Yaşam Tarzı Konuk Yazarlar 15 MART 2012 / 11:41

Ekşi Sözlük Röportajı, Bölüm 1: Savcılık anonim kimlikleri nasıl deşifre ediyor?

Savcılık anonim kimlikleri nasıl deşifre ediyor?

Ekşi Sözlük'ün kurucusu Sedat Kapanoğlu, veya çoğu kişi tarafından bilinen adıyla SSG ile gerçekleştirdiğimiz röportajın ilk bölümünde sözlüğün bügünlere nasıl geldiğini, farklı kavramlara bakışını ve anonim kimliklere yönelik tehditleri ele alıyoruz.

Sedat Kapanoğlu, belki de bir çoğunuzun daha iyi bildiği adıyla SSG. Ekşi Sözlük'ün yaratıcısı ve başındaki isim.

Kendisiyle kaç yıldır tanıştığımızı hatırlamıyorum. Sanırım ilk konuştuğumuz zamanlarda Sedat henüz Ekşi Sözlük'ü ortaya koymamış, ben de basın sektörüne adım atmamıştım. Zaman içinde kendisiyle sanal ortamdaki birçok platformda bir araya gelmemize rağmen, bir türlü oturup etraflıca yüz yüze konuşma fırsatı bulamamıştık.

Bir türlü görüşemediğimiz bu süre boyunca Sedat Amerika'da Microsoft'a gidip geldi, ben de Hürriyet Gazetesi gibi yayınlar ve Ping gibi ajanslar arasında dolaşıp durdum. O arada Ekşi Sözlük büyüdü, Türkiye'de internet kullanımı yaygınlaştı, sosyal medya patladı, internet sansürü tartışmaları alevlendi, kısacası Türkiye'de ve dünyada internet toplumunu ilgilendiren birçok şey oldu...

Ben de artık oturup konuşacak çok şey biriktiğine karar verip hem artık yüz yüze tanışalım, hem de BTnet.com.tr'de güzel bir söyleşiye imza atalım niyetiyle SSG'nin kapısını çaldım.

Tıpkı uzun yıllar bir araya gelemeyişimiz gibi, röportaj için bir araya gelmemiz de açıkçası biraz uzun sürdü. Kah Sedat'ın işi çıktı, kah benim işim çıktı, kah İstanbul'a kar yağdı, kah hasta olduk yerimizden kalkamadık... Ama nihayet Ekşi Teknoloji'nin Yapı Kredi Plaza'daki ofisinde bir araya gelmeyi de başardık.

Açıkçası Sedat'la röportaj yapmanın benim için hem kolay, hem zor bir deneyim olacağını düşünüyordum. Kolaydı, çünkü ne yaptığını gayet iyi bilmenin yanı sıra bunu sözcüklerle de son derece net bir şekilde ifade edebilen biriyle karşılaşacağımı biliyordum. Zordu, çünkü bugüne kadar Ayşe Arman dahil sayısız kişinin röportaj yaptığı ve bugüne kadar kendisine sorulabilecek neredeyse her şeyin sorulduğu bir kişiyle oturup yeni bir şeyler konuşmam gerekiyordu.

Neyse ki işin kolay yanı daha ağır bastı. Soru soruyu takip etti, laf lafı açtı derken sözlüğün gelişiminden sosyal medya kültürünün yaygınlaşmasına, Türkiye'deki hukuk sisteminin içeriğe bakışından internetteki ölümsüzlüğümüze kadar birçok konuya değinen bir söyleşi çıktı ortaya.

Benim açımdan rekor sayılabilecek kadar uzun süren bu söyleşi sırasında çok fazla konudan söz açmışız, birçok önemli noktaya değinmişiz. Açıkçası hiçbir detay geride kalsın istemedim, ama hepsini birden koyacak olsaydım bir web sitesi için gerçekten okunmayacak kadar uzun bir içerik çıkardı ortaya.

O nedenle pek de huyum olmadığı üzere bu içeriği size parça parça sunmaya karar verdim. İlk olarak da sözlüğün geçirdiği evrim ve anonim duruşu üzerine odaklanayım istedim.

Dilerseniz artık lafı daha fazla uzatmadan, sizi SSG'ye yönelttiğimiz sorular ve cevaplarıyla baş başa bırakalım...

Ekşi Sözlük Türkiye'de 13 yıldır varlığını ve etkisini sürdürebilmiş bir yayın. Sözlüğün içeriğe yönelik bakışı zaman içinde nasıl bir değişim gösterdi? Sürekli büyüyen bu yapıyı kontrol altında tutabilmek için nasıl bir yöntem uyguladınız?

Sözlüğü ilk kurduğum zamanlarda herşey serbestti. İnsanlar siteyi içerikle dolduruyorlardı ve bunları elemek için makul bir gerekçem yoktu. Çünkü siteyi baştan itibaren bilgi kaynağı olarak konumlandırma niyetindeydim ve madem ki burası bir bilgi kaynağıydı, yazılan her şey bilgi demekti.



