Yaşam Tarzı Konuk Yazarlar 11 MART 2013 / 15:43

CIO'lar için kader anı: Batman mı olacaksınız, yoksa Robin mi?

Endüstri genelinde CIO'lara olan bakış "Teknolojik altyapı yöneticisi" tanımının ötesine bir türlü geçemeyince, kendilerine CDO (Chief Digital Officer) adını veren yeni nesil yöneticiler CIO'ların tahtını sallamaya başladı. Peki bu mücadelenin bir galibi olacak mı? Peter Hinssen'in analizi. 



CIO. Genel olarak bilinen anlamıyla "Bilgi Teknolojileri Yöneticisi", veya bizim yayınlarımızda kullanmayı tercih ettiğimiz şekliyle "Teknoloji Lideri". Şirketlerde bu görevi üstlenen kişilerin aslında ne yaptığı terim ilk ortaya çıktığı günden beri tartışılıyor.

Şahsen şirketlerde herhangi bir görev tanımının bu denli çarpıtıldığına daha önce şahit olmamıştım. Çoğunun teknoloji liderine bakışı şöyle: "Teknoloji manyaklarından oluşan ekibin lideri ve şirketteki tüm bitlerin ve baytların efendisi."

Biraz abartmış olabilirim, ama benim baktığım yerden göründüğü kadarıyla endüstrinin CIO'lara yakıştırdığı görev tanımı yaklaşık olarak bu.

İşim gereği London Business School'da kıdemli yöneticilere eğitim veren bir programda eğitmen olarak görev yapıyorum. Dünyanın dört bir yanından üst düzey yöneticiler bize gelerek 3 hafta boyunca strateji, finans, pazarlama, inovasyon ve liderlik hakkında anlattıklarımızı dinliyorlar.

Ah, konular arasında bir de teknoloji var tabii. İşte bu noktada ben devreye giriyorum.

"Bilgi Teknolojileri" isimli ders için sınıfa ilk girdiğimde genellikle küçümseyen, hatta bıkkın yüzlerle karşılaşıyorum.

Unutmayın, beni dinlemek için gelen kişiler dünyanın dört bir yanındaki büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri.

Onlara ilk sorduğum soru şu oluyor: "Tek bir cümleyle özetlemeniz gerekirse, bilgi teknolojileri kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Aldığım cevaplardan bazıları: 'Sıkıcı', 'karmaşık', 'masraflı', 'her zaman geç kalan', 'rahatsız edici'. Üstelik bunlar en kibar cevaplar.

"Peki BT bölümü hakkında ne düşünüyorsunuz" diye sorduğumda iş daha da renkleniyor: 'Kendini beğenmiş', 'gerçekle alakası olmayan', 'kendi dilini konuşan' ve son zamanlarda oldukça sık bir şekilde duymaya başladığım üzere 'modası geçmiş'.

Tansiyon düşeceğine yükseliyor

İş birimleri ve BT arasındaki tansiyonun oldum olası yüksek olduğunu zaten biliyorduk. Ama görünen o ki son birkaç yılda işler düzeleceğine aradaki gerginlik daha da artıyor.

Bunun sebebi dijital kültürün artık 'normal' karşılanması ve hemen herkesin kendini bu konuya yakın hissetmesi. Diğer bir deyişle BT bölümünün bilgi birikiminden kaynaklanan avantajı ortadan kayboluyor. Yoldan geçen adamın, hatta yanında dolaştırdığı köpeğin bile iPad kullandığı bir dünyada BT birimleri üzerindeki "teknoloji öncüsü" algısını yitiriyor.



Bence bu işin en büyük sorumlusu yine CIO'lar. Çoğu şirkette CIO'lar asıl yapmaları gereken işlerle uğraşmak yerine, kendilerini daha rahat ve güvende hissettikleri CTO (Chief Technology Officer) işleriyle çeviriyorlar. Sebebi, bu kişilerin BT kavramı henüz BT olarak isimlendirilmeden önce bile bu işlerle uğraşmaya başlamış olmaları.

BT kavramının kökeni "Elektronik Bilgi İşlem" adı verilen, şirketlerin finansal verilerini işlemek için koca koca makinelerin kurulu olmasını gerektiren zamanlara dayanıyor. Çoğu BT departmanı da asıl görevini "teknolojik altyapı sağlamak" olarak tanımlıyor. Çok azı CIO'nun asıl anlamının farkında: Kurumun bilgiyle olan etkileşiminde etki ve fark yaratacak çabalar ortaya koymak.

Kendini CIO olarak tanımlayanların çoğu işini dizüstü bilgisayarlara Microsoft Office kurmak, hatta lütfederse bir adım daha ileri götürüp SharePoint sunucuları üzerinde kullanıcıların dokümanlarını saklayabilmeleri için yer açmaktan ibaret görüyor. Ama çok azı şirketin içerikle olan ilişkisi üzerinde etki oluşturmak, bilgi birikimini güçlendirmek ve bilgi odaklı inovasyon peşinde.

Örneğin çoğu şirket çalışanlarına akıllı telefonlar dağıtıyor. Bunları kontrol altında tutmak ve güvenliğini sağlamak konusunda da gayet iyiler. Ama mobil çalışma ortamında bu gibi cihazların getireceği zengin potansiyel, birçoğu için ufuk çizgisinin ötesinde bir notadan ibaret.

