Yaşam Tarzı İnternet 30 OCAK 2014 / 22:44

Korsan Parti: "Otosansür sansürden daha tehlikeli"

5651 sayılı kanuna dair yeni düzenleme üzerinde görüşmeler sürüyor. Korsan Parti Sözcüsü ve Bilişim Hukukçusu Avukat Serhat Koç’a göre yeni düzenlemeyle ortaya çıkacak sonuçlar, ödenmesi zor bedelleri beraberinde getiriyor.



Yürürlüğe girdiği dönemde gündemi uzun süre “sansür” yasası olarak meşgul eden 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, son günlerde yeni tartışmalarla gündeme geldi. Bu tartışmaların odağında yasanın yola açtığı sansürcü yaklaşımının daha da sıkı hale gelmesini sağlayacak yeni düzenlemeler yer alıyor. Gündeme gelen değişiklik tasarısı hakkında Korsan Parti Sözcüsü ve Bilişim Hukukçusu Avukat Serhat Koç’un görüşlerine başvurduk.

İlgili kanunun internetteki sansür ve izlemeyi artırmak adına, yangından mal kaçırır gibi değiştirilmeye çalışıldığını belirten Serhat Koç, değişiklik tasarısının bugüne kadarki sürecini şu şekilde özetledi:
“Gündeme AKP Milletvekili Zeynep Karahan Uslu’nun ilk imzacısı olduğu 5651 değişiklik tasarısı geldi. Ardından AKP Milletvekili Necdet Ünüvar ve arkadaşlarınca torba yasa içinde 5651’i değiştirmeye yönelik maddeler sunuldu. Uslu’nun tasarısında bulunan ‘halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet ve bölge ayrımına dayanarak aşağılanması’na dair nefret suçu site sansürleme nedenleri arasına eklendi, ki bu madde torba kanundaki değişiklik maddeleri içinde bulunmuyordu. Esasen son derece insani nedenlerle suç olarak TCK’da sayılan nefret suçu, uygulamada yoğunlukla İslamiyeti, Müslümanları, Türklüğü ve Türkleri aşağılamak yönünden işletiliyor. Savcılar bunlardan başka aşağılanabilecek temel değer görmüyorlar. Yani sorun kanunda değil uygulamada.

İnternet gibi dinamik bir yapıyı denetleme çabası içinde bulunan 5651 sayılı kanundaki erişim engelleme nedenlerine nefret söyleminin eklenmesiyle muhalif fikirlerin işlendiği sitelerin sürekli olarak bu madde kapsamında değerlendirilerek sansürlenecek yani erişime kapatılacaktır. Bu maddenin internet sansürüne dayanak yapılması, Türkiye’deki kamplaşmayı artık onarılamaz hale getirilebilir. Ötekileştirilenlerin en önemli ifade özgürlüğü mecrası olan internetin ellerinden alındığında neler yapmasını bekliyoruz?”



“Hakimler konuya vakıf değil”

Yeni değişiklikle internetteki hak ihlallerine yönelik başvuruların hakimler tarafından 24 saat içinde karara bağlanmasının zorunlu hale getirildiğine dikkat çeken Koç, hakimlerin internetin yapısı ve erişim engelleme kararının sonuçlarının neler olabileceğine çok da vakıf olmadıklarını kaydetti. Bu durumda adaletli kararlar alınamayacağını ifade eden Koç sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tasarıdaki bir diğer yeniliğe göreyse Türkiye’de barındırılan sitelerden uyarı alan hukuka aykırı içerik Türkiye’deki yer sağlayıcılarca çıkarılacak. Yurtdışında barındırılan sitelerinse içeriği çıkartılamasa bile ilgili sayfalara Türkiye’den erişim engellenecek. Yani yine deve kuşu oluyoruz ve başımızı kuma gömüyoruz.

Tüm sitenin değil de sadece sakıncalı içeriğin erişime engellenmesini yani sansürlenmesini sağlayacak URL adresi ve içerik tabanlı erişim engelleme geliyor. Değişiklik tasarısında erişimin engellenmesi yöntemi de tanımlanmış durumda. Bu yöntem; alan adından erişimin engellenmesi, IP adresinden erişimin engellenmesi, içeriğe URL erişiminin engellenmesi ve benzeri yöntemler olarak ifade edilmiş.

Buradaki ‘benzeri yöntemler’ ifadesinin de son derece muğlak, soyut ve kanun yapım tekniğine uygun olmayan bir tanım olduğu; böylece belirli olmayan yöntemlerle dahi sansür yapılabileceğini ortaya koyduğu gözüküyor.”



