Donanim 23 KASIM 2009 / 06:26

Ürün odaklı yerine insan odaklı düşünebilmek

"GPRS çıktığında "dünya eskisi gibi olmayacak" diyorduk, sonra hayat hiç umduğumuz gibi gitmedi.

"GPRS çıktığında "dünya eskisi gibi olmayacak" diyorduk, sonra hayat hiç umduğumuz gibi gitmedi.

Heyecanla sunumlar yaptık, ama birşeyler hep yanlış gitti. Kritik kitleye bir türlü ulaşamadık".

Bu cümleler, telekom endüstrisinden birinin anılarına aitti. Sanırım yıl 2004 veya 2005'ti.

O günden beri de çok fazla birşey değişmedi. Teknik olarak hayatımızı değiştirecek pek çok şey, tarihin tozlu sayfalarında kaldı.

"Neden kimse bizi anlamıyor?" Dijital dünyada yenilikler peşinde koşan hemen her şirketin ve her profesyonelin aklında dönüp duran bir sorudur.

Bir pazarlama iletişimcisi olarak, bunu çok da şaşırtıcı bulmuyorum. Zira bu dünyada gereğinden fazla "ürün odaklı" yaşıyoruz, "ürün odaklı" düşünüyoruz.

"Size bir web stratejisi (!) yapalım", "bu teknoloji hayatınızı değiştirecek", herkes gelecekte mobil platformlardan film seyredecek" gibi söylemlerin, üzerine oturduğu tek platform var - "ürün odaklı düşünce yapısı".

Yoğun, geceli gündüzlü çalışmaların sonucunda ortaya çıkmasından olsa gerek, ürünlerimize aşığız. Onları seveni biz de seviyoruz, anlayamayanı ise lanetliyoruz. "Ne de olsa eski kafalı onlar, değerini bilemediler".

Pazarlamanın altın kuralını unutmuş gibiyiz.

Pazarlama, tüketiciyi her zaman konunun kalbine koyar ve bütün her şeyi onun etrafına örer.

"Tüketicinin yaşayacağı tecrübe herşeyden önemlidir." Tek sabit budur. Geri kalan herşey, buna göre değiştirilebilir.

Sevdiğim örneklerdendir. CD'den sonra DVD Audio ve/veya SACD (Super Audio CD)'nin geleceği endüstri lideri firmalar tarafından öngörülmüştü. Böyle olacaktı, böyle olmalıydı.

Ses kalitesi çok daha yüksekti, tecrübe çok farklıydı ve insanların bu yeni formatlara geçmemesi düşünülemezdi.

Ama insanlar geçmedi. Araştırmalar da gösterdi ki, CD kalitesi ile çok mutluydular. Hatta onu MP3'e çevirip, çok daha kötü kalitede bir tecrübe yaratıyorlardı ama bununla bile çok mutluydular.

Öte yandan DVD'nin yerini alacak formatın HD-DVD mi, BluRay mi olacağı tartışılıyordu. Son dönemde BluRay kazanan ilan edilmişti. Gerçekten öyle miydi?

Uzmanlar, CD ve DVD'nin yerine gelecek olan formatın "elle tutulur" olmayacağını, BluRay'in de bir ara format olduğunu söylüyorlar şimdilerde. Ses ve görüntünün "streaming" ve "indirilebilir" formatlarda olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Neden? Çok basit. Insanlar böyle olmasını istedi de ondan. İnsanlar, dijital içeriği "indirmek" veya "web üzerinde tüketmek" istediler.

Hatta insanlar uzun zamandır istedikleri içeriğin de "bedava ve paylaşılabilir" olmasını istiyor. Er ya da geç bu konuda da bir zafer kazanılacağı kesin. Tümüyle bedava olmayacak elbette. Ama çok küçük ücretler karşılığı alınan servislerin, geniş tabanlı "ücretsiz" içeriklerle destekleneceği ve bu şekilde bir uzlaşma sağlanacağı öngörülüyor bugünlerde.

Özetle, anahtar her zaman "insan".

Ürün odaklı yerine insan odaklı düşünmeye başlarsak, çok daha hızlı ilerleyebileceğimiz kesin.

En azından bu bakışa başlayabileceğimiz bir yer var. Dijital dünyayı ve yenilikleri anlattığımızda motive olmayanları "eski kafalılıkla" suçlayacağımıza, keseri biraz da kendimize yontup "acaba nasıl daha iyi anlatabilirim, nasıl faydasına ikna edebilirim" bakış açısına yönelsek, çok daha pozitif sonuçlara ulaşabilir miyiz?

Belki de gerçek devrim, bizim hayata bakışımızı değiştirmemizle başlayacak.