Donanim 23 EKİM 2008 / 13:53

Hangi para, nerede, hani?

Küresel ekonomik kriz Türkiye’ye geliyor, gelecek deniyor. Peki neden hâlâ etkisini göstermedi acaba?

Küresel ekonomik kriz Türkiye’ye geliyor, gelecek deniyor. Peki neden hâlâ etkisini göstermedi acaba?

Ekonomist değilim, ama yıllardır ‘sokaktaki vatandaş’ olarak para kullanıyorum. Alışveriş yapıyorum, ekmek alıyorum, Akbil dolduruyorum, aidat ödüyorum. Hatta gelirim ile giderimi dengelemeye bile çalışıyorum. Birazcık paradan anlıyorum yani. O yüzden herkes kadar benim de ‘küresel mali kriz’ konusunda fikir belirtme hakkım var diye düşünüyorum. Bu sayede uzun zaman önce aklıma düşen notları da sizinle paylaşayım.


Son zamanlarda TV, radyo ve internette görüp duyduğum reklamlar ile cep telefonuma gelen duyuru kısa mesajları ekonomik krizin neresinde olduğumuzu açıklıyor aslında. Mesela şöyle bir slogan size ne anlatıyor: “Haftasonu BEDAVA! Sadece 10 YTL’ye…” Ücretsiz bir hizmete fiyat biçilir oldu artık. Veya şu nasıl? Ayda sadece 15,99 YTL taksitle. Taksitler ömür boyu mu sürecek, yoksa 12 ay mı belli değil. Alttan geçen çooook küçük boyuttaki yazıları yakalayabilirseniz ne âlâ. Yoksa bin bir hevesle satın almaya gittiğiniz noktada acı gerçekle karşılaşıyorsunuz. 12 ay taksit dedim de ne kadar acımasız davranmışım… Taksit dediğin 36 aydan aşağı olmaz ki! Hatta şimdi alın Haziran 2009’da ödemeye başlayın. Ayrıca +7 taksit bizden. Üstüne de iki ay taksit atlatalım. Nakit öderseniz 80 lira, kredi kartıyla tek ödeme olursa 85 lira, üç taksit yaparsak 95, altı taksit 110… Böyle gider bu… Aynı ürünün bir ay sonraki indirimdeki fiyatı mı? 25 liracık.


Kafanız karıştı değil mi? Sizin karışıyorsa farklı ekonomik rejimlere sahip o kadar ülkeyi dolaşıp gelen mali krizinki nasıl karışmasın? Bir de Türkiye’yi neden doğrudan etkilemediğinden konuşuluyor. Nakit para bir bulut olmuş havada geziyor. Bankalar, borçlular borçlarını ‘Elbet bir gün ödeyecekler’ diye bekliyor. ‘Ödemezlerse faizi var’. Sanki ana parayı ödeyemeyen faizini bir anda ödeyebilecek. Borçlular ise hiç üstlerine alınmıyorlar: “Elbet ödeyecek biri bulunur” modundalar. Durum böyle olunca da borçlar, alacaklar, faizler hep öteleniyor, iteleniyor.


Nasreddin Hoca’nın hikayesindeki gibi: “Son umudum şu tepenin ardında. Orada da eşeğimi bulamazsam siz seyreyleyin bendeki feryâdı!” demiş ya… Biz de o tepeye kadar türkü söylemeye devam edelim, bakalım ne olacak?