"Sadece kişisel veri değil, güvenlik ihlali"

Koç’un verdiği bilgiye göre yeni tasarı, hali hazırdaki kanunun erişim engelleme yöntemine DNS değiştirerek girmeyi engelleyecek şekilde IP tabanlı kısıtlama ve tüm site yerine sakıncalı içeriğin erişime engellenmesini sağlayacak URL adresi tabanlı engelleme getiriyor. Erişim sağlayıcılar sansür aşma yöntemleriyle ilgili tedbirler alma ve TİB’in her istediği bilgiyi iletme zorunluluğuyla karşı karşıya kalıyor.

Yeni düzenlemeyi sansürde ikinci dalga olarak nitelendiren Koç, bu tip sansürleme yöntemlerinin kullanıcı tarafında doğuracağı sonuçları şu şekilde aktardı:
“Türkiye gibi bilgisayar teknik bilgisinin görece zayıf olduğu bir ülkede bu şekilde internet sansürü gerçekleştirilmesinin büyük sakıncaları var. Bu durum kullanıcıların kaçınılmaz olarak en çok erişim engelleme aşma araçlarından olan proxy ve DNS gibi yöntemlere başvurmalarına neden olacak. Bu yöntemler kullanıcı mahremiyetini ve anonimliğini ciddi derecede etkiliyor. Bunun ötesinde kullanıcıların internet hareketlerini takip edilmesine ve kullanıcı rızası dışında bilgisayarının zombileştirilip siber saldırılarda ya da savaşlarda asker olarak kullanılmasını mümkün kılıyor.

Diğer yandan IP numaraları bir şirkete ait pek çok hizmet için değişik zamanlarda kullanılabiliyor. Bir internet sitesi sansürlenmeye çalışıldığında eğer bu IP numarası üzerinden yapılırsa o sansürün boyutu sansürcünün bile amaçladığından çok daha geniş noktalara gidebiliyor. URL yani adres tabanlı engelleme ise tüm içeriği gözetleme/kaydetme/filtreleme gibi bir süreci gerektiriyor. Bu tür yöntemlerin Türkiye internet trafiğini aşırı derecede yavaşlatacağı biliniyor. Bu tür bir yavaşlama ve veri gizliliği ihlalini TİB de istemiyor.”

"Kanun demokratik yapıya aykırı"

İktidarların doğaları gereği internet benzeri dağıtık, anti hiyerarşik ve dinamik yapıları dizginlemek için yüzyıllardır uğraştıklarını belirten Koç, bu anlamda günümüzde dağıtık yapısıyla internetin zorlu bir platform olduğunu ifade etti. “Güç odağı tarafından internette sansürlenen içerik, kolayca kopyalanıp başka bir yerde paylaşılabiliyor ve o bilgi akmaya devam ediyor. Teknik olarak bu asla engellenemez. Bunun için çözüm tam anlamıyla internetin şalterini indirmektir. O zaman da halk örnekleri görüldüğü ve Türkiye’de de üzerinde çalışıldığı gibi devlet ve ticari erişim sağlayıcılardan bağımsız olarak kendi internetini yani meshnet’i kurabilir” diyen Koç, internetin toplumsal açıdan bilgi paylaşımının bir aracı olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi.



Bu bakış açısıyla internetin bir denetim aracı yerine, bir paylaşım aracı olması için çaba gösterilmesi gerekiyor. Ancak geldiğimiz noktada NSA gibi yapılar düşünüldüğünde bu artık çok mümkün değil. Koç’a göre böyle bir yapıda bile en azından sansürsüz bir internet mümkün olabilir.

Yasanın çıkarıldığı dönemde pek çok yazar ve akademisyenin, bu gelişmeyi gelecek bir sansürün kılıfı şeklinde değerlendirdiğini belirten Koç, bununla birlikte yasa yapım sürecinde ve sonrasında halkın görüşü alınmadan ilerlenmesinin yarattığı zafiyete dikkat çekti. Sansürün iyi bir şey gibi algılanması için “şantaj/seks videolarının internet ortamından kaldırılması” kılıfının kullanıldığını belirten Koç ekledi:
“Hükümetin tüm internet aktörlerini sıkı bir şekilde denetlemek ve aslında sansürlemekle dahi uğraşmadan otosansür mekanizmasını en etkili biçimde işletecek şekilde - yani ticari faaliyetten dahi men etme cezaları ile sorumlu tutarak- ülkede tam bir tahakküm kurma çabası açıkça okunuyor. Elbette ki zor zamanlardan geçiyoruz. Cumhuriyetle yönetilen ve anayasasında demokratik bir devlet olduğu yazan hiçbir ülkede bu tip kanunlar, uygulamalar ve mevzuatlar olamaz.”

