Donanim 02 KASIM 2009 / 07:37

İnteraktif ve dijital meselesi

Pazarlama dünyamızda şu sıralar kullanmayı en sevdiğimiz iki kelime interaktif ve dijital.

Pazarlama dünyamızda şu sıralar kullanmayı en sevdiğimiz iki kelime interaktif ve dijital.

Bahsettiğimiz her yenilikçi konunun başına "interaktif" veya "dijital" kelimelerinden birini koyuyoruz mutlaka. İnteraktif ajans, interaktif TV, interaktif mecra vb.

Bazen öyle bir hal alıyor ki bir şey interaktif değilse, sanki taş devrine aitmiş gibi hissediyorsunuz.

Bu tanımlamaların üstüne bir de "Gelecek interaktif olanlarındır" gibi çığlıklar eklenince ortalık daha da bir karışıyor.

Bu söylemleri biraz da değişimin heyecanına bağlıyorum. Zira, interaktivite, güzel birşey olmasına rağmen, marka iletişiminde "mecburi" olan birşey değildir. Ve artık interaktif ile dijital kelimelerini eşanlamlıymış gibi kullanmayı bırakmamız gerekiyor.

Biraz daha aklınızı karıştırayım.

Bir iletişimin interaktif olması için illa dijital olması gerekmiyor. Analog platformlar üzerinden de interaktivite pekala sağlanabilir. Sağlanıyor da.. Yıllardır pek çok marka bunu yapıyor.

Dijital platformların bize kazandırdığı, teknolojik ilerlemenin paralelinde, interaktivite için geçen T zaman süresini daraltması ve belirli alanlarda iletişimi zenginleştirmesidir. Hepsi bu.

Öte yandan, interaktivite, az önce dediğim gibi, şart değildir. İletişim tek yönlü olabilir. Sadece bir mesajınız vardır. İletirsiniz ve gidersiniz.

"Ama interaktif platformlar ilgi skorlarını artırır" diyebilirsiniz. Doğrudur. Neuromarketing'te "yüksek ilgi prosesi - HIP" olarak da geçen bu olgu, iletişim frekansınızı azaltır ve daha sağlıklı mesaj iletimini sağlayabilir.

Öte yandan, tek yönlü iletişim, yıllardır ispatlandığı gibi bilinçaltına da hitap eder (düşük ilgi prosesi - LIP). Burada beynin nasıl çalıştığından hareketle, bilinçaltına yönelik çok daha fazla adette iletişim yapılır. Araştırmalar gösteriyor ki LIP'e yönelik iletişim çok daha zordur, ama HIP'e göre daha uzun süre hatırlanırlık sağlanması mümkündür.

TV, açıkhava, radyo gibi tek yönlü mecralarda "süreklilik ve frekans"ın etken olmasının altında da bu yatar.

İdeal iletişim nasıl olmalıdır sorusunun ise tek cevabı yoktur. Markanın ihtiyaçları, hedef kitle yapısı, mesaj gibi faktörler bu karışımı belirleyen etken olacaktır.

Sonuç olarak, analog, dijital, tek yönlü ve interaktif iletişim kelimelerini birarada kullanırken bir kavram karmaşası yaratıyoruz.

Dijital, interaktifin kardeşi olmak zorunda değil. Tek yönlü iletişim de bu platformlardan gayet güzel çalışabilir.

"Banner'larım tıklanmıyor, bu interaktif dünya bana göre değil galiba, iyisi mi ben yine gazete, radyo yapayım" diye düşünmeye başlayanlar olabiliyor. Öte yandan aynı işi yapan iki şirketten biri "dijitalim" diğeri "interaktifim" diyebiliyor.

Beklentilerimizi doğru yönetebilmek ve yeni dünyayı sağlıklı büyütebilmek adına, dijital evrimin gölgesinde koşarken, biraz soluklanıp netleşmekte fayda olabilir.