Donanim 12 MART 2009 / 08:44

Kestirmeden (ama keşfetmeden) gitmek

Çağımızda hız, acele ve panik tanımları birbirine karıştı.

Çağımızda hız, acele ve panik tanımları birbirine karıştı.



Son günlerde çok karşılaşmaya başladım. Birisi bilgisayarın
açılma süresinden şikayet ediyor: “Ne o öyle 10 saniyede açılıyor”. Bir diğeri
alt geçitten geçmeyi zaman kaybı olarak değerlendirip kendini akan trafiğin
kollarına bırakıyor. Araç trafiğindeki bir yere yetişme tutkusundan bahsetmeme
gerek yok sanırım.



İşimizi yaparken de hızlı olmak, acele etmek ve panik arasındaki
incecik çizgileri aşıp, durduk yerde kendimizi üzüyoruz. Belki de tanımları
yeniden hatırlamak gerek. Aniden hakkında bilginiz olmayan bir işi yapmanız
istendiğinde eliniz ayağınıza karışır, panik olursunuz. Konu hakkında biraz
bilginiz var ise telaşlanır, acele edersiniz. Eğer o konuda bilgili ve aynı
zamanda birikim ve tecrübe sahibiyseniz hızla o işi bitirirsiniz.



Oysa çevremizde olup bitene baktığımızda olanca aceleye
rağmen ortaya çıkan işleri görüyoruz. Panik halinde yapılan, bir adım sonrası düşünülmeden,
o anı kurtaracak çözümler var her yanımızda. Kestirmeden gidip bir an önce
varmak marifet sayılıyor da, yolculuk sırasında karşılaşılacak fırsatlar,
keşfedilecek, öğrenilecek şeyler önemsenmiyor. Aynı film her gün, her saat
tekrar oynuyor.



Woody Allen’ın “Hızlı okuma kursuna katıldım. Çok faydası
oldu. Tolstoy’un Savaş ve Barış romanını okudum. Anladığım kadarıyla konusu
Rusya’da geçiyordu!” nüktesindeki gibi yaşanıyor hayat. Küçük hedefler konup
büyük fırsatlar kaçırılıyor. Panikle yapılan işleri düzeltmek için o ‘değerli’
zaman tüketiliyor. Durum ortada. O kadar koşuşturma boşa gidiyor.



Tamam, rekabetten geri kalmayalım, ama biraz da düşünmek,
keşfetmek için kendimize zaman tanıyalım. Paniğe mahal bırakmadan hızlı
olabilmek için kendimizi geliştirelim. O zaman belki bir yerlere yetişmiş
oluruz.