Genel 12 EKİM 2008 / 08:52

"Bloglarda çok niş konular seçilebilir"

Webrazzi blogunun kurucusu Arda Kutsal Türkiye’de A-class blogların sayısının az olmasından yakınıyor ve yazılmayan birçok konu olduğunu düşünüyor.

Webrazzi blogunun kurucusu Arda Kutsal Türkiye’de A-class blogların sayısının az olmasından yakınıyor ve yazılmayan birçok konu olduğunu düşünüyor.

Webrazzi, web girişimlerinin analizi ile internet sektöründeki gelişmelerin takip edildiği popüler bir Web 2.0 blogu. Webrazzi’nin kurucusu ise internet sektörünün yakından tanıdığı bir isim olan Arda Kutsal. Kendisi ile Kalamış’taki ofisinde blog dünyası üstüne keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.


Arda öncelikle senden konuşalım mı biraz? İlgin nasıl başladı bilişime, mesleki olarak neler yaptın, blog dünyasına nasıl girdin?


2005 yılında ilk kez blog yazmaya başladım. Mesleki hayatımda bilgi işlem müdürlükleri yaptım çeşitli şirketlerde, danışmanlık hizmeti verdim, proje yöneticilikleri yaptım. Sonraları ise işin biraz daha 'business' tarafına kaydım. BT içinde olup yine ama süreç modelleyip teknik işleri de hazırlattıran bir role geçtim. Bir süre sonra da BT tarafından daha yatırımsal bir tarafa atladım diyebilirim. Blog yazmaya da işte o dönem başladım. Bir yatırım şirketinde çalışıyordum, teknoloji yatırımlarından sorumluydum. Birçok analizlerim oluyor, fikirler kafamda oluşuyordu. Bunları bu ortamda paylaşmak istedim ve bir blog açtım. Düşüncelerimi aktardığım kişisel bir platformdu. Tamamen bir hobiydi yani en başta esasında. Bloğumun zaman içinde belli bir okuyucu kitlesi oluştu. O zaman dedim ki, bunu bir marka gibi yapayim, 2006’da Webrazzi’yi kurdum. Web 2.0 ve internet üstüne inceleme, analiz ve yorumlarımı Webrazzi üstünden aktarmaya başladım. Webrazzi’nin sponsorları oldu zaman içinde, yani ticari bir boyutu da oluştu. Tabii halen amatör bir ruhla yazıyorum bloğu, bu amatörlüğü hiç kaybetmedim. Webrazzi’nin aylık ortalama 6-8 sponsoru oluyor.


Webrazzi’nin kitlesi nasıl peki, profilinden biraz bahseder misin okuyucuların?


Webrazzi oldukça odaklı bir kitleye sahip. İnterneti bilen, Web 2.0’ı derinlemesine bilen, sosyal işlerle de uğraşan kişiler. Kitlenin çoğu yönetici, girişimci, şirket sahibi. Yani bu dünyanın karar verici insanları. Ortak yönleri ise girişimci olmaları. Günde 4 bin kişiye ulaşıyor Webrazzi. Bu rakamın tavan yaptığı günler de oluyor, 15 bin kişiye kadar çıkıyor. Flaş haberler varsa artıyor bu sayı. Sayı çok büyük değil peki ama güçlü bir sayı odaklı bir kitle olduğu için. Bloglarla haber çok hızlı yayılıyor. Büyük bir medyada haberin çıkmasından farklı bir yayılımı var bloglarda. Bir duyum alıp haber yazmıştım bir keresinde. Güvenilir bir kaynaktandı. Haberi hakkında yazdığım kişi habere yorum yazmıştı, böyle birşey yok demişti. Ama günlerdir hep e-posta alıyorum da demişti bu konuyla ilgili. Çünkü okuyanlar da bu haberin ilgili olduğu kişiyi tanıyan kişiler hep sektörden. Sosyal medya da böyle bir şey sanırım. Karar verici, görüşü ön planda insanlara ulaşıyorsun. Bloglar her zaman kendi konularında büyük medyadan daha güvenilir en azından bizim sektör için böyle. Mesela ben bugün Web 2.0 yazarken, benzer bir yazı büyük bir gazetede çıksın, inanıyorum okuyucu o haberi sorgular. Blogda samimiyeti biliyor okur çünkü. Bloga daha bağlı oluyorlar. Webrazzi’nin okuyucu kitlesinde kopma genelde olmuyor mesela, bloglarda da genel öyledir. Kemikleşmiş bir kitle.


