Donanim 16 NİSAN 2009 / 11:58

Lütfen objektife bakmayın!

“Kamera!” çığlığı sessizlikte yankılandı…

“Kamera!” çığlığı sessizlikte yankılandı…

"KAMERA!" dediler. "Yanlarında KAMERA var!" ve "KAMERA getirmişler!" Bir anda, dev uçak gemilerinin yakın koruma desteği sağlayan uçak filosu ile telsiz trafiğini kıskandıracak yoğunlukta konuşmalar başladı. "Evet, KAMERA var! Çekim yapacaklarmış..."


Yukarıdaki satırlar ütopik, fantastik bir bilim kurgu hikâyesinden alıntı değil. Yaşanmış ve ibretle hatırlanan bir olayın özeti sadece...


Güzide bir bankanın yetkilisi ile bir advertorial için video röportaj yapmamız gerekiyor. Önceden konuşulmuş, randevulaşılmış. Bankanın adı önemli değil. Alışveriş merkezi, plaza, herhangi bir yer de olabilirdi. Önemli olan algının niteliği...


Doğruca Ümraniye'deki Genel Müdürlük binasına yollanıyoruz. Ben kamera ve tripod çantalarını sırtlanıp otomobilden iniyorum. Daha kaldırımdayken güvenlik görevlisi yaklaşıyor.


"X Bey ile görüşecektik" diyorum ama güvenlik görevlisinin tüm dikkati kamera ve tripod çantalarının üzerinde. "Bunların içinde ne var? Çekim mi yapacaksınız?" sorularına "Evet" yanıtını verdikten sonra fitil ateşlenmişti bile...


"Bir dakika bekleyin" ile birlikte yoğun bir telsiz trafiği başlıyor. "KAMERA" sihirli sözcüğü ile birlikte iş biraz daha ciddileşiyor. Telsizde karşı taraftan kararsız bir ses yükseliyor: "KAMERA ile içeride çekim yapmak kesinlikle yasak". Daha kapıya bile ulaşamadan kaldırımda, yanımızda güvenlik görevlisi bekliyoruz. Görüşme ile ilgili yetkiliyi arıyor, durumu anlatıyorum. O da X Bey'in yanına gidiyormuş. "Kapıya haber veririz şimdi" diyor.


Telsiz cızırdıyor: "X Bey aradı. Kendisinin haberi varmış. Ama KAMERA'yı içeri sokamayız. Bize e-posta atması gerekiyor." Yetkiliyi bir daha arıyor, e-postadan bahsediyorum. "Tamam" diyor, "Şimdi gönderiyor". Bu sırada telsiz trafiği sürüyor: "KAMERA'yı içeri sokamayız!"


Yanımızdaki güvenlik görevlisi içeri girebileceğimizi, ancak KAMERA'yı yukarı çıkaramayacağımızı söylüyor. Hele bir içeri girelim, X Bey ile görüşelim. Sonrasını düşünürüz.


Kapıdan içeri girdik sonunda. Güvenlik görevlileri nazik bir şekilde üstümüzü arıyorlar. Çantaları açtırıp kontrol ediyorlar. Diğer güvenlik görevlisi dışarıda kaldığı için teybi başa sarıyoruz. "KAMERA'yı yukarı çıkaramazsınız!" "X Bey ile görüşün". Bu kez okul çıkışındaki liseli kızları kıskandıracak bir telefon trafiği başlıyor. Aynı şeyleri tekrar etmemek için ileri sarıyorum.....


Sonuç: "KAMERA'yı yukarı çıkaramazsınız!" Şirket yetkilisi ile konuşuyorum. "Neyse" diyor "Çekim yapmayız o zaman, sadece yazılı röportaj yaparız." Tamam. Çekim yapmayacağız. "KAMERA'yı yukarı çıkaramazsınız!" Bırakabileceğimiz bir yer var mı? Yok. Bir görevli yardımcı olmaya çalışıyor: "KAMERA'yı otomobilinize bırakın, bir şey olmaz" - "Ya olursa?" - "!?..." Uzun lafın kısası KAMERA'yı bırakmadığım için yukarı çıkamadım. Arkadaşım yukarı çıktı, söyleşiyi yaptı, yetkilinin fotoğraflarını çekti (aynı zamanda video çekebilen fotoğraf makinesi ile), işi bitince bana telefon açtı (aynı zamanda video çekebilen telefonu ile), ben de onu beklediğim yerden çıkıp otoparka gittim. Video çeken KAMERA'mızı bagaja koyduk. Atladık otomobilimize, başarı hikâyesinin video röportajı çekilmeyen bankayı geride bıraktık.


Kamu dairelerinde, kurumsal mekânlarda, plazalarda, alışveriş merkezlerinde güvenliğe gösterilen hassasiyeti anlıyorum, ancak paranoya ötesine varan güvensizliğe anlam veremiyorum. Öğrendiğimize göre o binada çekim yapılabilmesi için önceden izin almak gerekliymiş ve atlanmış. Olabilir. Kuralları öyledir.


Dert ‘video' çekilmesiyse kalemden, telefona, fotoğraf makinesine hiçbirşeyi yukarı bırakmamaları lazım. KAMERA ile yukarım çıksam, gizli gizli video çekemeyeceğim. Ancak, telefon ve fotoğraf makinesi ile tıkır tıkır çekerim (Aman, sonra bunları da yasaklamasınlar). Neyse, inatlaşmanın değil sakin düşünmenin sırası.


Açıkçası bu tecrübe beni bir hayli şaşırttı. Medyada telefon dinlemeler, ortam dinlemeler, kasetler kayıtlar gırla gidiyor, sokakta KAMERA görenler kadraja girmek için birbirini yiyor, magazin muhabirleri KAMERA'larıyla sokaklarda devriye geziyor. Biz de saf saf KAMERA'mızı göstere göstere iş yapmaya çalışıyoruz. Kendime teessüf ediyorum.