"Otosansür sansürden daha tehlikeli"

Erişim, yer ve toplu kullanım sağlayıcı şirketlerin, hakkında kanun, karar, suç vb. olmasa da internetteki içerikler hakkında her tür “tedbiri” almak zorunda bırakılmasının ve bunun genel bir uygulamaya dönüştürülmesinin ticari hayatı otosansüre iteceğini kaydeden Koç, otosansürün sansürden daha tehlikeli bir unsur olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Ülkemizde son dönemde insanların, Twitter mesajının incelemeye alındığına dair ifadelerle korkutulması ve çoğu kişinin Gezi sürecinde 'başına bir şey gelmemesi' için yazdıklarını silmesi bunun örneğidir. Diyebiliriz ki 'Twitter belası' ve 'Çirkin teknoloji Facebook' daha kolay durdurulacak. Yurttaş gazeteciliği ve bağımsız haber siteleri darbe alacak. Etliye sütlüye dokunmayan bloglardan başka blog barınamayacak. En önemlisi de yönetenler bağlamında, bilginin denetiminin halk tarafından yapılamaması sağlanarak, bilgi ve bilginin dolaşımı mutlak olarak yönetici konumundaki anti-demokratik güç odağının elinde olacaktır.”



İnternet özgürlüğü ifade özgürlüğünün temeli

Bir ülkenin ilerleyebilmesinin bilimsel çalışmalarla ve bilimsel çalışmaların da eğitim ve ifade özgürlüğüyle mümkün olabileceğini kaydeden Koç, internette sansürün artırılmasının basın özgürlüğünü kısıtladığı gibi bilimsel araştırma özgürlüğünü de baltalayacağını hatırlattı. Koç sözlerini şöyle sürdürdü:
“Araştırmacılar, öğrenciler, akademisyenler ve her kesimden insan kendi ilgi alanlarındaki bulguları test etmek ve daha da geliştirmek amacıyla başkalarının incelemesine ve kullanmasına sunarlar. Buna araştırmacılıkta bilim etiği denir. Bununla birlikte, internet özgürlüğü ifade özgürlüğünün koruyucusudur. Ayrıca, internet özgürlüğü ile araştırma özgürlüğü girifttir. Çünkü, günümüzdeki en etkin araştırma metodu olan internette kaynak taraması, içeriklere rahat erişime, test ve bulguların internette paylaşılmasından ve tartışılmasına dayanır. İfade özgürlüğü olmazsa araştırma özgürlüğü bundan olumsuz yönde etkilenir. Bilgi akışının erişime açık, şeffaf ve sansürsüz olmadığı durumlarda bilimin ilerlemesi söz konusu olamaz.”

Sektöre ‘birlik’ dayatması

Erişimin engellenmesi yönündeki kararlarının uygulanmasını sağlamak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin kurulması ve bu birliğin tüzüğünün devlet onayından geçmesi kararlaştırılmış durumda. Tasarıya göre Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne üye olmayan internet servis sağlayıcılar faaliyette bulunamayacak. Koordinasyonu sağlayacak bir yapı olarak öngörülen birlik, yetkilendirilen tüm internet servis sağlayıcılarıyla internet erişim hizmeti veren diğer işletmecilerin katılımıyla oluşacak.

Erişimin engellenmesi kararlarının birliğe gönderileceği ve bu kapsamda birliğe yapılan tebligat erişim sağlayıcılara yapılmış sayılacağı tasarıda yer alıyor. Koç, birliğe katılımın zorunlu olması, tüzüğün devlet onayı gerektirmesi, katılmayanlara ceza ve faaliyet durdurma yaptırımının getirilmesini, siyasi otoritenin sansürü sürdürme konusundaki kararlığının bir göstergesi olarak değerlendirdi.



