Donanim 30 HAZİRAN 2010 / 06:57

En hızlı yayılan internet virüsü

Hem de bugüne kadar yayılanların en hızlısı...

Hem de bugüne kadar yayılanların en hızlısı...

Son yıllarda sanal dünyada en hızla yayılan virüs, nefret suçları virüsü. Nefret suçu, bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi nedenlerden ötürü işlenen suç olarak tanımlanıyor.

Nefret suçları diğer suçlardan farklı. Çünkü her ne kadar bu suçlar bireylere karşı işleniyorlarsa da, hedef alınan esasında birey kadar o bireyin üyesi olduğu grup, ırk, dil, din oluyor. Fiziki şiddet içersin ya da içermesin, mutlaka ötekine zarar veriliyor. Nefret suçlarının en vahim yanı ise sadece mağduru değil, mağdurla ortak özelliklere sahip kişileri tecrit duygusuna itmesi, yaşadığı topluma yabancılaştırması. Nefret, hep korkuyla birlikte gidiyor.

Bütün fobilerin içinde korku vardır: İslamofobi, yabancı düşmanlığı, zenofobi, homofobi. İnsan bilmediği, yeterince bilgi sahibi olmadığı, olmak istemediği bir şeyden nefret ediyor.

Nefret suçunun adı 1980'lerde konmuş. Aynı yıllarda ABD'de yasalar kapsamında tanımlanmış bu sefer. Türkiye'de ise son yıllarda hem Hrant Dink cinayeti hem de eşcinseller ve travestilere yönelik cinayetlerle ayyuka çıktı nefret suçları. Türkiye, esasında nefret suçunun her gün, her dakika işlendiği bir ülke. Ve daha da kötüsü bunun çoğu kez farkında olunmadığı bir ülke.

Tabii bu konunun öneminin farkında olup çalışanlar da var. Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi (DurDe) içinden doğan Sosyal Değişim Derneği, Nefret Suçlarına Karşı Platform çatısı altında ilgili sivil toplum kuruluşlarını ve inisiyatifleri örgütlemeye çalışıyor. Uluslararası Hrant Dink Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, eşçinsel örgütleri Kaos GL, Pembe Hayat, Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Derneği, Lambda İstanbul konu üzerine hassasiyetle eğiliyor.

Talep ise ortak; öncelikle nefret suçlarını yasaların tanımasını sağlamak.

Bir virüs gibi bakarsak nefret suçlarının çok bulaşıcı bir yanı var, özellikle de zihinlerde. Buna karşı toplumda çok güçlü bir koruyucu da yok.

İnternet ise nefret suçlarının en özgürce ve fütursuzca işlendiği alan oldu. Gün geçmiyor ki Türkiye'de de etnik kökenleri, dinsel, siyasal ya da felsefi inançları ya da inançsızlıkları veya cinsel tercihleri yüzünden insanlar bir aşağılamaya ya da fiili saldırıya maruz kalmasın.

Artık sosyal paylaşım sitelerinde olsun, haber sitelerinde olsun, nefret dolu bir dil kullanılıyor. Farklı olana, ötekine, kadınlara, farklı cinsiyetlerdekilere, farklı inanışlardakilere yöneliyor bu nefret dolu dil. Bunu takip edebilecek, cezalandırabilecek hiçbir mekanizma yok.

Bugün internet ortamında da nefret suçlarının körüklendiği gruplaşmaların yaşandığına tanık oluyoruz. Kürt açılımı, azınlıklar, eşcinsel hakları gibi konulardaki tartışma ve gruplaşmaları pek genel olarak takip etmek dahi, hem sözlü şiddet hem de fiili şiddet içeren nefret suçlarının Türkiye'de ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor.

Facebook, her türlü sosyal ve siyasi kampanya için de platform oluşturuyor. Facebook gibi sosyal ağlar da ırkçı, radikal dinci, cinsiyetçi gruplaşma ve kampanyalara sahne olabiliyor. Açıkça suikast, saldırı, linç çağrısında bulunulan bazı Facebook grupları var. Bu gruplar yoğun şikayet sonucu Facebook yönetimince kaldırılmadığı sürece, her hangi bir yaptırımla karşılaşmıyor. Yeni hesaplar açılıp yeni gruplar kurulabiliyor. İnternet yoluyla işlenen suçların da düzenlendiği 5651 sayılı yasada nefret dili, ırkçı ve ayrımcı duygularla suça teşvik gibi suçlar tanımlanmıyor.

Beni en çok dehşete düşüren grup "Lezbiyenlere Tecavüz Edip Onları Topluma Kazandıralım" başlıklı grup olmuştu. Bu grup şikayetler sonucu kapatıldı ama yine de bir "lezbiyen" veya "eşcinsel" diye bir aratma yaptığımızda benzer insanlık dışı onlarca gruba rastlıyoruz. Kadınları ve eşcinselleri aşağılayan gruplar yanında hakaret dili kullanarak futbol kulübü, etnik grup veya siyasi parti, oluşum gibi farklı grupları hedef alan gruplardan da sayısızca var. En güncel örnek ise Facebook'ta Vuvuzela'ya karşı açılan grupta uluorta Afrikalıların onlarca insan tarafından ırk olarak aşağılanması.

Nefret suçu, ülkenin ikliminin bu derece nefretle, ötekine tahammülsüzlükle, linç kültürü ve şiddetle beslenmesine rağmen hala Türkiye için yabancı bir kavram. Fakat en kısa süre içinde bu kavramlarla tanışılmasında, geniş kitlelere nefret suçunun ne olduğunun anlatılmasında fayda var. Bazen rengarenk giyinmiş birine "Çingeneye bak" demenin bile bir ırkçılık ve nefret suçu oluşturabileceğini anlatmanın da. Ve bir an önce yasalarla nefret suçunu işleyenlerin bu suçunun yanların kar kalmamasını sağlamak da gerekiyor.

Fakat şu bir gerçek ki; farklılıklara tahammül gücü zayıf olan, insanların sokaklarda sadece Kürt, Ermeni, eşçinsel, solcu olduğu için her an linç tehlikesiyle yaşadığı Türkiye'de, nefret suçlarının tartışılacağı, yasalaşacağı sürecin uzun ve sancılı olacağını söylemek zorundayız.