Donanim 20 MART 2010 / 21:16

Kuantum fizikçisi diyor ki: "Deprem İstanbul'u vuracak"

Diyorsa ki illa vardır bir bildiği...

Diyorsa ki illa vardır bir bildiği...

Kuantum fiziğiyle ilgili bildikleriniz Einstein'ın öğretileriyle sınırlıysa, büyük ihtimalle yarım asırdır bu alanda ne kadar çok yol alındığının da farkında değilsiniz demektir. Doğal olarak sicim teorisi veya bunun iyice olgunlaşmış hali olan M teorisi hakkında pek bir şey duymamış olabilirsiniz. Yeni ortaya koyulan formüllerin evrenin aslında 11 boyuttan meydana geldiğini söylemesi de kulağınıza çalınmamış olabilir. Sıfırdan kurulan bir evrenin tüm dinamiklerini açıklayacak bir ana formüle ulaştığımızı, neredeyse sonsuz ihtimal ortaya koyan bu formülde kendi evrenimizin değerlerine ulaşmak için çabaladığımızı da bilmiyor olabilirsiniz.

İşte, 6 milyardan fazla insanın üzerinde yaşadığı bu dünyada herkes kendi gündelik yaşamı veya hayat mücadelesi içinde süzülüp giderken bazıları da bu soruların cevabını bulmaya çalışıyor. Aslında benim de bunları bilmem küçük bir tesadüften ibaret. Tüm bunları İngiltere'deki bir basın toplantısından dönerken, Heatrow Havaalanı'ndaki kitapçıda gördüğüm "Parallel Worlds" adlı bir kitaptan öğrendim. Michio Kaku adlı bir teorik fizikçi tarafından yazılan bu kitap, teorik fizik ve doğal olarak bunun köklerini oluşturan kuantum fiziğindeki gelişmeleri ve bilimsel gerçeklere dayalı paralel evren kuramlarını öylesine basit ve akıcı bir dille anlatıyor ki, insanın böyle bir kavramın böylesine basit bir şekilde ele alınabileceğine kitabı okumadan inanası gelmiyor. Düşünün ki İngilizce yazılmış bir kitaptan kuantum fiziği okuyorsunuz, üstelik her kelimesini anlayarak, sindirerek. İşte bu bana inanılmaz geldi. O günden beri de kitabın yazarı Dr. Kaku'yu elimden geldiğince takip etmeye çalıştım. Sosyal ortamın da bu konuda bana büyük faydası oldu, özellikle de Dr. Kaku sosyal ortamları keşfettiğinden beri.

Başlıktaki konuya gelirsek, Michio Kaku geçtiğimiz gün son aylarda dünyada yaşanan depremlerle ilgili olarak bigthink.com sitesinde kaleme aldığı ilginç bir yazıyı paylaştı. Aktif bir deprem kuşağı üzerinde yaşayan, yaşanan irili ufaklı depremlerde istisnasız kayıp veren ve İstanbul'da yaşanacak büyük depremi tek ayak havada bekleyen bir toplum olarak, yazdıklarında bizi de ilgilendiren şeyler olduğunu düşündüm. Yazdıklarının bir kısmını özetleyip Türkçe'ye çevirerek sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. Arada oldukça ilginç bilgi ve tespitler mevcut.

"Ölümcül Depremler ve Tsunamiler"Michio Kaku

"Öyle görünüyor ki, bizim kuşağın yaşam süresi içindei Los Angeles'ın kuzeyi, San Francisco, Tokyo veya İstanbul gibi nüfusun yoğun olduğu büyük şehirlerden birinde büyük bir deprem meydana gelecek. Bunlardan birinin Amerika'yı da vurması kesinlikle kaçınılmaz görünüyor. Bunun olup olmayacağı konusunda tartışmanın bir önemi yok, önemli olan ne zaman olacağı. Diğer yandan bunu tahmin etmek şimdilik bilim için kara büyüden farksız. Bilim depremlerin tahmini konusunda hala çok aciz durumda.

Örneğin geçtiğimiz ay yaşanan Şili depreminin ortaya çıkardığı enerjinin büyüklüğünü biliyor musunuz? Haiti depreminden 500 veya 700 kat daha fazla. Richter ölçeğinde 7'den 8'e yürüdüğünüzde, depremin enerjisi 32 kat artar. Bu, 7.0 ile 8.8 şiddetindeki iki deprem arasında 500 ila 700 kat arası enerji farkı olduğunu ortaya koyar.

