Donanim 24 OCAK 2009 / 16:02

Terörizmin Yeni Silahı: Teknoloji (2)

Terörizm ve teknoloji konusunda biraz da işin toplumsal boyutuna bakalım.

Terörizm ve teknoloji konusunda biraz da işin toplumsal boyutuna bakalım.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan yazımda teknolojinin teröristlerin elinde ne kadar ciddi bir silaha dönüşebileceğini yazmış, Kasım ayındaki Bombay saldırılarının bu konuda önemli bir dönüm noktası oluşturduğuna değinmiştik. Diğer yandan özellikle haber alma konusunda teknolojinin toplum için sağladıkları da bu olayla ortaya çıktı. Bakınız nasıl:Bombay’daki saldırılar sırasında görgü tanıkları teröristlerin medyaya olan ilgisinin kesintisiz devam ettiğini söylüyorlar. Söylenene göre teröristler, bulundukları yerde televizyonları açarak gerçekleştirdikleri saldırının dünya genelindeki yansımalarını adım adım takip ediyorlardı. İşte bu sırada “Kara Kediler” olarak adlandırılan anti terör timinin yakındaki bir binanın çatısına inerek pozisyon almaya başlaması da adım adım canlı yayınla televizyon ekranlarına gelmeye başladı (olaya bakın!). Bombay yönetimi bunun üzerine operasyon güvenliği için hemen canlı haber yayınlarının 45 dakika boyunca durdurulmasını istedi. Televizyon kanalları gönülsüzce bu isteğe uymak zorunda kaldılar. Ama dünya genelinde, özellikle de bölgede yakınları bulunanlar sonsuz bir haber alma açlığı içindeydiler. 45 dakika onlar için çok uzun bir zamandı...

Televizyon yayınları kesilmiş olabilirdi ama, internet blogları durmaksızın çalışıyordu. İnternet kullanıcıları, özellikle de olay bölgesine yakın olanlar, tüm olan biteni dakika dakika video paylaşım sitesi YouTube (youtube.com), mikro blog sitesi Twitter (twitter.com) ve fotoğraf paylaşım sitesi Flickr (flickr.com) gibi içeriğini kullanıcıların şekillendirdiği platformlar üzerinden herhangi bir kesinti veya sınırlama olmaksızın aktarmaya devam ettiler. Çoğu kişi, haber kaynaklarının bile öncesinde dünyanın dört bir yanından rehinelerin durumunu takip etmek için bölgenin yakınlarında oturan internet kullanıcılarının gönderdiği bilgilerle beslendi. Twitter üzerinde Mumbai, Bombay, #Mumbai ve @BreakingNewz adıyla kanallar açıldı ve buralardan hem çatışma durumu aktarıldı, hem de yakındaki hastaneler için kan ihtiyacı duyuruları gerçekleştirildi. Wikipedia’da anında güncel bir bilgilendirme sayfası oluşturularak teröristlerin fotoğraflarına kadar yer verildi. Saldırıların gelişimine dair bir yol haritası ve tehlikede olan bölgeler hemen Google haritası üzerinde işaretlendi. Flickr kullanıcıları da kısa sürede olay yerinden fotoğraflar yağdırmaya başladı. Öyle ki, zaman zaman dünyanın dev haber ajansları ve haber kanalları buradaki fotoğraflardan ve görüntülerden beslendi.
Travma sonrası suçlu yine teknoloji
Bombay’daki saldırıların trajik sonuçları, her büyük travmadan sonra olduğu gibi insanlar yine suçlayacak bir şeylerin arayışına yöneltti. Bu olayda da asıl suçlular olarak açık veri paylaşımı yaklaşımı ve teknoloji hedef alındı. BlackBerry, GPS ve Google Earth gibi teknolojiler bu suçlamalardan en büyük payı aldı. Peki çözüm nedir? Teknolojiyi kıyasıya sorgulamak mı, yoksa kullanımını daha da özendirmek mi?
Bu noktada Fortuisone resmi blogu Off the Map üzerinde ilginç bir makale dikkatimi çekti, çevirisi yaklaşık olarak şöyle (tam metin için http://tinyurl.com/6mncdb):

“Doğal olarak ne zaman böyle büyük bir olay gündeme gelse, insanların ilk gözünü diktiği teknolojiler konum beliremeye dayalı coğrafi veri sağlayan platformlar oluyor. Örneğin kimse cep telefonlarını veya BlackBerry’leri toplumdan soyutlayalım demiyor ama, Google Earth ve GPS gibi teknolojilerin toplumun genel kullanımından soyutlanması gerektiği sık sık dile getiriliyor. Hatta Mısır’da ticari amaçlı GPS cihazlarının kullanımı gerçekten de yasaklanmış durumda ve üzerinde GPS modülü bulunan iPhone 3G dahil çoğu cep telefonu Mısır’ın kapısından içeri giremiyor. Bütün bunlar, aslında yönetimlerin toplum güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımında kontrollü yaklaşımına daha meyilli olduğunun açık bir kanıtı. Örneğin haritalar daima çoğu kişinin bir bakışta anlayabileceği, değerlendirebileceği bir bilgi kaynağı olarak görülür. Dolayısıyla eğer güvenliğe ihtiyacınız varsa yasaklayın gitsin, çoğu kişi de size doğru yolda olduğunuzu söyleyecektir.

Peki ama açık yaklaşım ve güvenlik arasındaki denge nasıl kurulmalı? İnovasyon ve teknolojik yayılım acaba bırakın toplum güvenliğini tehlikeye atmayı, bu güveni daha da güçlendiremez mi? Olabilir. Fakat bunu sağlayabilmek için organizasyonlar bir bilgiyi topluma açık hale getirdiklerinde hem pozitif, hem negatif kullanım potansiyelini iyi değerlendirmek zorundalar. Örneğin bir şirket binadaki fiber hatlarının kesintisiz hizmet vermek üzere ne kadar iyi tasarlanmış olduğunu göstermek için, tüm erişim noktalarıyla birlikte binanın fiber iletişim ağı planını reklam niyetine web sitesine koyma yoluna gidebiliyor. Bu, olası bir kötü niyetli kişi için şirketin sinir ağını oluşturan tüm veri iletişim planını riske atmakla eşdeğer.
Peki teknolojinin yaygınlaşması ve açık bilgi paylaşımının özendirilmesi terörizmin önlenmesine yönelik olumlu bir etki gösteremez mi? Aslında bu yaklaşım toplumda bilinçli bir algıya ve keskin bir farkındalığa yol açabilir. Örneğin güvenliği bizzat bireyler tarafından sağlanan bir toplum yapısı hayal edin. Bu toplumun bireyleri şüphe uyandıran bir durumla karşı karşıya olduklarını fark ettiklerinde Twitter yardımıyla hemen bir uyarı mekanizmasını devreye sokabilirler. Eğer böyle bir toplum anlayışı olsaydı acaba Bombay’daki olaylardan önce bireyler ciddi bir şüphe ağı oluşturamazlar mıydı? Bir balıkçının cep telefonuyla çektiği fotoğraf, yolda yürüyen birinin göndereceği bir kısa mesaj, bir şeylerin önceden fark edilebilir olmasını sağlamaz mıydı?"

Kimbilir...Sizin anlayacağınız, bu konu iki yanı keskin kılıç gibi. Bir tarafta nereye varacağını bilemediğiniz sınırsız bilgi paylaşımı ve paranoyak bir toplum olasılığı, diğer yanda özgürlüklerin alabildiğine kısıtlandığı bilgiye aç bir toplum.Bundan sonrası için düşünmeyi size bırakıyorum.