Erişim Sağlayıcılar Birliği'nin görevi erişimi engellemek

Bu gelişmeler yaşanırken gözler internet servis sağlayıcılara çevrilmiş durumda. Koç’a göre demokratik toplumlarda tüm erişim sağlayıcıların böyle bir tasarıya tek ağızdan itiraz etmesi beklenir. Ancak ülkemizde bu yönde bir gelişme henüz söz konusu değil. “Bu aslında erişim sağlayıcıların faaliyetlerinin durdurulması noktasında ne kadar savunmasız ve bastırılmış şekilde idarenin boyunduruğu altında anti-demokratik bir şekilde yönlendirildiklerinin bir göstergesidir” diyen Koç, bu birliğin masraflarının da ilgili firma gelirlerinden sağlanmasının yasalaştığını ve bu durumun internet kullanıcılarının faturalarına yansıyacağını belirtti. Koç sözlerini şöyle sürdürdü:
“Erişim Sağlayıcılar Birliği gibi zorunlu sektörel birlikler kurdurtup köhnemiş sansür mekanizmalarını hortlatmaktan derhal vazgeçilmeli. Tarih boyunca bu tür 'birlik'ler her zaman güç sahiplerinin daha da güçlenmelerini sağlayan, çıkar amaçlı güç birlikleri olmuştur. Bunlar çıkarları için her şeyi yaparlar ve asla devletin sözü dışında hareket etmezler. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi demokratik hakların kullanımı her zaman için devletler için can sıkıcıdır. Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin aslında kelime anlamının dışına çıkarak tek görevinin erişimi engellemek olması ihtimali gerçekten de ülkenin ve hukuk sistemimizin içinde bulunduğumuz durumu en iyi anlatan şey.”

Çözüm mümkün

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın Twitter’ın Türkiye’de ofis açmak için istediği yasal değişiklikleri gündeme aldıklarını açıklamasının ardından gündemdeki yeni sansür maddelerine demokratik tepkisini koymak isteyenler #SansüreHayırDe etiketiyle paylaşımlar yapıyor. Koç şekillenen olumsuz tablo karşısında çözüm önerilerini ise şöyle aktardı:
“Erişime engelleme kararları yerine internet demokrasisine uygun bir şekilde şeffaf bir uyar-kaldır mekanizmasının işletilmesi sağlanmalı. Uyar-kaldır uygulanmaksızın erişim engelleme yapılmamalı. Erişime engelleme son çare olarak kabul edilmeli ve mutlak olarak ise Anayasal orantılılık ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde uygulanabilecek bir tedbir olarak düzenlenmesi sağlanmalı.

IP adresi ve URL temelli erişim engelleme sansürlenmemiş servislerin dahi ulaşılamaması, internet hızında düşüş yaşanması ve internet trafiğinin hukuka aykırı gözetiminin mümkün kılınabilmesi gibi nedenlerden dolayı asla kanunda yer almamalı.

Hakimlerin erişim engelleme istekleri hakkında 24 saat içinde jet hızıyla karar vermesi, savunma hakkının kullanılmasını pratikte imkansız hale getirecektir. Türkiye’de hakimlerinin ilgili husustaki yeterliliği düşünüldüğünde de bu madde asla kanunda yer almamalı.

İlk tasarıda nefret suçlarının eklenmesine ilişkin maddelerde olduğu gibi katalog suçların genişletilmemesi gerekiyor. Katalog suçlar azaltılmalı. Özellikle de müstehcenlik başta olmak üzere tamamı kaldırılmalı.


Bununla birlikte torba kanundaki maddeler içinde olan Bakanlığa ve TİB Başkanı’na doğrudan internet sansürü emri verme yetkisi asla kabul edilememeli.

Hem ilk tasarıda hem torba kanun maddelerinde yer verilen ve zoraki sansür uygulama merkezine dönüşecek olan Erişim Sağlayıcılar Birliği gibi bir mekanizma hayata geçirilmemeli.

Tüm bunları içeren ve dahası 5651’i bir sansür kanunu olmaktan kurtarıp interneti internetin doğasına uygun şekilde paylaşımcı, anonim, sansürden arınmış ve de hızlı-ucuz-kaliteli bir yapıya kavuşturan bir kanuna dönüştürmek üzere bir kanun tasarısı hazırlanmalı ve TBMM’ye sunulmalı.”

AİHM ne karar vermişti?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği karara uyulmadığının altını çizen Serhat Koç, bu konudaki fikirlerini şu şekilde açıklıyor:
AİHM, 8.12.2012 tarihinde Ahmet Yıldırım / Türkiye davasında 5651 Sayılı Kanun’un sadece 8. maddesini değil ve fakat tamamını açıkça AİHS’e aykırı ilan edip ‘sansür yasası’ olarak nitelemiş olmasına rağmen bugün 5651 Sayılı Kanun’u AİHM kararlarını yok sayarak genişletmeye çalışan sansürcü zihniyet elbet aslında ne yaptığının çok da farkında olan bir anti-demokratik güçler odağıdır. Örneğin burada bazı güç odaklarının Google, Microsoft, Facebook gibi küresel firmaların üyesi olabileceği bir birlik hayal ettiğini düşünüyoruz.