Ancak içerik zamanla sözlük anlayışından çıkıp foruma doğru yönlenmeye başladı. Bunun benim aklımda kurguladığım amaca zarar verdiğini farkettim ve kendi anlayışıma göre bazı kurallar koyarak bunlara uymayanların kaydını silmeye başladım. Dediğimi de uygulamaya başladım. Bir anlamda faşist bir yaklaşımdı benimkisi. Ama bunu yapmak zorundaydım, çünkü siteye ayırabileceğim vakitle düzgün bir moderasyon mümkün olmuyordu.

Sözlük popülerliğini artırdıkça baktım ki bu yöntemle bile yetişemiyorum, gönüllü moderatörler işin içine girdi. Diğer bir deyimle yeni moderatörler benim faşist yönetimimi devralmış oldu. Ama moderatör sayısı arttıkça moderasyona ayırabileceğimiz zaman da arttı ve daha zarif, haklara saygılı moderasyon konusunda adım atmaya başladık. Mesela önceleri kurallara uymayan yazarları doğrudan sözlükten uçururken, zaman bollaşınca kurallara uymayan yazar yerine kurallara uymayan entrylere yoğunlaştık. Yazarların silinmiş entrylerini gözden geçirmeleri için kişisel hesaplarına çöp tenekesi fonksiyonu ekledik, entry silerken silme sebebini de açıklama yoluna gittik ve düzeltilmiş entrylerin canlandırılmasına izin verdik.

Bu kuralları nasıl belirliyordunuz?

İçerik moderasyonunda öncelikle hukuksal kuralları gözetmeyi amaçlıyordum. Ama sözlüğün ilk dönemlerinde hukuksal konularla ilgili neredeyse hiç bilgim yoktu. O nedenle kendi anlayışım dahilinde hukuka aykırı olduğunu düşündüğüm entryleri doğrudan siliyordum. Hatta entrynin çok ciddi bir suç teşkil ettiğini düşünüyorsam yazarı da siliyordum.

Avukatlardan sitede yazılanlarla ilgili sık sık e-posta mesajları ve mektuplar geliyordu. Açıkçası bir avukattan mesaj almak beni çok korkutuyordu. Gelen istek neyse hemen gereğini yapma yoluna gidiyordum. Moderatörler de benim bu anlayışıma paralel hareket ediyorlardı. Örneğin biri sözlükte başbakana beddua ediyor. Aslında bunun hukuksal anlamda bir sakıncası yok, ama ben bunu da siliyordum.

Kısacası moderasyon konusunda biraz kendi anlayışıma göre hareket ediyordum, aklım sıra kendimi ve sözlüğü en iyi koruyacak ölçüde denetim uyguluyordum.

Hukuksal destek almaya başladığınızda ne oldu peki?

Bir süre sonra bu işi bilerek yapma adına hukuki danışmanlık almaya başladığımda gördüm ki benim kendi anlayışımla çizdiğim sınırlar, hukukun çizdiği sınırlardan daha darmış. Örneğin hukuka aykırı diyerek sildiğim birçok entry aslında hukuksal anlamda sorun çıkaracak içerikler değilmiş.

Tabii bunun tersiyle karşılaştığım da oldu. Yani hukuka uygundur diye düşünerek silmediğim entrylerin aslında hukuksal anlamda sorun yaratacak içeriklere karşılık geldiğini de böylece görmüş oldum.

Bu ayrımı netleştirdikten sonra içeriğe dair avukatlardan size gelen talepleri nasıl karşılamaya başladınız?

Hukuka aykırı olmayan girişleri silmeme konusunda direnç göstermeye başladık. Bir yığın şirket bize kendileriyle ilgili yazılmış şeyleri silmemiz için bizzat veya avukatları aracılığıyla başvuruda bulunuyor. Bunlar arasında son derece inatçı olanlar da var.

Mesela bazıları var ki içeriği şikayet etmişler, hukuka aykırı olmadığı için yazılanları silmemişiz. Onlar da sözlükte yazılanların Google arama sonuçlarında çıkmaması için yazılanları bir bloga kopyalamışlar, daha sonra Google’a başvuruda bulunmuşlar ve demişler ki “Bu içeriğin telifi bize aittir, arama sonuçlarından çıkartın”. Biz yazılanların içeriğinden bağımsız olarak bunlara tek tek itiraz dilekçeleri yazıp geri aynen koyduruyoruz.

Bizi tehdit eden de oluyor, hakkımızda karalama kampanyası başlatanlar da. Buna rağmen hukuka aykırı olmayan içeriği silmiyoruz. Yayınlanmasında sakınca görmediğimiz şeyin yayında kalma hakkını savunma konusunda dik bir duruş sergiliyoruz. Bir zamanlar benim bir avukat mesajıyla içerik sildiğim günden bugüne arada böyle bir fark var.



İnternet ve hukukun kesişim noktasında önemli bir noktada duruyorsunuz. Sizce hukuk internetin gündeme getirdiği ihtiyaçları karşılayabiliyor mu?

