Hukuk 06 MAYIS 2014 / 15:26

"Yargı dijital delilleri yanlış yorumluyor"

Türkiye'nin önde gelen üniversitelerinin bilgisayar mühendisliği bölümlerinden bir grup akademisyen, yargının "dijital delil" konusundaki yanlış uygulamalarına dikkat çeken bir açıklama yayımladı. 



Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Cem Say, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Göktürk Üçoluk, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Prof. Dr. Fatoş Yarman Vural, İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. A. Coşkun Sönmez, Marmara Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Borahan Tümer ve İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. M. Bülent Erincik imzasıyla yayımlanan açıklamada yargının dijital deliller konusundaki hatalı uygulamalarına dikkat çekildi.

Açıklamanın tam metni şöyle:
Bundan bir yılı aşkın bir süre önce ülkemizin bu alanda önde gelen üniversitelerinden bir grup Bilgisayar Mühendisliği öğretim üyesi, dijital dosyaların kimi mahkemelerce delil olarak yorumlanmasındaki yanlışlara dikkat çeken bir duyuru yayınlamıştı. Aradan geçen sürede, bu duyuruda belirtilen temel bilimsel gerçeklerin dikkate alınmak şöyle dursun, Yargıtay Başsavcılığı ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da yok sayıldığına ve uzman kanaatimize göre aslında kanıtsal geçerliği olmayan dijital verilere dayalı olarak yüzlerce insanın ağır hapis cezalarına çarptırıldığına üzülerek tanık olduk. Hükümlülerin ve ailelerinin yıllardır çektiği acılara geçtiğimiz hafta Deniz Kurmay Albay Murat Özenalp'in Mamak cezaevinde ailesinin önünde geçirdiği beyin kanaması sonucu 49 yaşında hayatını kaybetmesi eklenince gerek kamuoyunu, gerekse de söz konusu davaların hükümlülerinin bireysel başvurularını değerlendirme aşamasında olan Anayasa Mahkemesi üyelerini bir kez daha konunun mesleğimizle ilgili yönü hakkında bilgilendirme gereğini duyduk.

1) Dijital dosyaların içerikleri ve üstverileri kolayca ve iz bırakmadan istenildiği gibi kurgulanabilir. Bir insan sadece kendi kontrolü dışında bir yerde elkonulan birtakım dijitallerin içinde veya üstverilerinde adı geçti diye suçlanamaz. Ne yazık ki, Yargıtay'ca onanan Balyoz ve İstanbul Casusluk davalarında sadece bu dayanakla yüzlerce insan mahkûm edilmiş ve ülkemizde herhangi bir insanın hiç suç işlemeden bu yöntemle hapsedilebilmesi için bir kapı açılmıştır.

2) Dijital bir dosyanın bir kişiye ait bir veri depolama ortamında bulunduğu ancak Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesindeki elkoyma sırasındaki örnek çıkarma şartının yerine getirilmesi halinde kabul edilebilir. Diğer bir çok dava gibi, İstanbul Casusluk davasında da bu şart ihlal edilmiştir. Bu durumda, elkoymadan sonra herhangi bir değişikliğe uğradığından kuşku duyulamayacak, sağlıklı bir delilden söz etmek mümkün değildir.

3) Balyoz davasında delil olarak sunulan dijitallerin sahte oldukları, yani hazırlandıkları iddia edilen yer ve zamanlarda hazırladığı iddia edilen kişilerce oluşturulmamış oldukları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu sahtecilikler üniversitelerde seminerlere konu olmuş, uluslararası adlî bilişim konferanslarında örnek olay olarak sunulmuştur. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin bu sahteciliği kanıtlayan onlarca bilirkişi raporunu görmezden gelmesini onamakla kalmamış, hukukumuza "sanığın aleyhindeki delillerde zaman ve mantık çelişkileri varsa bunu sanığın kendisinin yaptığı varsayılır" şeklinde akıldışı bir içtihat eklemiştir.

Meslekî ve vicdanî sorumluluğumuzun bir gereği olarak kamuoyuna saygıyla duyurulur.