Donanim 18 EYLÜL 2008 / 07:23

Rastgele erişim çağı

Koleksiyonların, arşivlerin, yani “Salt Okunur”un zamanı geçiyor. Artık içeriklerin tüketildiği ve yok edildiği “Rastgele Erişim” çağı.

Koleksiyonların, arşivlerin, yani “Salt Okunur”un zamanı geçiyor. Artık içeriklerin tüketildiği ve yok edildiği “Rastgele Erişim” çağı.

Günümüzde sayısal içeriklerde ve ‘yeni medya’larda yaşanan gelişmeler kültürel eğilimleri ve insan davranışlarını yakından etkiliyor. Bundan en çok etkilenen alanlar ise müzik, sinema ve edebiyat. Plak ve kitap gibi ortamlar zamanında sınırlı erişilebildikleri için cisimlerinden çok manevi değere sahiptiler. Bir sanatçının albümü defalarca dinlenir, her şarkı ezberlenir, içerik özümsenir, ardından ileride tekrar dinlenmek üzere arşive kaldırılırdı. Bütünlük bozulmaz, sanatçı mesajını iletmiş olmanın mutluluğuyla yeni bir albümü hazırlamak için stüdyoya girerdi. Bu durum kitaplar için de geçerliydi.


Sinema için de benzer koşullar geçerliydi. Bir filmi izleyip beğendiyseniz vizyondan kalkmadan bir veya birkaç kez daha izlemek için acele etmek zorunda kalırdınız. Bu yüzden bir filmin ne kadar tutulduğu, vizyonda kaldığı bilmemkaçıncı zafer haftasından belli olurdu. Bu toplumun kültür seviyesinin bir aynasıydı aynı zamanda. Bir süredir hayatımızda yer alan DVD de bu kültürün bir uzantısı aslında. Bir kitap veya plak/CD gibi rafta sergilenmesi, bir bakıma kültürel kimliğimizi de misafirlerimize açıklayan bir ipucuydu. Tüm bunlar ‘Salt Okunur’ öğelerdi.


Sayısal içeriklerin çoğalmaya başlaması, yeni medyanın yaygınlaşması ile ‘Rastgele Erişim’ çağını başlattı. Bu çağda arşiv ve koleksiyon gibi zaman tüketen alışkanlıklara yer yok. Yukarıdaki örnekleri ileri saralım. Artık albüm satın almanın bir esprisi kalmadı. Şarkılar sayısal ortamda teker teker indirildiği için sanatçılar albümü bir kavrama oturtmaya çalışmak, parçaları bütüne uyarlamak kaygısından yavaş yavaş vazgeçiyor. Çok güçlü bir şarkı yapsanız yeterli. Hatta telefon zili olarak satılabilecek melodisi olursa daha iyi olur. Haydi albüm yaptınız diyelim kimin kesintisiz dinleyecek bir saat zamanı var ki?


Sinema tarafında da durum farklı değil. Artık bir film vizyona girsin de izleyelim sabırsızlığına yer kalmadı. Ya türlü ortamlarda sürekli karşınıza çıkan fragmanları ile bunalıyorsunuz, ya da bir şekilde sinemalara girmeden izleyebiliyorsunuz. Sonrası mı, sabit diskinizden silersiniz gider. Filmden belli sahneleri YouTube’dan izleyebilirsiniz. Filmin tamamı neyi anlatıyor kimin umurunda. Görüntüler bir gözünüzden girer, başka yere uğramadan diğerinden çıkar gider. Bir süre sonra da unutursunuz zaten. O zaman da size bu içerikleri sağlayanlar genel geçer şeyler yapmaya yönelirler.


Okuduklarınız karamsar bir senaryo gibi gelebilir. Ancak gerek çağın yaşam şartları, gerek ekonomik şartlar, gerek teknolojinin gelişimi yüzünden daha da uç örneklere doğru ilerliyoruz. Kültür ve sanat teknoloji desteği ile çok parlak başarılara imza atsa da madalyonun diğer yüzü de insanları endişelendiriyor. Bir süre önce Elton John’un söyledikleri ne kadar manidar: “Eğer kültür ve sanatın gelişmesini istiyorsanız interneti kapatın!” Bu tabii ki çok radikal bir yorum. Yine de kulak vermekte fayda var diye düşünüyorum. Yoksa, yıllar sonrasında torunlarımız dünya tarihini merak ettiklerinde bu konuda bir şey bulamayacaklar. Çünkü yeni bir filmi yükleyelim diye sabit diskten önceki dosyaları silmiştik.