Donanim 12 NİSAN 2010 / 11:06

Şimdi bana iptal olan projelerimi verseler (2)

Şirketlerin en büyük problemi, kendini garantide hissetmek olmalı.

Şirketlerin en büyük problemi, kendini garantide hissetmek olmalı.

Şirketler gibi evlenen çiftlerin de en büyük problemi, kendini garantide hissetmek olmalı. Kendini garantide hisseden kadın veya erkek kilo almaya, eve çiçek getirmeyi unutmaya ya da sürprizlerin birliktelikteki önemini kolaylıkla unutmaya başlayabilir. Bu problemi kapasitemizin çoğunluğunu oluşturan ana sanayi için ya da bize sipariş yağdıran müşterilerimiz için de yaşayabiliriz.

Ekonomi dergilerinin aylar önce yazmaya başladığı kriz haberleri gerçeğe dönüşüp reel sektörü ilk vurduğunda inkârımızın adı ‘teğet' oldu. Ancak teğet aşamasından sonra kapasite kullanım raporlarındaki düşüşleri görmemiz bizi gözümüzün önündeki gerçekle yüzleştirdi. Yukarıda anlattığım müşterimizle ikinci görüşmemiz, krizin 6. ayı geçtikten sonra gerçekleşti.

3 yıllık üretimi dolu olan fabrikada kapasite kullanım oranı yüzde 42'ye kadar gerilemiş, fabrika ciddi bir nakit sıkıntısına girmişti. Bizim uzun zaman önceki önerilerimiz; ürünlerde özgünleşme, verimlilik projeleri ve teşvikler toplantıların ilk ve en önemli gündem maddesi haline gelmişti. Her zaman bu müşterimiz gibi şanslı olup trenin önünden son dakikada çekilmeyebilirsiniz. Ve bir kez geç kaldığınızda her şey içim çok geç olur.

Hemen hemen bütün problemler ben geliyorum der. Önemli olan gözünüzü dört açmanız. ‘Çalışıyorsa kurcalama' sözünü boş verip, ‘çalışıyorsa daha iyisi nasıl olur' sözünü ilke edinmelisiniz.

Şirketler için bunun yolu yenilik arayışı ve Ar-Ge'den geçer. Bu mutlaka yeni ürün geliştirmeyi değil, mevcudu daha iyi hale getirmeyi de kapsar. Üstelik yapacağınız çalışmaların maliyetlerini ve risklerini kolaylıkla kamu fonları ya da özel kuruluşlarla paylaşabilirsiniz.

Uluslararası şirketler göstermiştir ki, Ar-Ge yapan şirketler dinç kalır. Sürekli arayış içinde olmak, akımları takip etmek, projelendirme stresi ve her seferin de daha büyük hedefler şirketin kendini garantide hissetmesini engeller.

Yoksa ne olur? Bunu yapmazsak sonuç Türkiye ekonomisinin durumu olur. Bütün büyük iş kolları uluslararası şirketlerin eline geçer. 35 milyon genç nüfusumuz olur, ama bir tane Facebook, Google ya da Tata yaratamayız. Potansiyelimizle övülür, kandırılır, ama kinetik enerji üretemeyiz. Pazar olur, pazar yaratamayız.

Hatalarımızdan ders çıkarmazsak sürekli ayağımız çukura girer. Bir gün boyumuzu aşan çukura düşer, şirketimizi tarihin tozlu sayfalarına kaptırırız. Bu nedenle kendimizi hiçbir zaman garantide hissetmemeliyiz.

Global gelişmeleri takip etmek yerel pazarı takip etmek kadar önemlidir. Bunu pazarlama ve rakip analizinin yanı sıra yenilik takibi olarak ele almakta fayda var. Büyük şirketler bunun için ayrı birimler kurarken, KOBİ'lerin internet, medya, kamu (ben Euro Stat gibi kurumları tavsiye ederim) kaynaklarından yararlanmaları gayet olasıdır.

Önemli olan yenilikçiliği ve Ar-Ge'yi ilke olarak edinmeniz, kendi dünyanızda değil global dünyada yaşamanız. Kopyalayan değil, özgünleştiren, fark yaratan olmanız.

Bir şey yapmanız gereken gün dündü. Eğer yapmadıysanız telafisi bugün olabilir, ama yarın çok geç kalırsınız.