Donanim 15 EKİM 2010 / 10:55

Geleceğin şehirleri, yeni soruları beraberinde getiriyor!

Şehirler, yaşamsal meydan okumalara ihtiyaç duyacak.

Şehirler, yaşamsal meydan okumalara ihtiyaç duyacak.

Bilmiyorum elli yıl sonra yaşayacağımız şehirlerin nasıl olacağını hiç düşündünüz mü? Pek çoğumuz heralde gelişen teknolojiyle bugünkünden daha iyi olacağını sanıyoruz doğrusu öyle de olmalı ancak önümüzdeki süreçte dünyadaki en yoğun yaşam alanları haline gelecek şehirleri bekleyen tehditler düşünüldüğünde, şehirleri gelecekte bekleyen kara senaryolar da yok değil. Nitekim Dünya Bankası'nın yaptığı bir araştırmaya göre gelecekte şehirlerin dünyanın yoksulluk merkezi haline gelmesi gibi küçük bir olasılık da var. Çünkü dünyada demografik değişim, küresel ısınma gibi ana eğilimlerden biri de şehirleşme. Çünkü dünya nüfusunun ilk defa yüzde 50'si şehirlerde yaşamaya başlamış durumda. Çünkü 2030 yılında dünya nüfusunun yüzde 60'ının, 2050 yılında da, yüzde 70'inin şehirlerde yaşayacağı varsayılıyor. Şehirler dünya coğrafyasının yüzde 1'ini kapsıyor ve enerjinin yüzde 75'ini kullanıyor. Ancak karbon salınımında da yüzde 80'i şehirlerde üretiliyor. Dolayısıyla bu hızlı şehirleşmenin getirdiği enerji ve su kaynağı sıkıntısı, hava kalitesinin düşmesi, çevre kirliliği gibi çok ciddi tehditler de var. Bu tehditlere karşı doğru çözümler hayata geçirilemezse bu kara senaryonun gerçekleşme olasılığı da sanıldığı kadar küçük olmayacak elbet.

Nitekim, IBM, Siemens, GE gibi şirketlerin de "Smart Cities"/Akıllı şehirler projeksiyonlarıyla farklı çözümler ortaya koymaları da bu gerçeğin bir yansıması. Enerjiyi üretirken ve tüketirken dünyayı inanılmaz derecede kirleten insanoğlu için enerji için verimli sistemler kurmak sürdürülebilir yaşam alanları için önem kazanıyor. Zemin suyunun aşağıya inmesinin getirdiği tehditler, su kullanımının artışı başta şehirler olmak üzere yaşam alanlarını etkileyecek çözüm aranması gereken bir başka başlığı oluşturuyor. Dünya üzerinde iklimin belirleyicisi haline gelecek şehirlerin mutlaka verimliliği sağlaması gerekiyor.

İşte tüm bu sorunlara yönelik olarak akıllı trafik ulaşım sistemlerinden, su ve atık su sistemlerine, akıllı bina teknolojilerinden, enerji iletimi ve dağıtımına, şehir güvenliği çözümlerinden, aydınlatmaya ve idari yönetim sistemlerine kadar uzanan farklı ve bütünsel çözümler sürdürülebilir şehirler yaratabilmek için tasarlanıyor. Eko- şehir projeleri oluşturuluyor. Akıllı elektrik dağıtım ağları, elektrikli araç kavramını destekleyen akıllı şebekelere uyumlu elektrikli araç istasyonları sistemlerine kadar uzanıyor.

Dünya için geleceğin yaşam alanları olacak şehirlerde, yeşil ve sürdürülebilir bir yapı, ön koşul olan kaynakların etkin, verimli, doğal döngüyle uyumlu kullanılması sağlanarak inşa edilmeye çalışılıyor. Bugüne kadar altyapı için kullanılan teknoloji, artık şehirlerde sürdürülebilirlik için sistemlerin yarattığı bilgiyi kullanarak, izlemeye, ölçümlemeye ve kaynakların sürekliliğine yönelik yönetim yapısının oluşturulması için sahnede yerini alıyor.

Dünya şehirleri aslında çoktan geliştirilen projelerle bu sorunlara çözüm bulmaya başlamış durumda. Stocholm'de şehir trafik projesi ile şehirdeki trafik oranı yüzde 18, şehir içi karbon emiliminde ise yüzde14-18 oranında düşüş sağlanıyor. Bir milyon elektrik abonesinin olduğu Miami'de akıllı elektrik şebekesiyle yüzde 15 tasarruf sağlanıyor. Bize gelince; 30 ülkeden 30 şehrin yer aldığı Kopenhag'ın birinci sırada yer aldığı Avrupa Yeşil Şehirler endeksi sıralamasında İstanbul, 25. sırada yer alıyor. İstanbul, binaların enerji kullanımında 28. ve çevre yönetimi konusunda da 29 . sırada yer alıyor. Şehirde kişi başına tüketilen yenilenebilir enerji miktarı ise sadece yüzde 5,12, geri dönüştürülen çöp miktarı da sadece yüzde 3,12. Yani başta güzel İstanbul olmak üzere şehirlerimizi geleceğe hazırlamak için katedeceğimiz uzun bir yol var...