Bu nedenle çoğu CIO yöneticiler masasında kendine yer bulamıyor. Bu nedenle hala gidip şirketlerdeki en güçlü yönetici olan CFO'ya rapor vermek zorunda kalıyorlar.

Wired yazarlarından Chris Anderson'un bir aralar ifade ettiği gibi: "Şirketlerde gerçek teknoloji inovasyonunu kendi inisiyatifine alanların yanında, CIO'lar sırttaki birer kambura dönüşüyor." Uh-oh...

Yeni bir yönetici nesli: CDO'nun doğuşu

Bununla birlikte, son zamanlarda yeni bir CXO sınıfı lider şirketlerde adından söz ettirmeye başladı: CDO, yani "Chief Digital Officer".

Bu kişi şirketteki sayısal ve sosyal olan her şeyle ilgilenme sorumluluğunu üstleniyor. Neden? Çünkü CDO. Veri analizi ve büyük veri gibi kavramların şirket stratejisine nasıl yön vereceğini cevaplamaya çalışıyor. Neden? Çünkü CDO.

Bu yeni nesil kahraman, dijitalin ne anlama geldiğini ve şirket için inovasyon adına ne gibi fırsatlar getirdiğini gören, anlayan yegane yönetici. CDO'nun görevi şirkete teknoloji uyarlamak değil, teknolojiden destek alan inovasyonu uyarlamak. Şirketin iş modelini dönüştürmek.

Bu durum önemli bir soruyu akla getiriyor: CIO, CTO ve CDO aynı kişi mi, yoksa ayrı kişiler mi? Burada Klark Kent ve Süpermen benzeri bir ilişkiden mi söz ediyoruz?

Geçtiğimiz beş yıl boyunca dünya genelinde yüzlerce CIO'yla birlikte çalıştım, ne yöne gittiklerini ve nelere odaklandıklarını anlamak için çaba gösterdim. Genel algı, hepsinin şirket içinde kendilerini yeniden süperstar olarak görmek istedikleri ve CDO'ya dönüşmek için çaba harcadıkları yönünde.

Ama gerçek öyle değil. Bu dönüşüm için önlerinde iki büyük engel var.

Birincisi, çoğu CIO BT ekiplerinde böyle bir dönüşümü gerçekleştirecek yeteneklerden yoksun. Ekip altyapılar, sunucular, Exchange ve SAP gibi özel uygulamalar konusunda gayet iyi olabilir kabul. Ama bugün fark yaratacak olan sosyal ağ deneyimi, büyük veri analizi, sayısal iletişim becerisi ve yaptıkları işi günlük hayatın dilinden aktarabilme konusunda sorun yaşıyor.

İkincisi, CDO'ya dönüşmek isteyen CIO'lar nadir olarak şirket içinde "bu işi yapabilecek ölçüde güvenilir" olarak nitelendiriliyor. Bunun sebebi, sayısal odaklı fırsatların uygun şekilde değerlendirilmesinin iş odakları üzerinde derin bir anlayışa ihtiyaç duyması ve CIO'lara bu konuda genelde şüpheyle yaklaşılması.

Oysa CIO denildiğinde akla gelenler hep 'karmaşa', 'istendiği şekilde bitirilmemiş işler' ve 'cehennemden çıkmış gibi uğraştıran BT projeleri'. Hak verirsiniz veya vermezsiniz ayrı mesela, ama bunlar genelde CIO'ların geçmişinde bazı izler bırakıyor.

Batman mı, Robin mi?

Bu nedenle şirketlerdeki CDO'lara baktığınızda çoğunun BT altyapısından gelmediğini görüyorsunuz. Genelde pazarlama, iş geliştirme ve satış gibi nispeten daha çok saygı gören yerlerden geliyorlar. Nereden gelirlerse gelsinler ama BT'den gelmesinler. Kabul etseniz de etmeseniz de gerçek bu...

Günümüzde birçok şirket eski altın çağlardan kalma BT yöneticilerini, teknik ekiplerin yönetimini üstlenmek üzere CIO olarak barındırıyor. Sayısal yetenekler ise CIO'lardan en az iki nesil daha genç olan CDO'lar tarafından yönetiliyor.

Ben gelecekte bu ikisinin uygun şekilde bir araya gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü günün sonunda CDO ile gelen yenilikçi düşünce ve tekniklerin, CIO tarafından yönetilen altyapı ve sistemlerle uyum sağlaması gerekiyor.

Şimdi CIO'ların önünde önemli bir seçenek var: Batman mı olmayı seçecekler, yoksa Robin mi?

Benim görüşüme göre bu iş BT departmanlarının tamamen yeniden yapılanmasını da gerektirecek bir süreç.

Ama hepsinden önce CIO'ların aslında ne olduklarının farkında olması ve gerçek görev tanımını sahiplenmesi gerekiyor.
Bu yazı, London Business School'da konuk eğitmen olarak görev yapan Across CEO'su Peter Hinssen'in Business Insider'daki yazısından çevrilmiştir. Kendisini @hinssen twitter hesabından takip edebilirsiniz .