullanıcılarının ne kadarı sözlüğe bir şekilde dahil olmuştur?

400 bin okuyan kayıtlı kullanıcı, 36 bin civarında yazar var. Sözlükte bugün 10 milyon entry varsa 10 milyon da silinmiş entry vardır. Bugüne kadar sözlükte bir şekilde yazarlık yapmış 100 bin kişiden bahsedebiliriz sanırım.

Ekşi Sözlük modelinin Türkiye'deki başarısını diğer ülkelerde sürdürüp sürdüremeyeceği konusu son zamanlarda sıkça gündeme geliyor. Siz projenin başındaki kişi olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ekşi sözlüğün daha 3. ayında Ekşi Sözlük'ün İngilizce'si de olsun diye bir konu gündeme geldi. Genel olarak ilk akla gelen formül İngilizce'sini yapalım, tüm dünya kullanır mantığı.

Bu benim kafama hiçbir zaman oturmadı. Çünkü dünyada Ekşi Sözlük'ün örttüğü ihtiyacı karşılayan yığınla site var. Bilgi paylaşımıyla, esprili tarzıyla bize gayet benziyorlar. Ama amaçları bizle aynı olmasına rağmen çoğu fazla ilgi çeken siteler değil. Çünkü orada “Ben niye bu siteye gireyim” sorusunu cevaplayabileceğiniz bir unsur yok. Fikir ve ifade özgürlüğü İngilizce'nin ağırlıklı kullanıldığı ülkelerin çoğunda sorun değil. “Bu sitede istediğin her konuda her şeyi yazabilirsin” dersen sana gülerler. Çünkü adam icabında canlı yayında kendi devlet başkanını yerden yere vurabiliyor. Bunu onlara bir özellik gibi sunacaksınız, üstelik rahatlığa ve özgürlüğe alışmış bir topluluğa “İstediğini yaz ama belli kurallar dışına çıkma” diyerek kısıt koymaya çalışacaksınız.

Ben sözlüğün İngilizce'si bu nedenle olmaz diye düşünüyorum.

Sözlük modeli Orta Doğu'da, özellikle Arap Baharı denen akımların yaşandığı ülkelerde başarılı olabilir mi peki? Oralarda böyle bir ifade platformuna ihtiyaç olabilir mi?

Ekşi Sözlük’ün Türkiye’de karşıladığı ihtiyacı özellikle Orta Doğu’daki benzer ihtiyaca sahip ülkelerde de örtebileceği ihtimalini açıkçası daha önce düşünmedim. Belki bu format oralarda farklı bir dinamizm yaratabilir. Ama bu yine de baştan sona o yapıyı ölçüp biçerek analiz edilmesi gereken bir şey. Oradaki toplumun dinamikleri iyi analiz edilmeli, ölçümlemesi doğru yapılmalı.

Örneğin bizde sözlük fikri ilgi çekerken, bir başka ülkede sözlük yaban bir kavram olabilir. Bizde sözlüğün sempatik bir tarafı var. Köşe yazılarında bile kullanılıyor. Yazılarda sempatik bakınızlar vermek kültürümüzde olan bir şey. İşin başarısı için bunların başka kültürlerde de karşılığını bulmak lazım. Sadece işi taşıyıp dili uydurmak değil, kültürü ve insanı anlayıp yapıyı da ona göre kurmak gerekiyor.

Sonraki bölümde:
Sosyal medyada geride bıraktıklarımıza ne olacak? Ekşi Sözlük'te ölümden sonra yaşam neye benziyor?
YORUMLAR
Cem Akkılıç 17 MART 2012 / 20:32 0 0
Adama bakın ya önce karalama vardı diyor sonra bunun Herkese de örnek olması gerektiğini düşünüyorum diyor... Olacak şey değil.