Genel 11 EYLÜL 2012 / 16:27

Charles Eisenstein: "Bizi yeniden doğaya döndürecek paylaşım temelli bir ekonomiye ihtiyacımız var"

Eisenstein: "Paylaşım temelli bir ekonomiye ihtiyacımız var"

2008 krizinden sonra tüm dünyaya yayılan “Occupy Wall Street” hareketinin sıkça atıf yaptığı düşünürlerden Charles Eisenstein, Bilişim Zirvesi'nde yaptığı konuşmayla düşünceleri gıdıkladı, ufukları genişletti. 



ICT Summit Euraisa - Bilişim Zirvesi'12 bu yıl kaba bir tabirle "doğaya dönüş ekonomisi" olarak da isimlendirebileceğimiz yeni nesil ekonominin düşünce temellerini atan bir ismi ağırladı: Charles Eisenstein.

Eisenstein'in bugüne kadar doğru olduğuna inandığımız ekonomik yapıların neden aslında çökmeye mahkum olduğunu anlatan konuşmasına dair özeti sizlerle paylaşıyoruz.
"Teknoloji hep mucizelerin beşiği oldu. Bir zamanlar bilim kurgu yazarlarının hayal ettiği şeyleri teknoloji sayesinde gerçeğe dönüştürdük. Peki bu hayatımızı değiştirdi mi? Artık daha mı mutluyuz? Diğer insanlarla bu kadar yakın olmak onlarla gerçekten yakınlaştığımız anlamına mı geliyor?

Hayır. Teknoloji bize hizmet etmeliydi, ama biz ona hizmet eder olduk. Teknoloji, yüzlerce yıldır bize daha az çalışmamızı vaat edecek çözümler sundu. Bir makinenin bin insanın işini yapabileceğini söylediler, ama günün sonunda hepimiz daha fazla çalışmaya başladık. Bir zamanlar insanlar 'makineler ve bilgisayarlar her işi yapınca bize kalan bunca boş zamanı ne yapacağız'  diye soruyorlardı. Ama böyle bir boş zamanımız hiç olmadı. Yine de teknolojinin daha dünyayı daha iyi bir yer yapacağına dair beklentimizden vazgeçmedik."

Attığımız her adım bizi doğadan biraz daha uzaklaştırıyor. Son zamanlarda bu çok daha hızlı bir hal aldı. Milyonlarca yıl öncesinde doğanın bir parçasıyken aciz olduğumuzu düşündük, aletler geliştirip doğadan uzaklaşmaya başladık. Daha sonra ateşi kullanmayı öğrendik, bu bizi doğanın hakimi yaptı. Dil oluştu, sembolik kültürler ve sanat ortaya çıktı. Doğadan daha da uzaklaştık.

Yapıtlarımızı doğaya değil kendimize ait yapıtlar olarak sahiplendik. Tarımı öğrendik, diğer hayvan ve bitkileri kendi amaçlarımız için kullanmaya başladık. Doğayı kendimiz için şekillendirdik. Hava durumunu, suların akışını kontrol etmek istedik. Ardından endüstri devrimi geldi. Doğayı değiştirmekle kalmadık, kendimiz için doğal olmayan ortamlar yarattık. Öyle görünüyor ki artık doğaya değil, mühendislere daha çok ihtiyacımız vardı.

Bilgi toplumu devrimiyle doğadan uzaklaşma adına bir adım daha attık. Artık doğadan uzaklaşmanın ötesinde, gerçek bile olmayan sanal dünyalar kurgulamaya çalışıyoruz. Değişimin hızı giderek artıyor. Singularity adını verdiğimiz bir değişim hızına gidiyoruz. Doğadan, toplumdan, kendi bedenimizden uzaklaşma güdümüz önlenemez bir hıza ulaştı.

Bir gün doğaya karşı kesin üstünlük kuracağız ve ona ihtiyacımız kalmayacak. Bilincimizi bilgisayarlarla birleştirecek, sentetik yiyeceklerle beslenecek, belki ölümü bile yeneceğiz.

Peki sırada ne var?

Bugün baktığımız her yerde kriz görüyoruz. Politik kriz, ekonomik kriz, enerji krizi. Peki neden? Finansal krizi ele alalım. Merkez bankaları bugün krizin kaçınılmaz olduğunu biliyorlar, sadece ötelemeye çalışıyorlar. Türkiye’de bile yüzde 8-9 büyüme varken bir endişe hakim. Bu büyüme gerçekten eşit dağılıyor mu, herkesi memnun ediyor mu?

