Genel 30 AĞUSTOS 2010 / 13:59

Teknoloji, tarih ve bilim giyim üzerinde sorgulanıyor

Hüseyin Çağlayan eserlerinde geçmişi, şimdiyi, geleceği ve daha pek çok şeyi giyim üzerinden sorguluyor.

Hüseyin Çağlayan eserlerinde geçmişi, şimdiyi, geleceği ve daha pek çok şeyi giyim üzerinden sorguluyor.


Dünya çapında takdir edilen bir moda tasarımcısından çok daha fazlası olan Hüseyin Çağlayan, çağdaş sanatın en önemli temsilcilerinden biri olarak anılıyor. Sanat eserlerinin teknoloji ile bütünleşmesinin kaçınılmaz olduğu bu dijital çağa katkıda bulunan Çağlayan’ın İstanbul Modern’e taşınan dünyasını sizin için gezdik.

24 Ekim’e kadar sürecek olan sergi, fütürist bir sanatçı olan Çağlayan'ın 1994-2010 yılları arasında sunmuş olduğu moda koleksiyonları, enstelasyonlarını ve film projelerini kapsıyor. Tasarımların bir kıyafet olarak kalmadığı ve bir sanat eserine dönüştüğü sergide ziyaretçi Çağlayan’ın teknolojiye dönük yüzünü her fırsatta keşfediyor. Suya sabuna dokunmayı ihmal etmeyen sanatçının eserlerinde; antropoloji, tarih, bilim, felsefe ve teknolojiden aldığı ilhamın izine açıkça rastlanıyor.

Dijital çağdaki yaşantımızın hiç olmadığı kadar hızlı ve rahat olduğunu, teknolojiyi daha ne kadar hızlı ve verimli hale getirebileceğimizi ve dolayısıyla tüm dijital gelişmelerin nerde sonlanacağını sorgulayan sanatçı, bu düşüncesini hızı tasvir ettiği hareketsiz bedenlerde dile getiriyor. Hız dolayısıyla oluşmuş bir otomobil kazasını yansıtan hareketsiz bedenler böylece teknolojinin ve yaşamın etkileşimini ortaya koyuyor.

Politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik gerçeklerden yola çıkan sanatçı bu anlamda ziyaretçiyi zorluyor ve düşünmeye sevk ediyor. Örneğin uçak teknolojisinin kullanıldığı uçak elbise uçağın kalkış iniş süreçlerini taklit ediyor. Öte yandan müezzinin sesi kişiyi namaza davet ederken, sanatçı Irak’ta yapılan Çöl Tilkisi hava operasyonuna gönderme yapıyor. Sanatçının çalışmalarına kişisel olarak rahatsız eden kavramlar yön veriyor ve bu da ziyaretçinin konformizmini yerle bir ediyor.

Teknoloji “yeni olasılıkları barındıran, yeni bağlantılar kuran, yeni gerçeklikler sunan heyacanlı birşey” diye tanımlayan Çağlayan, yüzlerce led ışıkla süslediği elbisesi “Havadan” ile teknoloji ve insan ilişkisine değiniyor. Bir diğer tasarımı “Okumalar”da ise 200’den fazla hareketli lazerin ve kristallerin yer aldığı giysi, kişilerin şöhret kültürü saplantısına işaret ediyor. Işınlar ve enerji modelin bedeninden çıkarken, izleyici bunu geri yansıtıyor.

2005 yılında ‘51. Venedik Bienali'nde Türkiye'yi temsil ettiği ‘Olmayıp Varolan' adlı video çalışmasında ise terörizm ve bunun sonucunda ortaya çıkan yabancı düşmanlığını ele alınıyor. Tilda Swinton’ın rol aldığı Olmayıp Varolan başlıklı çalışma, coğrafi çevre ve DNA yapısı arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Bu çalışmada Tilda Swinton’ın canlandırdığı biyolog kurumların bireyleri genetik özelliklerine göre eleyebileceği bir sistem tasarlıyor ve dijital haritalama yöntemi kullanıyor. Ancak bu sistem şüphe duyulan kişilerin kimliklerini birkez bile doğru tahmin edemiyor ve daha fazla belirsizliğe yol açıyor. Katı göçmenlik yasalarına bir anlamda cevap veren videoda, yabancı bireylere duyulan şüphe ve terörizm korkusunun abartıldığına dikkat çekiliyor.

Geleceğin izini tasarımlarıyla süren Hüseyin Çağlayan’ı anlamak isteyenlere 24 Ekim’e kadar sürecek olan `Hüseyin Çağlayan: 1994-2010` başlıklı sergiyi kaçırmamalarını tavsiye ediyoruz.