Türkiye’de blog dünyası nasıl sence?


İyimser bakardım bu konuya ama tahminimden daha kötü gidiyor maalesef. A-sınıf blogger tanımı ABD’de var, yani kaliteli içerik üreten, bu işin ticari boyutunu da yaratmış bloglar. Türkiye’de henüz o çok fazla oluşmadı. İşi blog yazmak olan, bloga mesai harcayan, sürekli güncelleyen ve uzun süre devam etmiş blog sayısı çok az. Ben aynı zamanda blograzzi.com’un da sahibiyim. Burada da çok net görüyorum bunu. Çok blog var, milyona yakın blog var, ama aktif içerik üreten aslında 10 bindir. 10 binin içinde özgün içerik üreten belki bindir. Sorun ne peki, para kazanabilecekleri kanallar çok az bir kere. Okuyucu sayıları belirli. Mesela yemek blogları çok fazla kişiye ulaşıyor Türkiye’de. Blog işi çok fazla zaman gerektiriyor. Buna herkes bu kadar süre ayıramıyor. Az sayıda güncel ve sürekliliği olan blog var. Daha iyi olacak, bunun için başarı öyküleri gerekiyor bence. Sponsorluklar artmalı. Basında bloglarda çıkan haberler de yer almalı. Gelir modellerinin oluşması lazım.


Şirketlerin farkındalığı nasıl, bir pazarlama aracı olarak kullanabileceklerinin farkındalar mı?


Şirketler de artık bir PR aracı olarak blogları hedefliyor. Blog yazarlarına artık basın bültenleri geliyor, basın toplantılarına davetler ulaşıyor. Bloglar ciddiye alınıyor hiç olmadığı kadar. Çok popüler bir araba bloğu düşünelim mesela, şu model bir araba aldım, şu kadar km’de karbüratörü bozuldu diye yazıyor. Benzini çok yakıyor diyor. Bu marka için felaket birşey. Çünkü direkt tüketici bu, samimi görüşünü yazıyor hiçbir etki altında kalmadan.  Ağızdan ağıza pazarlama dönemindeyiz. Blog zaten bir kişisel ağızdır. Bir tencere üreticisi için yemek bloglarına reklam vermek çok isabetli artık. Ajans takip şirketleri de blogları artık takip ediyor diğer yandan. 


Blogger arasında örgütlülük ve dayanışma var mı?


2005 yılında pazarlama blogları diye bir grubumuz vardı. 30’dan fazla blog biraraya geliyorduk, konuşuyorduk. Bir pazarlama dergisi ile de işbirliğimiz vardı. Grup çok yürüyemedi. Ondan sonra başka çevrimiçi oluşumlar çıktı. Blog ödülleri oluyor. Blog konferansı oluyor. Zaten blogçular biraraya geliyor bir şekilde sürekli çevrimiçi iletişimle de. Mutlaka çevrimdışı bir ortamda da buluşmak zaruri olmuyor. 


Sen Conrad’daki “Techcrunch Webrazzi Meet Up” adında bir etkinlik düzenlemiş, bu dünyadan birçok ismi biraraya getirmiştin. Geri dönüş nasıldı bu etkinliğe?


