Donanim 15 HAZİRAN 2010 / 14:19

İstanbul bu yıl belgesele doyacak

Documentarist- İstanbul Belgesel Günleri, kapsamlı bir programla ve zengin bir yan etkinlik programıyla geliyor.

Documentarist- İstanbul Belgesel Günleri, kapsamlı bir programla ve zengin bir yan etkinlik programıyla geliyor.


Türkiye'de kanalların ticari kaygıları nedeniyle belgesel programların ya sabahın bir köründe, ya da gecenin bir yarısında yayınlandığını az çok hepimiz biliyoruz. TV'nin izlendiği makul zamanlar olarak bilinen "prime time" zamanında bir belgesele rastlamak maalesef hala mümkün değil. Bunların yanında ülkemizde belgesel izleme şansı bir zamanlar ancak RTÜK yasakları sayesinde mümkündü. RTÜK kanala ceza verir ve ceza sürecinde medya kuruluşu belgesel yayınları ile terbiye edilirdi. Yani belgesel izlemek bu ülkede aslında hem yayıncıya hem izleyiciye bir cezaydı.

Televizyon işlevselliğinin çok yönlü olmadığı ülkemizde, belgesellerin ceza olarak uygulanmasının çok tatsız bir durum olduğu ve dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulamanın olmadığı çok açık. Belgesel yayınlama "cezası", aslında Türkiye'deki resmi görüşün belgesele ve toplumun kültürüne nasıl baktığını gösteriyor. Belgeselin ülkemizdeki izlenme oranından kuşkusuz sadece RTÜK ve ticari düşünen kanallar sorumlu değil. Belgesel dediğimiz yapım, bilginin harmanlanması sonucu insani ve toplumsal sorumluluklar çerçevesinde kitlelere sunulan kültürel bir yapım. O zaman burada topluma da iş düşüyor. Ülkemizin kültür seviyesini göz önüne aldığımızda, okumayan, araştırmayan ve bilgiye değer vermeyen bir toplumun belgesel filme ilgi göstermesini beklemek abesle iştigal bir durum. Ancak bu tür yapımlar söz konusu olduğunda bir de izleyicide oluşan tek yönlü bir algı var.

İzleyici tarafından benimsenmiş belgesellerin genelde hayvanlar âlemine bağışlanmış olmaları her şey için aslında bir ipucu. Saf doğa, mesela güçlüyle  güçsüzün, avcıyla avın birbiriyle buluştuğu belgesellerde hoşumuza gider. Ortadoğu sorunu ya da mısır firavunlarının hayatı o kadar ilgilendirmez bizi. Uzayın derinliklerinde neler olup bittiğinin pek azımıza cazip gelmesi, aklımızın hep gölün kıyısındaki timsahta olmasındandır. ‘Vay be' deriz o zaman kendi kendimize. Adeta, sokağın ortasındaki bir kavga, o ‘vay be' ile canlanmış, evimize taşınmıştır artık. Kavganın etrafı gitgide ‘vay be' kalabalığı ile dolup taşar. Oysa her şey, boş kalan tiyatro salonlarının, sinemaların, festivallerin önündeki caddede cereyan ediyordur ama bundan kime ne? Evimizde, televizyonumuzda, belgesellerimiz de Türkiyelidir artık.

Türkiyeli medya da sokaktaki kavga olmak için can atıp durur. Kendisi de bir ‘vay be' yarışındadır. Bu yarışta, belgesellere yer yoktur. Son olarak şiddetin dozu biraz daha artırılarak silahlar çekilir, ağalar peydah olur, mafya işin içerisine karışır, bilimden, arkeolojiden, tarihten, doğadan da vazgeçilir, insan öldürme belgeselleri kaplar ortalığı.

Sonraları ise İnternet, Kablo TV, Digitürk gibi platformlar ve şükürler olsun ki ilk ve tek belgesel kanalımız İz TV derken, etraf biraz temizlenmiş ve kavga biraz durulmuştur.

Kavgadan canı sıkılana müjde

Bugünlerde ise, bu kavgadan canı sıkılmış bu kitle için özel bir festival geliyor. Documentarist- İstanbul Belgesel Günleri'nin üçüncüsü, 22-27 Haziran 2010'da kapsamlı bir programla ve zengin bir yan etkinlik programıyla birlikte geliyor. Belgesel dünyasından önemli konukların ağırlanacağı festivalde, son dönemde dünya festivallerinde ödüller kazanmış birçok önemli belgesel de ilk kez İstanbul'a uğrayacak.

Documentarist, bu yıl ABD'den Lübnan'a, İsviçre'den Hindistan'a, Arjantin'den İzlanda'ya, İran'dan Kore'ye, Danimarka'dan Fransa'ya 35 ülkeden 120'den fazla filmin oluşturduğu geniş bir programla seyirci karşısına çıkıyor. Özel mercek altına alınan bölgeler ise, Balkanlar, Polonya ve İsviçre.

Festivalin bu seneki tematik bölümleri, dünyanın doğal kaynaklarının tükenişine dair filmlerin yer aldığı Kapitalizm Çıkmazı, sinemacıların kent yaşamına özellikle de metropollere bakışını yansıtan Kent ve Sinema, dünyanın en sorunlu bölgesinin kangren olmuş sorunlarına odaklanan Ortadoğu'nun Fay Hattı: Filistin-İsrail, sırf kadın olmaktan kaynaklanan sorunların irdelendiği Kadınlık Halleri gibi başlıklardan oluşuyor.

Altı mekanda gösterim

Son dakika sürprizleri, panel, atölye ve söyleşi gibi yan etkinlikleri ile zenginleşecek olan Documentarist'te filmler Pera Müzesi Oditoryumu, Fransız Kültür Merkezi, Akbank Sanat, Dutch Chapel, Tütün Deposu ve Sismanoglio Megaro (Yunanistan Konsolosluğu'nun İstiklal Caddesi üzerindeki yeni binası) salonu olmak üzere 6 mekanda gösterilecek.

Bilet fiyatları 4 TL'den başlayacak olan festival, belgesel deyince "geyik-aslan" ilişkisinden başka bir şey düşünmeyen kitle için pek bir şey ifade etmeyebilir. Diğerleri içinse emin olun çok şey demek.