Donanim 09 NİSAN 2010 / 07:38

Diyorlar ki "İnternet Nobel Barış Ödülü'nü alamasın!"

Sahi siz ne düşünürdünüz?

Sahi siz ne düşünürdünüz?

2009'un son aylarında dünyaca ünlü Wired dergisinin İtalya bacağı, 2010 Nobel Barış Ödülleri'ne internetin de aday olması gerektiği konusunda bir kampanya başlattı. Bunu takiben 2010'un Şubat ayında internetin Nobel Barış Ödülü ön katılım listesinde yer aldığı haberi geldi ve Mart 2010'da adaylığı kesinleşti. Nobel Ödülleri Komitesi adayların tam listesini yayınlamıyor, ama en azından internetin bu yılki 237 aday arasında olduğunu artık biliyoruz.

Olaya genel olarak baktığınızda aslında Wired İtalya'nın fikri oldukça mantıklı görünüyor. İnsanları bir araya getiren, bilgi ve medya paylaşımı konusunda bundan kısa bir süre öncesine göre hayal edilemeyecek fırsatlar sunan ve şimdiye kadar suskun kalanların sesini duyurmasına olanak sağlayan bu teknolojinin aday olmasında bir sakınca yok gibi.

Bununla birlikte, bu adaylığa karşı çıkanlar da var. Bunlardan biri de Foreign Policy web sitesinde Net.Effect adlı köşesi hazırlayan Evgeny Morozov. Morozov, internetin kısa listeye kalmasının ardından Şubat ayında köşesinde yayınladığı bir yazıyla bunun neden yanlış bir önerme olduğuna dair 5 maddelik bir liste yayınladı.

Çok kabaca özetlemek gerekirse, Morozov'un karşı çıktığı noktalar şöyle:

1- Kitap, radyo, , cep telefonu, hatta fotokopi makinesi, su pompası gibi toplumların hayatını değiştiren ve hala da değiştirmeye devam eden onca teknoloji varken, neden interneti bu payeye layık görelim? Dünyada daha internete bağlanmamış 5 milyar insan varken niye daha çok kişiye ulaşmayı başarmış teknolojilere bunu layık görmüyoruz?

2- Bu ödülün gelmesi, interneti çok daha fazla ciddiye alınan ve göz önünde tutan politik bir güç haline dönüştürür. Böyle bir gelişme, otoriter rejimlerin internet kullanıcılarını daha ciddi bir tehdit olarak görmesine de zincirleri sıkılaştırmasına neden olur.

3- Bu ödül Nobel Ödülü'nün saygınlığına gölge düşürür. Zira internet özünde ‘haydi insanlığı daha ileri götürelim' niyetiyle değil, askeri ve ticari amaçlarla kurulmuş bir sistemin öngörülemez bir şekilde evrilmesiyle oluşan bir yapı.

4- İnternete barış misyonunun yüklenmesi, internetin halen sürmekte olan ve belki de daha 20-30 yıl devam edecek demokratikleşme sürecine gölge düşürür, yavaşlamasına neden olur.

5- Dünya liderlerinin, politikanın teknolojinin ardından ikinci sıraya düştüğüne inanmasına neden olur. Toplumların yapısı ve doğası gereği bu anlayış risk demektir.

Bunlara katılırsınız katılmazsınız ayrı konu. Ama Morozov'un söylediklerinde bir yere kadar haklı olduğunun altını çizmek lazım.

Tabii iş bununla kalmadı. İnternetin adaylığının arkasındaki isim olan Wired İtalya, Morozov'un kaleme aldığı maddeleri tek tek şöyle cevapladı (metnin tamamını merak edenler buraya tıklayabilir):

1- Morozov İnternet'in evrensel ölçeğe sahip ilk kişisel mecra olduğunu gözden kaçırıyor. Zira diğer tüm mecralardan farklı olarak internet kullanıcısı sadece kendi içeriğini ve mesajlarını almakla kalmaz, isterse verir.

2- Morozov haklı olabilir ama geç kaldı, çünkü zaten internet ciddiye alınan bir mecra. Özellikle de fikirlerin özgürce paylaşılamadığı yerlerde çok büyük etkisi var. Hatta bazı toplumlarda birleştirici rol oynuyor. Örneğin Ramallah'ta toplumların yeniden kaynaşması ve birbirini daha iyi anlaması için İsrail ve Filistinlilerin birlikte oluşturdukları dijital paylaşım ortamları yeşermeye başladı.

3- İnternet gibi dünyayı yeniden şekillendiren bir yapıya ödül vermenin Nobel Ödülleri üzerinde olumsuz bir etkisinin olacağını düşünmüyoruz. Norveç gibi bazı ülkeler, internetin toplumların geleceğini belirleyen görünmez bir güç olduğunu çoktan kabul etmiş durumda.

4- Morozov'un altını çizdiği gerçeğin biz de açıkça farkındayız. Ama bu ödül kime giderse gitsin, gösterdiğimiz bu çabanın ardından Net'in gerçek anlamına daha çok yaklaşacağımızı düşünüyoruz.

5- Bizim gözümüzde internet teknolojiyle değil, yaşamla ilgili bir kavram. Yani aslında politikanın çok daha üst bir evrende yeniden vücuda geçmiş hali. Bunun politikayı ve insani yaklaşımı geri plana atacağını düşünmüyoruz.

İki ayrı bakış, iki farklı görüş işte böyle. Sonuçlar 8 Ekim'de belli olacak.

Sizler de bu konudaki görüşlerinizi yorum yazarak bizlerle paylaşabilirsiniz.