Donanim 05 OCAK 2009 / 12:02

Issız adam, ıssız toplumun ürünü!

Geçtiğimiz hafta güçbela bir fırsat bulup şu çok konuşulan (filmden çok müzikleri) Issız Adam filmine gittim.

Geçtiğimiz hafta güçbela bir fırsat bulup şu çok konuşulan (filmden çok müzikleri) Issız Adam filmine gittim.

Vizyondayken bir filmi
izlemek hiç adetim değilken 60’lı yılların müziklerinin o çekici çağrısına
dayanamadım. Hele o ‘Anlamazdın’ şarkısı yok mu...



Elbette bir başka neden de son zamanlarda yıldızı parlayan
Çağan Irmak’a, bir not da ben vermek için bu filmi ayrıca görmek istedim. Beni
filme çağıran dürtülerin hiçbiri, film çıkışında sanki yoktular, uçup
gitmişlerdi. Bambaşka duygular, hisler ve çağrışımlarla salondan çıktım.



O bambaşka duyguları biraz olsun ifade edebilmem için filmin
erkek karakterini kısaca anlatmam gerekiyor. Sevgiyi bilmeyen ve bugüne kadar
hiç bulmayı denememiş, orta halli mutevazı bir ailenin çocuğuyken bugün
İstanbul’un en kalabalık ve en ünlü semtinde restoran sahibi olmuş, benmerkezci
bir kişilik. Aynı zamanda tatminsiz, sığ mutluluklarla mutlu olan, herşeyi
hızla harcayıp tüketen ve çabuk bıkan biri. Bir gün karşı cinsten biriyle
tanışıyor ve bir süre ‘normal’ bir birliktelik yaşamayı deniyor. İlişkinin
ciddileşmeye başladığı ve karşı tarafın beklentilerinin hissedilmeye başladığı
noktada beraberliğini bitirip o özgür ama yalnız dünyasına geri dönmek istiyor.
Ayrılıyorlar ancak giden gitmiştir, bir daha geri dönüşü yoktur. Yıllar sonra
tekrar karşılaştıklarında da adam geçmişte yaptığı ayrılık seçiminin ağırlığı
omuzlarında olarak ıssız dünyasına geri dönüyor ve film bitiyor.



Aslında ıssız adam, ıssız toplumun bir ürünü. Bugün adeta
‘nerede o eski günler’ dedirtecek cinsten bir toplum erozyonuyla karşı
karşıyayız. Herşeyden önce daha bireysel, daha çok kendimizi düşünür olduk. Akrabalık,
dostluk, arkadaşlık, komşuluk gibi kavramlar bize birşey ifade etmemeye
başladı. Hızlı yaşayıp hızlı tüketir olduk. Birbirimize ‘merhaba’, ‘günaydın’
demeyi unuttuk. Başarıları nitelik olarak değil nicelik olarak ölçer olduk. Büyükler
küçüklere, küçükler büyüklere tahammül edemiyor. Daha az okuyup daha çok yemeye
ve eğlenmeye başladık. Paylaşmak, anlayış, hoşgörü giderek daha çok bizden
uzaklaşır oldu. Empati yapmaz olduk. Bu örnekleri sayısız çoğaltabiliriz.



Toplumu ıssızlaştıran ise dönüşüme uğrayan yaşam
biçimlerimiz. Ancak düne kadar bu toplum erozyonunun baş sorumlusu olarak teknoloji
gösterilirdi. Teknoloji sayesinde sanal alemde hiç tanımadığımız biriyle bir
gecede anlaşıp, ertesi gün aşık olup birkaç gün sonra ayrılıyoruz. Televizyonda
reyting uğruna toplumun bozulmasına yol açan düzeysiz programlar yapıyoruz. İnternet
sayesinde cinsellik, din, siyaset vb. sömürüleri yapılıyor ve gençlerimiz elden
gidiyor. Aile bireyleri evde TV ya da bilgisayar ekranından ayrılamıyor, bu
yüzden ilişkiler zayıfladı. Evde kimse birbiriyle konuşamıyor. Ve elbette bu
örnekleri de sayısız çoğaltabiliriz.



Şunu gözardı etmemekte yarar var: Teknoloji bize sadece yeni
bir yaşam biçimi sunuyor. Ama teknolojinin sunduğu yaşam biçimlerini nasıl ve
ne şekilde yaşayacağımız ise bizim seçimimiz. Dolayısıyla ıssız toplum bizlerin
ürünü. Bugünden sonra yeni ıssız adam’lar, yeni ıssız kadın’lar, yeni ıssız
çocuk’lar yaratmamak için lütfen seçimlerimize dikkat edelim.