Herşey değişiyor ancak, kültürlerde değişmeyen en temel şey mitoloji. Çünkü mitler insanın soracağı en önemli sorulara cevap verirler. Nereden geldim? Neden yaratıldım? Ben kimim? Bu sorulara yüzlerce yıldır verecek cevabımız var. Din, bilim, hepsi bu mitlere destek sağlıyor.

Ülkeleri sınıflandırırken benim ülkem (ABD'yi kastederek) kendine gelişmiş ülke, sizinkine gelişmekte olan ülke diyorlardı. Ben bu vizyona inanmanızı istemiyorum. Kendini gelişmiş olarak nitelendiren ülkelerin Şimdiki haline bakın. Obezler, hastalar, ilişkileri gevşiyor. Teknolojiyi kullanarak cenneti yaratma hayali işe yaramıyor. İnsanlar şişmanlıyor, mutlu değil, sağlığını kaybediyor.

Teknolojinin her adımıyla uygarlıktan biraz daha uzaklaştık. Eninde sonunda bir pik noktasına ulaşacağız ve o noktadan sonra geri dönmeye başlayacağız.  Bir tür ve birey olarak bir şeylere katkı sağlamayı, diğer insanlardan ve doğadan kendimizi ayrı görmemeyi öğrenmek zorundayız.

Oysa bugün bir şeylerin parçası olduğumuzu ve bir amacımız olduğunu hissetmek bize yabancı geliyor. Çünkü para sistemimiz çok eski, doğaya hizmet eden bir düşüncenin ürünü değil. İçimizdeki hisler, finansal sistemle çatışmalar yaşıyor.

Bu değişimin sağlanması adına bir anlamda krizlerin de faydalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü krizler olmadan değişim olmaz. Eski olan yıkılmalıdır ki yeni bir şeyler doğsun. Şunu bilmeliyiz ki doğanın iyi olması, diğer insanların iyiliği bizim de iyiliğimize olacaktır.

Bu noktada paraya yüklediğimiz anlam ve ekonomik sistemde ekolojiye doğru bir değişim göreceğiz. Doğaya zarar veren, genel faydadan uzak davranışları son derece pahalı davranışlar olarak konumlandıracağız. Kimse enerjiyi israf etmek, kuyulardan su çekmek, doğaya karbon salmak istemeyecek. Üretim ve diğer süreçler bireysel ihtiyaçların değil, topluluğun yararına kurgulanacak. İnsanlar aldığı gibi vermeyi de öğrenecek.

Bilgi teknolojilerindeki gelişimin buna dair önemli adımlar barındırdığını görüyorum. Örneğin artık herkes içerik üretebiliyor, ürettiği içeriği para vermeden veya para istemeden paylaşıyor. Bu bence paylaşıma dayalı bir dünya düzeni için atılmış önemli bir adım.

Peki tüm bunlara rağmen nasıl oluyor da teknoloji işleri daha kolay, daha hızlı hale getirdikçe biz daha az çalışmıyoruz? Çünkü hepimiz içinde bulunduğumuz ekonomik modelde daha fazla üretirken aynı zamanda daha fazla tüketmeye koşullandık. Örneğin Türkiye'de BT sektörünün yüzde 13 büyüdüğü söylendi. Yüzde 13 büyüme demek yüzde 13 daha fazla para harcamak, daha önce alınmayan servislerin ve hizmetleri üretmek, satmak demek.

Gelişmiş ülkeler artık neredeyse herşey için para harcıyorlar. Satacak bir şey kalmayınca daha fazla harcamaya da yer kalmıyor ve ekonomik model krize sürükleniyor. Bunu nerede tekrarlarsanız tekrarlayın aynı sonuca ulaşırsınız.

Bence bu işin sonu yine doğaya dönüş olacak. Cömertliği, paylaşmayı, vermeyi, sürdürülebilirliği içselleştirmedikçe, alışılageldik ekonomik yaklaşımların bizi götüreceği hiçbir yer yok."
YORUMLAR
sercan 11 EYLÜL 2012 / 21:09 0 0
"Bir gün doğaya karşı kesin üstünlük kuracağız ve ona ihtiyacımız kalmayacak" bu arkadaşı kesinlikle uzaya göndermek lazım:)