Şu anda içerik yönetimi adına vardığımız nokta hukuka endeksli, ama onun da çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Şu anki kanunlar ya çok kapsamlı, ya çok yetersiz. Örneğin Atatürk’e adam diye hitap etmek suç. Ama bir etnik kesime veya dine yönelik hakaret kanunlarda suç olarak kabul edilmeyebiliyor. Bugünkü kanunların özellikle nefret söylemlerinin sınırlarını belirleme konusunda da önemli eksikleri olduğunu düşünüyorum.

Bizim için ilk aşama işimizi hukuka endekslemekti. Şimdiki beklentimiz, hukukun kendini çağdaş yaşama endekslemesi ve hukukun internete uyumunu sağlayacak düzenlemelerin bir an önce hayata geçmesi. Örneğin şu ara sıkça uygulandığı üzere insanları yazdıkları nedeniyle savcılıkta ifadeye çağırarak gerçek kimliklerini ortaya çıkarmak bence en büyük tehlike. Bu konuda Başbakanlık ve Adalet Bakanlığa karşı açtığımız davalar var ama yolumuzun uzun olduğunu söyleyebilirim.

Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Köşe yazarları Ekşi Sözlük’ü eleştirirken hep takma isimlerinin arkasına saklanarak başkalarına hakaret yağdıran insanları barındıran bir yapı olduğunu söylerler. Oysa anonim kimlik sadece eleştiriyi serbestleştiren bir araç değil, aynı zamanda eleştiren kişiyi korumaktan doğan bir ihtiyaçtır. İnsanlar artık gerçeğin bu tarafını da yavaş yavaş kabul etmeye başladılar.

Ben anonimliğin bu çerçevede yeniden yorumlanmasını ve bunun da kanunlara yansımasını bekliyorum. Örneğin son zamanlarda yazarların anonim kimliklerini ortaya çıkarmak isteyen kişiler yeni bir yönteme başvurmaya başladılar. Öncelikle yazarın yazdıklarıyla ilgili bir dava açılıyor. Savcılık bizden bu yazarın IP’sini istiyor, vermek zorundayız veriyoruz (ed: nedenleri için şu haberimize bakabilirsiniz). Daha sonra gidip internet servis sağlayıcısından telefonunu alıyor, oradan adresine ulaşıyor ve şahsı ifadeye çağırıyor.

Aslında şahısların ifade vermesi 5 dakikalık bir iş. Gidiyorlar, benim böyle bir kastım yoktu diyorlar, savcı da takipsizlik kararı veriyor. Ancak bu süreçte kişinin gerçek ismi dava tutanaklarına geçiyor, isteyen herkes tarafından erişilebilir hale geliyor ve anonimliği ortadan kalkıyor.

Ben kişilerin anonim kimliklerinin bu şekilde dava dosyalarında açıkça ortaya koyulmasına karşıyım ve dava dosyasında bilginin kişiyle eşleştirilebilecek biçimde bir araya gelmemesi gerektiğini savunuyorum.

Kamuoyunun bu konuya bakışı nasıl? İnsanlar bu durumun yeterince farkında mı?

Açıkçası Türkiye’de insanların birinci önceliği karnını doyurmak. Fikri haklar maalesef yenilip içilen bir şey değil. O nedenle bunları anlatırken açıkçası yeterince kamuoyu oluşturmakta zorlanıyoruz.

Günümüzde popüler sosyal medya akımları açık kimlik üzerinden paylaşımı benimserken, sizin anonim duruşu özellikle sahiplenmenizin sebebi nedir?

Biz Ekşi Sözlük’te kişilerin anonim kimliklerini ne ölçüde açık edeceklerini tamamen kendi tercihlerine bıraktık. İnsanların kendilerini en baştan açıp ortaya atacakları bir yapıyı tercih etmedik, isteyenin kendi hakkında sadece istediği ölçüde bilgi verebileceği bir platform anlayışını benimsedik. Örneğin sözlükçülerin facebook sayfaları başlığına girin, profilini paylaşan yığınla yazar görürsünüz. Bu yazarların kendi tercihidir.

Facebook ve benzeri platformların tercih ettiği açıklık politikası ise kendi ticari anlayışlarına uygun bir yapı. Bu yaklaşım trafiği artırıyor, reklam gelirini artırıyor. Ama böyle bir yapıyı kontrolsüzce kullanıcının eline tutuşturmak öngörülemez sıkıntılara yol açabiliyor. İkide bir sosyal medyada patronuna saydırıp sonrasında işten atılan kişilere dair olayları sıkça yaşıyoruz.

Ben bunun kullanıcı hakları konusunda doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. Kişi bu platforma yeni girmiş olabilir, paylaştıklarının neden olacağı zararın farkında olmayabilir. Twitter mesela tıpkı sözlük gibi anonim kimliğin kontrolünü kişinin kendi tercihine bırakıyor. Ben bu yaklaşımın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum...

Sonraki bölümde:
Sözlük ana akım medyaya rakip olabilir mi? Eleştiri konusunda en tahammülsüz kesim hangisi?
YORUMLAR
Cem Akkılıç 17 MART 2012 / 20:02 0 0
Sitedeki TAKUNYA LİBİDOCUSU başlığında ağır hakaretler yapılıyor. Bu adam neden bu hakaretlere izin veriyor?