Donanim 09 ŞUBAT 2009 / 10:08

Ece Temelkuran'ın resmi sitesi yayında

Milliyet yazarı Ece Temelkuran'ın da artık sanal alemde resmi bir sitesi var.

Milliyet yazarı Ece Temelkuran'ın da artık sanal alemde resmi bir sitesi var.


Milliyet Gazetesi'nde yıllardır yazarlık yaparak sadık bir okuyucu kitlesi oluşturan ve son olarak Habertürk'teki tartışma programıyla karşımıza çıkan Ece Temelkuran'ın da artık kendine ait bir sitesi de var. Temelkuran, bu sitenin açılışını Pazar günü Milliyet Gazetesi'nde yazdığı şu köşe yazısıyla duyurdu: 


Ben kimsiniz?


İpinin ucundan çekilip dünyaya bırakılmış bir topaç gibi sanıyorum kendimi bazen. Gazete yazarlığı yüzünden. Dön baba dön, hızla dön, daha daha, hiç durmadan dön bir iş bu. Sedat Ergin’e demiştim bir gün bunu:“Bugün o oldu, öteki gün şu oldu... Böyle ömür mü geçer?”O da doğal olarak şöyle demişti:“Gazetecilik böyle bir şey zaten.”Otoparkçılar hariç (onların böyle bir şüpheye bir an olsun bile kapılmadıklarından eminim) her insan yaptığı işin insanlığa yararından öyle ya da böyle şüphe eder bazen. Gazeteciler sanırım bu şüphe krizlerine (muhtemelen psikiyatristlerden ve odun kesicinin püf diyicilerinden sonra) en çok kapılan gruptur. Nihayetinde yeryüzünün, lüzumlu lüzumsuz bir sürü kaydını tutuyorsun. Sadece çok ama çok istisnai durumlarda olayların akışını değiştirebiliyorsun ve geri kalan zamanlarda (kendi hissimi göz önüne alarak söylüyorum) farları söndürmüş gidiyorsun!


Köşe yazarlığı üzerine...Hele Türkiye’deki köşe yazarlığı mevzusu... Her zaman ‘daha çok su kaldırır pilavlardan’ biri olan bu köşe yazarlığı mevzusu için şahsi tespitim şudur:Biz, tavır alıyoruz. Yaptığımız şey bu: Her gün tavır alıyoruz. Yazı yazmak, Türkiye’de bilhassa son bir kaç yıldır tavır almak haline geldi. Bazı ‘gündem patlamaları’ oluyor ve biz onlara dair bir tavır belirliyoruz. Sabahları gazetelerini alan insanlar, bu siyasi atmosfer içinde kim nasıl tavır almış, buna bakıp kendisi nasıl tavır alacak ona karar veriyor. Siyasi atmosferin son derece ‘tavır gerektiren’ iklimi, memleketteki siyasal tartışma alanının artık safi ‘tavıra kesmiş’ olması, entelejansiyanın kendi içinde pek bi’ ‘tavırlı’ olması, sözünü ettiğim ‘köşe yazarlığında tavır enflasyonunu’ doğuruyor. Herkes, her sabah bir tavır alıyor. Bu sebeple, itiraf ediyorum, tavır yorgunuyum. Cem Karaca’nın sesinden dinleyelim:Tavır tavır hep tavır! Bıktııım be!


‘Yuh’ dedirten okurBöyle diyorum ve bu ‘medya’ adlı yıldız sisteminde, tavrı en net olanlardan biri olduğumu sanıyorum. Ama gelin görün ki geçen gün Ankara’da şöyle bir olay başıma geliyor. Bir mağazada elbise denerken, duyuyorum ki yan kabinde benim hakkımda konuşuluyor:- O şey değil mi?- Evet evet, o. - Televizyondakinden çok daha zayıfmış. - Evet de... Çok hükümet yanlısı yahu! Kabinin içinden kendimi tutamayıp “Yuh!” dememiş olmam, tamamen nutkumun tutulması nedeniyledir. Bu ve benzeri olaylar nedeniyledir ki köşe yazarlığını, aldığımız tavırları ve hatta kimliklerimizi sorguluyorum bazen. İnsanlardaki aksime bakıp sorasım geliyor:Ben kimsiniz?!Ya da:Sen ben misiniz? Bence her köşe yazarı aldığı, hatta artık almaktan bitkin düştüğü ve herkesin anladığını sandığı tavırları biraz silkelesin. Silkeleyip silkeleyip yere baksın. Çünkü o tavırların içinden muhtemelen hiç tahmin etmedikleri kimlikler düşecektir. ‘Bu ben misiniz?’ diye bakıp kalacakları kimlikler. Hiç tahmin ve niyet edilmediğimiz gibi anlaşıldığımız bir okuma-yazma diyarı buralar. Nereden aklıma geldi bu? Şuradan... Nihayet bir web sitesi kuruldu şahsıma yönelik. Yazdıklarımı okuyanların kurdukları bir site vardı www.ecetem.com  başlıklı. Ellerine sağlık kuranların. Buradan henüz hiç görmediğim ve fakat hep duyduğum facebook’taki fan sitelerine de selam ederim. Ve fakat nihayet www.ecetemelkuran.com  kuruldu. Adı, ‘resmi ece temelkuran sitesi’ olduğu için bir tuhaf oldu içim. Hakkımdaki resmi görüş yani. Resmen o benim, orada duran, gibi. Siteyi açınca ekranın sağ köşesinde oturan hüzünlü kadın. Mustafa Hepekiz yaptı siteyi. Fotoğrafı Selim Eyüboğlu çekmişti bir zaman. Sitenin fotoğraflar bölümündeki fotoğrafların çoğu arkadaşım Yurttaş Tümer’e ait tabii ki. Sevgili yardımcım Burçak çattı çatısını. ‘Sen ben misin?’ demeyeceğim bir yerim oldu nihayet sanal-manal. Bu hotmail’i de bırakıyorum artık. Anlı şanlı mail adresim şudur bundan böyle:okur@ecetemelkuran.com Daha çok görünmüş olacağım artık. Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak gibi. Korkundan kaçıp ona koşmak gibi. Ya da ‘kadere de inanmazdııın’ gibi.