Donanim 23 MART 2009 / 12:50

Ve kadınlar, bizim kadınlarımız...

Bugün e-posta sistemime bir haber ulaştı.

Bugün e-posta sistemime bir haber ulaştı.

Ve bu haber beni birdenbire acı düşüncelere
boğuverdi. Haberin içeriği kadınlarla ilgiliydi. Kimbilir belki benim de kadın
olmamdan kaynaklanan bir farkındalık, sorgulama, hesaplaşma, isyan ve yazma
isteği gibi duygular arasında gidip geldim.



Haberi
kısaca paylaşayım. Malum, küresel ekonomik kriz şirketlerin iyice içine işledi.
Pek çok kurum işlerini, insan kaynaklarını, yeteneklerini, yatırımlarını,
geleceğini yeniden planlıyor. Bu planlamaların çoğunun sonucu da küçülme ve
dolayısıyla insan kaynaklarında da azalma şeklinde kendini gösteriyor. Bu zor
günlerde bilişim sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketler büyümeye
odaklanarak rekabet güçlerini korumak, kriz sonrası oluşan yeni pazarda dahada
güçlü varolmak için çalışıyor.



Avrupa
Birliği, kriz sonrası daha güçlü bir birlik için kendine iki önemli strateji
seçmiş durumda. Biri, bilişim sektöründe nitelikli işgücünün geliştirilmesi ve kadınların
iş dünyasında daha fazla desteklenmesi.



2010 yılı
itibarıyla Avrupa'da 300 bin nitelikli mühendis açığı bekleniyor. Bugün AB’de her
beş bilgisayar mühendisinden bir tanesi kadın. Avrupa Komisyonu'nun 2007'de bilişim
şirketlerinin daha fazla nitelikli kadın bilişimcinin ilgisini çekmesi için
yaptığı duyurunun sonucu olarak, Alcatel-Lucent, Imec, Orange-France Telecom
Group, Microsoft ve Motorola'dan oluşan Avrupalı 5 büyük bilişim şirketi
geçtiğimiz günlerde "Bilişim ve Kadın Konusunda En İyi Uygulamaların
Kuralları"na imza attılar. Bu şirketler, kadınlara daha uygun teknoloji iş
alanlarını yaratmak ve bilişim sektöründeki kadın potansiyelini daha iyi
kullanmak ve teşvik etmek konusunda girişimlerini açıkladılar.


Benim ülkemde neler olduğunu hatırladım. Benim ülkemde ise bırakın iş kadını
olmayı, kadın olmak zor. Başbakanımız, kadınlara ‘evde oturun, en az üç çocuk
yapın’ diyor. Çalışıp aile bütçesine katkıda bulunmak isteyen kadınlarımıza
devlet büyüklerimiz ‘senin evdeki işin sana yeter’ mantığıyla yaklaşıyor.



Nazım Hikmet’in şiiri geldi aklıma.



Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar...



Şimdi soruyorum: Biz ileriye mi gidiyoruz yoksa geriye mi?