Ekonomi 08 AĞUSTOS 2016 / 10:35

Fintech girişimleri finans sektörünü dönüştürüyor

Küresel ekonomik krizler nedeniyle bankacılık kar marjlarının giderek düşmesi, finansal teknolojilere yönelik girişimlerin yükselişini tetikledi. Paraşüt'ün Kurucu Ortağı Sean X. Yu, Fintech olarak adlandırılan bu girişimlerle ilgili fikirlerini paylaştı.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik web tabanlı finansal yönetim uygulaması olarak hizmet veren Paraşüt'ün Kurucu Ortağı Sean X. Yu, Fintech pazarının yükselişi ile ilgili fikirlerini paylaştı. Finans ve teknolojiyi aynı potada eriten Fintech konseptiyle ilgili olarak konuşan Sean X. Yu: “Değişmeye bankalar kadar direnen kurum az bulunur. Tabii bu her zaman kötü bir şey değil çünkü bankaların muhafazakârlığı müşterilerini korumak ve güveni tahsis etmek için tasarlanmıştır. Fakat bankalar kendilerini yeni oyuncuların karşısında buldular: Finansal Teknoloji Girişimleri. Bankaların aksine, Fintech şirketleri değişik alanlarda bankalarla rekabete giren ürünler geliştirdiler. Bu öyle bir kırılma yarattı ki Fintechlerin ölçeklenmesinin devamı durumunda Goldman Sachs’ın tahminlerine göre bankacılık 4.7 trilyon dolar gelirini bu yeni sektöre kaptıracak. Bankalar için bile sürdürülebilir bir gidişat değil” dedi.

Fintechin yükselişi 2007-2008 küresel krizi ile başladı. Krizi takip eden yıllarda tüm regülasyon bankacılığı, sermaye artırımı şartlarını ve uyumluluk kurallarını sıkılaştırarak güvenli hale getirmeyi amaçladı. Regülasyonun artmasının iki sonucu oldu: Bankacılığın kar marjı yüzde 30’lardan yüzde 8’e kadar düştü ve bankacılık yeni ürünlere hiç olmadığı kadar dikkatli yaklaşır oldu. Bunun sonucunda inovasyondan giderek uzaklaştı. Bu ekonomik kriz başka bir fenomeni daha tetikledi ve yatırımlar artık çekici olmayan halka açık şirketlerden risk sermayesine doğru kaymaya başladı. 2008’de ABD’de 18 milyar dolar olan toplam risk sermayesi yatırımları, 2014’te 41 milyar dolara ulaştı. Sadece halka açık şirketlere yatırım yapan hedge fonları ve yatırım fonları bile girişimlere yatırım yapar oldular.

Tüm bunlar olurken Haziran 2007’de Apple tüm elektronik tüketicilerini harekete geçiren Iphone’u piyasaya çıkardı. Bu kullanım kolaylığı alanında bir devrimdi ve tüketiciler tüm teknolojik ürünlerden aynı kolaylığı beklemeye başladılar. Artık tüketiciler sadece eğlenmek için değil bankacılık gibi ciddi işlerini yapmak için de kullanıcı dostu ve kolay erişilebilir ürünler talep eder oldular. Bu hızlı değişim karşısında Economist’in yapmış olduğu bir araştırma, bankaların açık bir dijital strateji oluşturmakta zorlandıklarını, şirket kültürlerinin bu hızlı değişime uymadığını, en tepede yer alan yetenekleri bir türlü işe alamadıklarını gösterdi. Ekonomik krizin ardından risk sermayesinin startupları beslemeye başlaması, bankaların teknolojik ve toplumsal değişmeyi yakalayamaması ve kullanıcıların tüketim alışkanlıklarının değişmesi bir araya gelince Amerika’da ve Batı Avrupa’da Fintech girişimler varlık yönetiminden ödeme sistemlerine kadar geniş bir ölçekte öne çıkmaya başladılar.

Satın alınan ya da yatırım alan Fintech girişimler artarken bu gelişmeyi gören bazı bankalar Fintechler ile ortak operasyonlar yürütmeye başladılar. Satın almaların yanı sıra İspanyol bankaları BBVA ve Santander’in yaptığı gibi API’lerini herkese açarak geliştiricilerin kendi teknolojilerini kullanmaya izin verenler oldu. Türkiye’de de bu alanda çok yeni bir haber olan Akbank’ın API’sini geliştiricilere açmış olması ve Garanti’nin düzenlemiş olduğu Hackathon, Fintechlerle işbirliği alanında çok önemli adımlar. Türkiye, Avrupa ve Amerika ile karşılaştırdığımızda nispeten daha yeni bir altyapıya sahip. Her ne kadar burada da regülasyonlar çok sıkı olsa da Türkiye’deki canlı girişim ekosistemi bir fırsat. Önemli olan ise Türkiye’de bankaların bu canlı ekosistemi ve yükselen Fintechleri nasıl karşılayacağı. Fintech Türkiye’de yeni bir alan ve genel olarak ödeme sistemlerine yoğunlaşmış durumda. Fintechin Türkiye’deki geleceğini ise şu sorunun yanıtı belirleyecek: Bankalar küreselde olduğu gibi Fintechlerle ilgisiz alanlarda mı işlerini yürütmekte diretecekler yoksa işbirliği için etkin bir yaklaşım mı belirleyecekler?