Donanim 03 ŞUBAT 2010 / 05:38

Yeni dünyanın sıcak diyalogları

Dijital devrimin etkileri bizi de her geçen gün sarmaya devam ediyor.

Dijital devrimin etkileri bizi de her geçen gün sarmaya devam ediyor.

Geçen gün arkadaşlarımdan biri "Ya bu twitter ne güzelmiş, çok enteresan şeyler var" diyordu. Ardından ekliyordu: "Filanca gazeteci aslında ne zeki adammış, çok güzel şeyler yazıyor. Hiç sevmezdim oysa onu."

O gazeteciyi yıllardır görüyor, programını seyrediyor ama bir şekilde kendi tabiriyle "Çok plastik ve burnu havada" görüyordu.

Herkes böyle düşünmüyordu elbet. Ama düşünenler de azınlıkta değildi. Onlara göre, ekrandan veya basılı bir kağıdın ardından seslenen rol modelleriydi onlar. Podyumda kıyafetleri taşıyan mankenler gibi bazen. Kendi renklerini ait oldukları platformun çerçevesi içinde, ancak belirli bir dozda verebiliyorlardı belki de.

Endüstriyel dönemin kurumsal dinamikleriyle inşa edilen medya dünyasının temsilcileriydiler. Devir değişmiş olsa bile esneyebilecekleri yer belliydi, formatlar ve roller çiziliydi.

Bunun temelinden değişeceğini, "Cluetrain Manifesto" 11 yıl önce söylüyordu. Hem de daha birinci maddesinde: "Diyalog demek pazarlama demektir". Üçüncü maddesinde de ekliyordu: "İnsanlar arasındaki diyaloglar insani bir tonda yapılır.". Yani doğaldır, içtendir. Ona göre yeni dünya ile kalıplar, formatlar artık insanlar tarafından reddedilecek, daha samimi bir dünyaya adım atılacaktı.

Ekonomi haberlerini almaya alıştığımız birinin Twitter'da "Sabah kar ile birlikte Maslak gözüme daha güzel göründü" mesajını görünce aklıma bu sohbetler geldi.

Sosyal medya ile ekranın ve kağıtların ardındakiler, kitleleriyle çok daha sıcak diyaloglar kurabilir hale geldiler. Artık haberlerinin/yorumlarının içine kendilerini ve duruşlarını çok daha fazla katabiliyorlar. Hayatın içinde, hayata bakışlarını kitleleriyle  daha çok paylaşabiliyorlar. İçlerindeki insanı, heyecanlarını, sevinçlerini, hüzünlerini çok içten bir şekilde iletebiliyorlar. Bu "İnsani" etkenler toplam iletişimi ısıtıyor, doğallaştırıyor.

Ve bu "Doğallaşmış" diyaloğu hızla sahipleniyor kitleler. Onlara daha çok dokundukça, plastiğin aslında bir insan olduğunu daha çok farkediyorlar.

Bu da onları ekranlara, kağıtlara ve alacakları mesajlara daha çok bağlıyor.

Enteresandır, yorumu yapan dostum "Artık onun programlarını hiç kaçırmıyorum" diyordu.

Sosyal medya ve diyaloğun sıcaklığı, "Markalara olan sadakat artık bitiyor" dediğimiz bu günlerde, medya için güçlendirici bir tutkal görevi görmeye başlıyor yavaş yavaş. Daha "İnsani" bir medya, izleyicileriyle daha güçlü bir iletişimin temellerini atıyor.