Peki neden öyleyse Şili 8,8'lik depremi fazla yara almadan atlatırken, Haiti'de bu kadar çok insan öldü? Bunun birçok sebebi var. Öncelikle şu gerçeği bilmek lazım ki deprem insanı öldürmez, binalar öldürür. Şili bundan önce çok sayıda büyük deprem yaşadı. Örneğin ülkenin 1960'da yaşadığı deprem çağdaş dönemlerde yaşanan en büyük deprem olarak tarihe geçti. Bu da Şili'de binaların yapılandırılmasıya ilgili bazı önlemlerin zorunlu hale getirilmesine yol açtı. Haiti'de en son yaşanan büyük deprem ise 2 asır öncesine uzanıyor. Bu da binaların sağlamlığıyla ilgili kuralların ihmal edilmesine neden oldu. Bunun yanında yaşanan can kayıplarında nüfus yoğunluğu, uyarı zamanı gibi parametrelerin varlığından da söz edilebilir. Peki yaşanan diğer depremlerden haberimiz var mı? Yok. Oysa Okinawa, Şili depreminin hemen öncesinde Haiti depremiyle kıyaslanabilecek ölçekte, 7.0 şiddetinde bir deprem yaşadı. Ama kimse bundan söz etmedi. Demek istediğim, medya sadece insanlara zarar veren ve öldüren depremlere odaklanıyor. Bir depremin enerjisi büyük de olsa, insan zarar görmediği sürece kimse bununla ilgilenmiyor.

1811 ve 1812 yıllarında, Tennessee-Kentucky alanında çok büyük iki deprem yaşandı. Depremler öylesine şiddetliydi ki, Mississippi Nehri bile akış yönünü değiştirip ters yöne doğru akmaya başladı. Ancak o zamanlar nüfus yoğunluğu fazla değildi, dünyayı saran medya ağları da yoktu. Doğal olarak neredeyse hiç kimsenin bu olandan haberi yoktur. Eğer bu şiddette bir deprem bugün gerçekleşseydi, ölçülemeyecek kadar büyük zararlara neden olurdu.

1964'de Büyük Alaska Depremi olurken Amerika'daki ölçüm istasyonlarında şiddet 9,2 olarak okunuyordu. Bu deprem, ölçüm cihazları tarafından bugüne kadar kaydedilmiş en büyük 2. depremdi. Ama yine benzer şekilde insanlar bundan zarar görmemişti ve haber medyada yer bulmadı.

Aslında dünyanın merkeziyle ilgili olan biten ilginç bir şey yok. Bu algı, haber kaynaklarının olayı ele alış biçimiyle ve sıklığıyla ortaya çıkan ani bir ilüzyondan ibaret. Son 15 yıldır deprem aktivitelerinde bir artış yaşanıyor kabul, ama bu oldukça küçük bir artış. Umarım kısa süre içinde yeniden böyle büyük depremler yaşamayız."

Yazının arada atladığım satır araları Amerika ile ilgili tespitler ve tahminler içeriyor. Merak ediyorsanız bu adrese tıklayıp yazının tamamını okuyabilirsiniz. Ama sonuçta iş şu noktaya geliyor: Hani İstanbul'a kar yağmadan memlekete kar yağmış sayılmaz derler ya, öyle görünüyor ki benzer bir anlayış her durum için geçerli. Kaku'nun söylediğine göre öyle aman depremler arttı, dünyanın sonu geliyor gibi bir durum da söz konusu değil. "Deprem hep oluyordu" diyor Kaku, "Ama son zamanlarda iyice göz önünde olmaya başladı. Onun için biz çoğaldıklarını sanıyoruz."

Gel gelelim, önlem almak adına biz bilinçli geçinenler dahi ne yapacağımızı bilemez durumdayız. Geçenlerde oturduğumuz apartmanda çatı yenilemesi için çalışan ustalar, çatıyı çevreleyen betonun balyoz darbeleriyle beklemedikleri kadar kolay ufalandığını söylediler. Çaresi ne? Daha sağlam bir eve geçip oturmak. Kaynağımız var mı? Yok. Binayı sağlamlaştıralım desek, emeklilerin mesken tuttuğu apartmanda böyle bir işe para çıkar mı derseniz, o da yok.

Gele gele yine "Hele bir olan olsun da, o zaman yapacak bir şeyler düşünürüz" noktasına geliyoruz. Tabii olan olduktan sonra omuz üstünde düşünecek bir baş kalırsa.

Neyse, biz yine iyi şeyler düşünelim, kalalım sağlıcakla...