Techcrunch, Webrazzi’nin dünya çapındaki versiyonu diyebiliriz. Blog günde 3 milyon kişiye ulaşıyor, 800-900 bini RSS (Özet Akışı) ile takip ediyor bloğu, dünyanın en büyük Web 2.0 blogu. Webrazzi için etkinlik planım vardı. 14 sponsorla birlikte bir etkinlik yaptık. Şirketler standlar kurdu. 450 kişi katıldı. Bu bir internet ve Web 2.0 toplantısı oldu, sadece blogları konuşmadık. Benzerini yine yapmak istiyorum. Bu bir başlangıç oldu.


Dünyada blog konusu nereye gidiyor peki, gidişat ne yönde?


Bu işin merkezi ABD, hatta Silikon Vadisi. Bu ülkede blog kavramı ortaya çıkıyor, kişisel ama etkili birşey olduğu görülüyor, zamanla ticari organizasyonlara dönüşüyor. Büyük basının ilgisini çekiyor, içeriklerinden yararlanılıyor. Zamanla medya şirketine dönüşüyor bloglar. ABD’de milyon dolarlar seviyesinde paralarla satılan bloglar var. Techcrunch’un 2007 cirosu 3.5 milyon dolar idi. Okuyucu ile içiçeler. Hem bir alternatifler medyaya, hem rakipler, hem bir ortaklar aynı zamanda. Avrupa’da medya blogların farkına daha sonraları vardı. BBC, SKY gibi televizyonlarda blog yazarlarından canlı yayınlarda görüş alındığı bile oldu. Türkiye’de ise durum Avrupa’ya göre daha geride. Az para kazanılıyor, büyük basının ve şirketlerin yeni ilgisini çekiyor. Nereye gider dersen bu iş, ABD’de olduğu konuma gidecektir. ABD bu işte biraz daha önde. Avrupa ve Türkiye de bu yolda olacaktır. Doyuma ulaşma olmaz bu konuda, blog dünyası çok detaylı çünkü. Her zaman yeni bir konu var, her zaman yeni bir konu başlığı. Her zaman daha niş bir konu. Önümüzdeki dönemde de daha niş daha odaklı konulara yönelme devam edecek. Yeni blog yazarları için potansiyel var. Çok niş konular seçilebilir. Bugün Türkiye’de yazılmayan birçok konu var. Bloglar genelde yemek, teknoloji, otomobil, edebiyat, müzik, spor üstüne. Sporla ilgili popüler bloglar var ama tenisle ilgili yazarsın, mesela sadece tenis ekipmanı ile ilgili yazarsın. Konu bitmez yani.


Genel olarak internet dünyasıyla ilgili öngörülerin neler?


İnternet bir bütüne doğru gidiyor. Eskiden internet üstünde bir anonimlik vardı. Herkes kafasına göre bir rumuzla yazardı çizerdi. Artık siteler bize profilini yarat diyor, arkadaşlarını söyle diyor. Senin kendin olarak orada olmanı istiyor. Facebook açıyor platformunu, bir site gidiyor onun için çevrimiçi oyun geliştiriyor. İkisi entegre oluyor birbirine. Başka bir site bu ikisini alıp bambaşka birşey oluşturuyor. 'Mash up' durumu yani. İnternet bir bütüne gidecek, on tane farklı sitede bulabileceğimiz tek bir sitede bütünleştiren yaklaşımlar ön plana çıkıyor. Artık kendi başına, anonimliği ön plana çıkaran bir servisin şansı yok. Ben demek yeterli değil artık sadece. Sosyallik ön plana çıkıyor. Kullanıcıyla etkileşimi sağlamak zorundasınız. En önemlisi fayda sağlamak zorundasın. Zaten internette yeterince gürültü var, insanların yeni bir gürültüye ihtiyacı yok. Türkiye’de çok niş topluluk siteleri yok. Genel topluluk siteleri var. Özel ilgi alanları ilgi bekliyor hala. Yurtdışında bu var, Türkiye’de hala oluşmadı.