Yaşam Tarzı Konuk Yazarlar 14 NİSAN 2014 / 15:14

Artık eskileri bırakma zamanı gelmedi mi?

Eşyaların interneti, sosyal ağlar, mobile cihazlar ve mobil yaşam şekli, yeni kuşak ödeme biçimleri ve sistemleri, yeni kuşak para birimleri ve türevleri, yeni kuşak dağıtım ve iletişim kanalları bugün kapımızı çalmakta, kendini göstermekte ve gelişmeye devam etmektedir. GelecekHane Kurucusu Halil Aksu hayatın yenilik rüzgarını kaçırmayın diyor.
İnternet dönemi 90’lı yıllarda başladı. İnternet teknolojiye meraklı insanlar için, akademik dünya için, belki medya için ilginç bir mecra idi. Sonra arama motorları, e-ticaret, haberleşme uygulamaları ve siteleri ortaya çıktı. Bunların finans sektörü ile ne ilgisi olabilirdi ki? Hah, çok uzak bir hadise. Hadi bilemedin, biz de bir kurumsal internet sitesi açarız, uğramak, bakmak isteyen olursa, bakabilsin diye. Şube ve ATM adresleri, faiz oranları, diğer ürün ve hizmetlerimizin kısa tanıtımı, ama fazlasına da hiç gerek yok…

Hatırladınız mı bu günleri? Ne? İnternette şube mi açmak? Deli misiniz? İnternete kim güvenir, parasını yatırır, hesabına bakar, işlem yapar? Olacak iş değil… (Yıl 1997’de bu cümleleri kendi kulaklarımla işittim…)

Yıl 2014. Alternatif dağıtım kanalları oldu ana dağıtım kanalları. Şubelerde işlem sayılarını nasıl azaltır, şube personel sayısını nasıl azaltırız, şubeyi satışa nasıl yönlendirebiliriz diye çalışmalar yapılmakta. Devran tersine döndü. Sadece 10 – 15 yılda. Bir kurum için çok uzun bir süre değil, bir toplum için dünden bugüne kadar kısa bir süre…

Eşyaların interneti, sosyal ağlar, mobile cihazlar ve mobil yaşam şekli, yeni kuşak ödeme biçimleri ve sistemleri, yeni kuşak para birimleri ve türevleri, yeni kuşak dağıtım ve iletişim kanalları bugün kapımızı çalmakta, kendini göstermekte ve gelişmeye devam etmektedir.

Bunları tehdit olarak algılayanlar var ve türlü bahanelerin arkasına saklanıp, tutucu davrananlar var, 15 sene önceki gibi. Bu geçici bir trend, güvenlik açıkları var, önce başkaları denesin görelim, zaten biz de bunun uzmanı yok, buradan para kazanılmaz, 3 – 5 müşteriden başka kimse ilgilenmez ve benzeri gibi klişe bahaneler aslında savunma mekanizmalarıdır. Hepsinin çaresi var.

Zira bu gelişmeleri fırsat olarak görenler de var. Üstteki bahanelerin içinde bulunan realiteler bu kurumlar için de geçerli. Ama onlar bir şekilde bunların çaresini buluyorlar, çözümler üretiyorlar, opsiyonlar oluşturuyorlar, yeni yetkinlikler geliştiriyorlar. Risklerin farkında olmak lazım. Ticaret demek, iş yapmak demek, hayatta olmak demek, risk demektir. Buna rağmen iş yapmaya ve yaşamaya devam edeceğiz, ediyoruz…

Dünya giderek dijitalleşmektedir. Konvansiyonel yaklaşımlar ve teknolojiler yeterli değildir. Farklı sektörlerden ilham almak gerek. Farklı sektörlerdeki gelişmeleri takip etmek gerek. Finans sektörü kendi içinde dönen değil, reel sektörlere hizmet veren bir sektördür. İster banka olsun, ister sigorta şirketi olsun, ister aracı kurum olsun, ister diğer finansal hizmetler olsun. Üreten, servis veren, alan satan sektörlerin faaliyetlerinin finansmanı yapılmakta, sigortaları yapılmakta, işlemleri karşılanmaktadır.

Yakın gelecekte sürücüsüz araçlar ortalıkta dolaşacaksa, bunların nasıl sigortalanacağı, toplam sigortacılık endüstrisi üzerinde nasıl bir etkisinin olacağını şimdiden kurgulamaya başlayan ve bunun iş modellerini, ürün ve hizmetlerini geliştiren, reasürans tarafını halleden, avantajlı olacak, konumunu almış olacak.

3 boyutlu yazıcılar üreten sektörlerde ve perakendede yerini alacaksa, bu kişiselleştirilmiş eşyaların için elektronik bir akıl olacaksa, bu cihazlar internete bağlanacaksa, belki aralarında haberleşme olacak, hizmet alış verişi olacak, belki ödeme imkanları gerekecek. Kim karşılayacak bu ödemeleri? Bugün itibariyle bir banka olmayacağı kesin, ‘paypal’ ve benzerleri olma ihtimali çok daha yüksek.