Bu anlamda önemle üzerinde durmak gerekir ki AİHM, Ahmet Yıldırım / Türkiye davasında çok önemli bir karara imza atmıştır. Bu kararın alınma sürecinde yaşananları kısaca aktarmak ve de Türkiye’nin kararlarının iç hukuk hükmünde olduğunu resmen kabul ettiği AİHM’in şu anki maddelerinin bile daha da genişletilmesi tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz 5651 Sayılı Kanun hakkında hangi kararı verdiğini görmek açısından son derece önem taşımaktadır.


Karardan önce dava ile ilgili raporlarda da açıkça belirtildiği yönde olmak üzere Türkiye pek çok kez Avrupa Birliği’nce eleştirilmesine neden olan internet sitesi erişim engelleme konusu nedeniyle AİHM tarafından bu davada tazminat ödemeye mahkûm edilmiş olmuştur. AİHM, Google Sites sisteminin tamamının bu sistem üzerindeki tek bir blog sayfasının erişime engellenmesine ilişkin yargı kararı nedeniyle kapatılmasına ilişkin olan davada ilgili Türkiye mahkemesi kararına konu blog sayfasının sahibi olan Ahmet Yıldırım’a Türkiye’nin 8 bin 500 avro tazminatı mahkeme masrafları da dahil olmak üzere ödemesine karar vermiştir.

“Kemalizmin Karın Ağrısı” başlıklı bir makaleye yer veren bir blog Denizli Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ilgili makale içeriğinin 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u ihlal ettiğinden bahisle 23 Haziran 2009’da erişime kapatılması ve mahkeme kararının sadece tek bir bloga yönelik olmasına rağmen TİB, sitenin sahibinin yurt dışında yaşaması nedeniyle suça konu sitenin engellenebilmesi için ellerindeki tek teknik aracın bu olduğunu ifade ederek tüm Google Sites sitelerine erişimi engellemesi üzerine başvurucunun durumunu düzeltebilmek adına daha sonraki bütün girişimleri söz konusu mahkeme kararı nedeniyle başarısız olmuş ve hiç bir ilgisi bulunmayan bir ceza soruşturması nedeniyle kendi blogu da yasaklanmış olan Ahmet Yıldırım konuyu açtığı dava ile 12.01.2012’de AİHM’in gündemine getirmiştir.



"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı"

AİHM'in davada üzerinde durduğu başlıkları aktaran Koç, şunları söyledi:
5651 Sayılı Kanun’un, yasama yetkisi olmayan ve sadece idari bir organ olan TİB’e belirli bir site ile ilgili olarak verilmiş engelleme kararlarının uygulanmasında çok geniş yetkiler tanımaktadır.

5651 Sayılı Kanun’un bir sitenin tümünün engellenmesinin hukuka uygun olup olmadığı ve de daha az kapsamlı bir tedbirin alınıp alınamayacağının araştırılması konusunda mahkemelere herhangi bir sorumluluk yüklememiş olmasının sözleşmenin ihaline yol açmıştır.

5651 Sayılı Kanun’un 8. maddesinin uygulanmasından kaynaklanan bu tür bir erişime engelleme şeklindeki temel haklara müdahale esasen Sözleşme’nin temel hususlarından “öngörülebilirlik” şartını karşılamaya uygun değildir.Dolayısıyla ilgili verilmiş bulunan tedbir kararının uygulanmasının etkileri keyfi kalmış ve son tahlilde de istismarları önlemek adına erişimin engellenmesi kararlarının yargısal denetimi de yetersiz olduğundan AİHS’in 10. maddesi ihlal edilmiş durumdadır.

Türkiye hükümetinin savunma yapmamayı tercih ettiği davanın sonucunda ise AİHM, İnternet suçlarıyla ilgili 5651 Sayılı Kanun’un 8. maddesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddesiyle bağdaşmadığına karar vermiştir.

Serhat Koç'a göre, AİHM’in Ahmet Yıldırım / Türkiye kararında vardığı iki temel husus şunlar:
Türkiye’de İnternet erişiminin engellenmesine ilişkin mevzuat ve yargı kararları hukuksuzdur ve yasaklamanın kapsamını düzenleyen katı bir hukuki çerçeve ve olası kötüye kullanımları önleyecek bir yargısal denetim güvencesi oluşturulmaksızın İnternet erişiminin kısıtlanması ifade özgürlüğünün ihlalini oluşturur.

Daha fazlası ve Korsan Parti oluşumuyla ilgili detaylar için http://korsanparti.org/ adresini kullanabilirsiniz.