Donanim 13 MART 2009 / 09:48

İnsanlık için arşivlemek

Güvenmiyorum. Onun için arşivliyorum…

Güvenmiyorum. Onun için arşivliyorum…

İnternetle ilk tanıştığım yıl 1996’ydı. O zaman Türkiye’nin ilk servis sağlayıcılarından birisi olan IBM’in (daha sonra IBM Global Services ve AT&T adıyla da hizmet verdi) dial-up abonelerinden birsiydim.İnternette beni ilk olarak büyüleyen konu her hangi bir bilgiye farklı kaynaklardan ulaşabilme olanağı olmuştu. Ne acı ki bugün içerik arttı ama çeşitlilik azaldı. Artık bir konuda yüzlerce sonuç buluyorsunuz ama hepsi birbirinin aynı. Oysa o tarihlerde belki 10-15 sonuç buluyordunuz ama hepsi birbirinden farklı ve birbirini tamamlayıcı nitelikte oluyordu.İnternete aşık olmama yol açan ikinci konuysa paylaşım oldu. Ben hep paylaşmayı sevdim. Çocukluğumdan beri. Oyuncaklarımı da paylaştım, acılarımı da sevgilerimi de… Hiç öyle kendime sakladığım, kimselere göstermediğim bir şey olmadı hayatımda. Müzik arşivim de böyle oldu benim için, sinema arşivim de. Plaklardan, kasetlerden başka kasetlere çekip arkadaşlarımla paylaştım sevdiğim şarkıları. Ben de onlardan aldım onların arşivlerini. Başka türlü bilemezdim Yalnızlar Rıhtımı’nı. Satılmazdı ki her hangi bir yerde. Ancak bir arkadaşımın çıtlayan bir 45’liğinden kopyalayarak dinleyebilmiştim onu. The Doors’tan, Creedence Clearwater Revival’dan haberim dahi olmazdı gençliğimde; arkadaşlarımdan kopyalamasaydım babalarının long play’lerini. Yurttaş Kane’i nasıl seyredebilirdim ki gurbetçilerin Almanya’dan getirdiği video kasetlerden çoğaltıp dağıtmasaydık birbirimize.İşte internet beni yeniden doğurdu. Yepyeni müzikler, daha önce hiç tanımadığım yönetmenler, Picasso’nun hiç görmediğim tabloları… Hepsi oradaydı ve paylaşıyordu insanlar birbirleriyle… Mesela Madrugada’yı tanıdım internetten. Müzik türünü demiyorum endüstriyel rock grubu olanı diyorum. Türün meraklıları muhakkak dinlesin. Sonra Jesus Franco girdi hayatıma bir yönetmen olarak. 1973’de çekilmiş bir Fransız animasyonu olan La Planete Sauvage’ı izledim. Bir başyapıt; animasyon sanatının en önemli filmlerinden birisi. İnternet olmasaydı adını bile bilmezdim…Telif hakları filan konusuna girecek değilim bugün. Başka bir şey söyleyeceğim.İnternete erişim hızlandıkça, indirme oranımın yavaşladığını fark ettim. YouTube, DailyMotion, LiveLeak, last.fm, blip.fm ve diğerleri. Sanki istediğim her film ve müzik internette ve ben istediğim anda onlara erişebilirim gibi bir duyguya kapılmaya başladım. Peki ya yarın olmazlarsa?Ya yarın istediğim içeriklere erişemezsem? Hukuki, siyasi ya da dini bir nedenle izlemek, dinlemek, görmek istediğim bir belgeye erişimim kısıtlanırsa ne olacak?Tamam, muhtemelen Örümcek Adam filmlerine her zaman erişebileceğiz ama ya kıyıda kalanlara? Genel tarafından marjinal kabul edilenlere, büyük şirketlerin gelir kazandırmadığını düşündüklerine ya da siyasi otoritenin uygun bulmadıklarına hep erişebilecek miyiz? Hiç sanmam…İşte o yüzden arşivlemek lazım. Gelecek için, bizden sonraki nesiller için, insanlık için arşivlemek lazım. İyi demeden, kötü demeden arşivlemek lazım. O arşivi saklamak, gözümüz gibi bakmak bence hepimizin görevi.Ne demek istediğimi hâlâ anlamadıysanız, biraz vakit ayırın ve Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’ini okuyun, lütfen.