Donanim 07 TEMMUZ 2010 / 10:36

Hassasiyetler ve evrensel hukuk

Demokratik açılımların önündeki argümanlar internete de sıçrıyor.

Demokratik açılımların önündeki argümanlar internete de sıçrıyor.

Malum, uzun süredir YouTube internet sitesine erişimin engellenmesi bilişim sektörünün gündeminde. Hem Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, hem BTK Başkanı Tayfun Acarer'in de bu konuda geçtiğimiz hafta gerçekleşen Bilişim 500 töreninde birşeyler söyleyip söylemeyecekleri merakla bekleniyordu doğal olarak.

Yıldırım ve Acarer'in konuşmaları sonrası iki konuyu özellikle zihnimde sorgulama gereği duydum. Bu iki kavram; hassasiyetler ve evrensel hukuk-yerel hukuk ilişkisi.

Törende Bakandan önce sözü Acarer aldı. Acarer, şöyle diyordu törende: "Ülke gerçeklerine ve milli mevzuata uymayan yaklaşım ve ifadelerin kamuoyunda gelişigüzel sarf edilmesini ben esefle kınıyorum. Atatürk ile ilgili hassasiyeti nedense ya biz anlatmakta zorlanıyoruz ya da dışarıdaki arkadaşlarımız anlamakta zorlanıyorlar. Halbuki, aynı kuruluşlar Almanya'nın Nazilerle ilgili, ABD'nin El-Kaide ile ilgili hassasiyetlerini hiç itiraz etmeden kabul ediyor.''

Acarer, hassasiyet kelimesini kullanır kullanmaz aklıma hemen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Trabzon'da TAYAD'lıların eylemleri sırasında linç edilme girişimiyle ilgili söylediği, "Trabzon'daki olaylarda halkımızın hassasiyeti çok ama çok önemlidir. Halkımızın bu hassasiyetlerine dokunuldugu zaman halkımızın tepkisi farklı olacaktır" sözü geliverdi.

Türkiye'de toplum son yıllarda öyle bir hale geldi ki, istediğiniz kişiyi milli hassasiyetime laf etti gerekçesiyle bir güzel dövebilirsiniz. "Burda bayrak yakılıyor" diye bağırırsanız, istediğiniz bir yere yüzlerce hassasiyetinden patlama noktasına gelmiş insanı saldırtabilirsiniz. Sorgusuz, sualsiz, yargısız infazla.

Oysa ki hassasiyet öğesi olarak görülen şeylerin ardına sığınılıp yasakçılığın sorgulanmadığı veya yasakçılığın, anti-demokratik olayların hassasiyet kılıfıyla gizlendiği veya mazur gösterilmeye çalışıldığı toplumlarda düşünsel coğrafya giderek daralıyor, demokrasi ve özgürlüğün bereketli toprakları kuruyor. Daralan düşünsel coğrafyada düşünen, sorgulayan, yazan insanların sayısı azalıyor. Toplum, kendine verilen bilgilerle yetinmeye başlıyor.

Acarer de işte konuşmasında kolay bir yola başvurdu. Hassasiyet kelimesini öne çıkarıp olayın geri planında derinlemesine tartışılması gereken öğeleri devre dışı bırakıverdi. Özellikle Atatürk ile ilgili sarfettiği yüksek volumde sözlerle de alkışını aldı.

Bakan Yıldırım ise şunları söylüyordu: "Bu dünya markası falan filan. Efendim, sen bu koskocaman firmaya nasıl kafa tutarsın. Kim olursanız olun, evrensel hukuka inanıyorsanız, ülkelerin hükümranlığına saygınız varsa o ülkenin kurallarına uyacaksınız. X ülkesinin vatandaşının, Y ülkesinde geçiş üstünlüğü olmaz. Herkes bu ülkenin hukukuna uymak mecburiyetinde. Onun burada gönüllü mümessilleri olabilir, ateşli savunucuları olabilir, bu bizi ilgilendirmez. Diyoruz ki buyurun, burada iş yapıyorsanız, buranın hukuku neyse, Fatma, Ayşe Türkiye Cumhuriyeti'nde nasıl muamele görüyorsa siz de aynı muameleyi göreceksiniz."

İşte aynı hassasiyet gibi sıkça kullanılan, Türkiye'deki moda bir sözcük öbeği: "Bu ülkenin kendi hukuku ve de Türkiye'nin kendine özgü koşulları". Bakan, bir yandan evrensel hukuk derken, bir yandan da bu ülkenin hukukuna uyacaksınız diyerek esasında kendiye çelişmiyor mu?

Evet, Bakan'ın evrensel hukuka vurgu yapması önemli. Ama sonra Türkiye'nin kendine özgü koşulları var deyip ‘benim hukuğuma uyacaksın kardeşim' demesi evrensel hukuğa yapılan hayati derecede önemli vurguyu anlamsız kılıyor.

Diğer yandan, Başbakan Erdoğan, HES'lere ve nükleer santrallere karşı eylem yapan çevreciler için hatırlarsanız "Baba parasıyla gezip tozup, boş gezenin boş kalfalığını yapan gençler" şeklinde özetlenebilecek şeyler söylemişti. Bakan Yıldırım'ın internette özgürlük için mücadele edenlere aynı yaklaşımla yaklaşmaması gerekiyor. Bu örgüt, oluşumlar ve kişiler hükümet kanadında da önümüzdeki dönemde ciddiye alınmalı, birileriyle işbirliği içinde olup vatanı satmakla asla suçlanmamalı. Çünkü bu oluşumlar herşeyden önce Türkiye'de özgür bir internet dünyasının oluşmasını savunuyorlar. Türkiye ancak özgür ve demokratik bir iklimde gelişebilir, bu unutulmamalı. İnternet de bu işin kanatlarından biri.

Türkiye'de demokratik ve özgürlükçü tüm açılımlarım karşısında duran en güçlü ve dirençli argümanlardan "Türkiye'nin kendine özgü koşulları" ve "Ulusal hassasiyetlerimiz" ikilisini bilişim sektöründe ve özellikle internet dünyasında da görmek hayal kırıklığı yaratıyor.