Donanim 15 EYLÜL 2008 / 08:22

Dünyanın bütün yazarları, birleşin!

Benim dönem dönem içine düştüğüm de düşüp bir türlü çıkamadığım bir konu vardır: Telif hakları.

Benim dönem dönem içine düştüğüm de düşüp bir türlü çıkamadığım bir konu vardır: Telif hakları.

Özellikle de müzik ve sinema sektörlerinde son yıllarda izlenen telif avcılığı bana 18. ve 19. yüzyıldaki ödül için yapılan kelle avcılığını hatırlatıyor. Gözümün önüne de hep Red Kit’in bazı bölümlerinde karşımıza çıkan, Lee Van Cleef’den esinlenip çizilmiş abartılı tipleme geliyor.Bu sefer sadece müzik tarafındaki fikirlerimi aktarayım; sinemayı başka bir haftaya saklayalım. Şimdi birincisi, telif hakları tabii ki önemli ve fikir/eser üretenlerin bunun haklarına sahip olması ve ondan yararlanması da en doğal hak. Ancak kantarın topuzu biraz kaçmaya başlamadı mı sizce de?Bugün işleyen telif hakkı sisteminin ve müzisyenler arası gelir paylaşımının adil olduğunu söyleyebilir misiniz? Temelde Türkiye’de (ve dünyanın birçok bölgesinde daha) nasıl çalışıyor sistem bir hatırlayalım mı? Mesela siz bir bestekâr ya da yorumcusunuz. Var olan birkaç müzik birliğinden bir tanesine üye oluyorsunuz. Ondan sonra aylık olarak toplanan telif paralarından belli bir bedel sizin hesabınıza aktarılıyor. Bu paylaşımda da hesabın nasıl yapıldığı biraz karmaşık. Genelde albümlerin satış adetleri, eserlerin popülerliği, toplam eser sahipliği gibi konular esas alınıyor.Peki, telif kimlerden tahsil ediliyor? Radyo ve televizyon istasyonlarından; bar, restoran gibi eğlence mekânlarından, müzik yayını yapan mağazalardan ve aklınıza gelebilecek açıkta bir kalabalığa müzik çalan/dinleten her kurum/kişiden. Tabii bu sırada siz mesela bir radyo istasyonusunuz ve sabahtan akşama İspanyolca blues çalıyorsunuz. “Yahu, ben çaldığım sanatçılara telif ödemek istiyorum” deme şansınız yok. Yine Türkiye’deki müzik birliklerinden bir tanesiyle (bazen birkaç tanesi de olabilir) sabit bir fiyattan bir anlaşma yapmak durumundasınız. Bir anlamda hiç çalmadığınız müzisyenlere de ödeme yapmış oluyorsunuz. Tamam, şimdi bu sistemi eleştirmek ya da daha iyi nasıl yapılabileceğini önermek bana düşmez. Hatta bir yazar olarak aklıma çok cin fikirler getirdiğini de söyleyebilirim.Mesela Türkiye’nin tüm yazarları birleşsek ve biz de eserlerimizin her kullanımı için telif talep etmeye başlasak. Kitaplaştırdıysanız biraz daha hakkınıza sahip çıkabilirsiniz ama bizim gibi gazete, dergi ve internette yazanların hiç şansı yok. Oysa biz de fikir işçisiyiz ve eser üretiyoruz. Örneğin gazetelerdeki haberler ve köşe yazıları her sabah televizyon kanallarında bangır bangır okunuyor, var mı bir ödeme? Yok.Ya da dergiler gittiğiniz restoranda ya da kuaförde sebil gibi ortada duruyor. İsteyen de alıp okuyor. O sırada duyduğunuz müziğe para ödeniyor ama okuduğunuz yazıya? Ödenmiyor.Evet, müzik ve sinema endüstrileri bu işi çok iyi beceriyor. Doğru bulmasak bile, biz de onları örnek mi alsak? Örneğin her Van Gogh reprodüksiyonu için bütün ressamlara, çerçevelettiğiniz her fotoğraf için bütün fotoğraf sanatçılarına telif ödesek. Ya da beni en çok ilgilendireni: Her okuduğunuz, fotokopisini çektirdiğiniz yazı, arkadaşınıza ödünç verdiğiniz kitap için ben payımı istiyorum. Banka hesap numaram için lütfen bana mesaj atın.