Donanim 26 EKİM 2009 / 12:07

Sosyal Medya ve Markalar

Sosyal medya son günlerin en popüler konularından biri. Facebook'lardan Twitter'lara kadar uzanan bu dünyadaki zenginlik, kullanıcıların olduğu kadar markaların da radarı altında şu sıralar.

Sosyal medya son günlerin en popüler konularından biri. Facebook'lardan Twitter'lara kadar uzanan bu dünyadaki zenginlik, kullanıcıların olduğu kadar markaların da radarı altında şu sıralar.

Sektördeki hemen her dostumun bana sorduğu soru neredeyse aynı: "Bu sosyal networklerde markamı nasıl kullanmalıyım? Neler yapmalıyım?"

Bu soru sorulduğunda genelde hemen şu soruyu soruyorum: "Gerçekten orada olmalı mısın?"

Çok kritik bir soru.

Çünkü sosyal platformlar, herkesin çok daha insani ve sıcak bir diyalog sürdürdüğü ve birbirleri ile içerikler paylaştığı bir ortam.

Markanızın duruşu bu ortamla örtüşüyor mu? Gerçekten orada olmalı mısınız?

Cevap evet ise, hemen ikinci sorumuz geliyor: Bu ortamı besleyecek kadar içeriğiniz ve kaynağınız var mı?

Her markanın cevabı "evet" olmayabilir. Bir çamaşır suyu markasının hedef kitlesi hijyen tutkulu kadınlar ise küçük de olsa anlatacağı bir hikayesi olabilir. Hatta markaya bir iletişim platformu da yaratılabilirse daha da ileri gidebilir.

Ama bu diyaloğu ne kadar sürdürebileceksiniz, ne kadar derinleşeceksiniz?

Bu sorunun ardından ise, en önemlisi geliyor: Güzelliklerin yanı sıra, tehlikenin de farkında mısınız?

Bloglar, web 2.0 ortamlarında markaların dikkat etmesi gerekenler hakkında çok önemli dersler bıraktılar bize.

Birçok marka, bloglarda sinsice süzülmek isterken, başedemeyecekleri büyüklükte krizlerle başbaşa kaldılar.

Kurumsal ve marka iletişimine milyonlarca dolar harcayan sistemler, bu kadar dinamik bir yapıda, olabilecek her türlü dalgalanmaya süratle cevap verebilecek mi? Riskleri göğüsleyebilecek mi?

Sorular muhtelif. Cevabını tam olarak verebilen yok. Facebook uygulamalarını ve yandaki küçük reklam linklerini bir kenara koyarsak, birkaçı dışında aktif olarak bu platformları değerlendiren çok az marka var.

İnsanlar insanlarla mı paylaşmak istiyor, yoksa bir marka ile de arkadaş olmak ve paylaşmak ister mi? Bu da hepsinin üstüne en ulvi soru.

Ticari bir değer değişimi yaptığım bir markanın, eğer o marka kendimi tanımlamama yardımcı oluyorsa, haberlerini almak isteyebilirim.

Ama sonrası?

Gerçek diyaloğu kaç marka istiyor? Marka ile diyaloğu kaç kişi istiyor?

"Markalar bu konuda ne kadar samimi"? Ticari kaygılar taşıyan yapılarla neden sosyal ağlarda sohbet edelim?

Onlara bir sebep vermelisiniz. Veremiyorsanız, uygun fiyata iyi ürün verin, bu da yeterli.

Veremezken inatla çırpınmaya devam etmek, markanıza hiç ummadığınız kadar zarar verebilir.

Zira, Twitter'da dev global markaların bile toplamda ancak 8-10.000 takipçisi olduğunu görünce insanı bir düşünce alıyor.