Buna benzer tüm diğer yeni gelişmekte olan teknolojiler için aynı benzetmeleri yapabiliriz. Finans sektörü günlük operasyon, verimlilik, optimizasyon, konsolidasyon ve merkezileştirme gibi ana başlıklara dalmış, bunlarla uğraşan bir haldedir. Pek çoğunda önceki yüzyıldan kalma sistemler, yaklaşımlar ve iş yapış tarzları, ve daha üzücüsü kafa yapıları bulunmaktadır. Gerçekten inovasyon yapan, gerçekten fırsat takip edip, yakalayan ve sektöre öncülük, liderlik yapan kurum sayısı son derece azdır. Zaten onları hepimiz biliyoruz.

Çağ değişti. 2. Millenyumda, 20. Yüzyılda yaşamıyoruz. 3. Millenyuma, 21. Yüzyıla girdik. Bilgi teknolojileri sadece işlem yapan, verileri saklayan, talep üzerine proje geliştiren bir birim olamaz, olmamalı. Teknoloji BT’den daha büyüktür. Teknoloji donanımdır, bağlantılı olma halidir (connectivity), sosyal – lokal ve mobil olma halidir (SOLOMO). Teknoloji toplumdan, ekonomiden, hatta siyasetten gayri bir şey değildir. Hayatın akışını hızlandıran, kolaylaştıran, pek çok yerde mümkün kılan, en güzel tasarlanmış halinde hiç görünmeyen şeffaf bir unsurdur (enabler). Yeni şeyler söylemek, yeni şeyler yapmak lazım cancazım…

21. Yüzyıl, özellikle ilk yarısı, bilgi çağının zirve yapacağı dönemdir. Bugünlerde büyük veri diyoruz. Herkesin büyük verisi kendisine. Kiminki ne kadar büyük? Bu yarışa girmeye gerek yok. Bu verilerden ne çıkardığımız önemli olandır. Büyük veriyi analiz edemiyorsak, raporlarımız otomatik değilse, tüm veriye erişimi mobil cihazlardan sağlayamıyorsak, veriler gerçek zamanlı değilse, verilere erişmek için paralel dünyalar icat ediyorsak (veri ambarı gibi mesela), o zaman 20. yüzyılda yaşıyoruz demektir. İşlem ile, veri, veri ile analiz, analiz ile karar, karar ile kampanya, kampanya ile işlem bir arada ve milli saniyeler mertebesinde dönmüyorsa, bu gençlerle, bu çağda, büyük şehirlerimizde, dünyada rekabet etme, var olma şansınız yoktur!

BT düz iş yapma modunda devam ettiği sürece, her zaman bir masraf yeri olarak algılanmaya, o şekilde değerlendirilmeye devam edecektir. Bunun sorunlarını siz benden iyi biliyorsunuz. Zaten yöneticileriniz de patronlarınız da sizden değer üretmenizi, inovasyon yapmanızı, kurumunuzu geleceğe taşımanızı beklemektedir.

Bunun için ilave bütçe, ilave eleman istemeyiniz. İlave kaynakla bunu herkes yapar, ama hikaye yine maliyete döner. Dolayısıyla bu işleri ilave maliyete neden olmadan, yetkinlik geliştirerek, yalın bir ortam oluşturarak, yenilikçiliği teşvik eden bir iklim sağlayarak ve doğru projeleri, özgün işleri hızlıca yaparak elde edebilirsiniz.

Ne düşündüğünüzü hissedebiliyorum. Kolaysa gel sen yap diyorsunuz! Elbette kolay değil. Elbette güvenlik işleri devam edecek, elbette altyapının hizmet kalitesi aksamaması gerekmektedir, elbette hazinen bugün talep ettiği dün itibariyle geçerli olan rapor talebi her şeyden daha önemli ve acil. Evet, bunlara rağman bir önceki paragraf geçerlidir.

Dünün yöntemleri, mimarisi, teknolojileri, yetkinlikleri ve yaklaşımları sizi bu hale getirdi. Aynı deneyi tekrarlayarak farklı sonuçlar beklemek aptallıktır, demiştir Einstein. Benim zekamdan şüphe edebilirsiniz, ama sanırım onun zekasından hiç birimiz şüphe etmiyoruz. Aynı yöntemler farklı bir sonuç doğurmayacaktır. Yeni yaklaşımlar, yeni mimariler, yeni yetkinlikler ve yeni teknolojilere ihtiyacınız var.

Başınızı kaldırınız, sokağa çıkınız, yeni çeşit elemanlar işe alınız, üniversitelere gidiniz, fuarlara ve konferanslara gidiniz, şubelerinize ve ajentelerinize gidiniz, hayat orada cereyan ediyor. Onlar sizi yönlendirecektir. Oradan ilham alınız. Yeni şeyler yapmak, yeni şeyler söylemek lazım…