Donanim 20 NİSAN 2009 / 06:57

Dijital uçurum

Geçtiğimiz günlerde başıma ilginç bir şey geldi.

Geçtiğimiz günlerde başıma ilginç bir şey geldi.

Evimize temizliğe gelen bayanın 14 yaşında bir kızı var. Kendisini son gördüğümde endişeli ve üzgün bir hali vardı. Kızının okuldan eve geç geldiğini ve kendisine bir türlü söz geçiremediğini anlattı. Geç kalmasının bahanesi ise, okul çıkışı arkadaşının evine gidip ders çalışıyorlarmış. Telefonda arkadaşıyla konuşurlarken Facebook'ta buluştuklarını öğrenmiş. Bana Facebook'un yerini soruyor. Niyeti, gizlice ‘Facebook' denen yere gidip kızının ne yaptığını gözüyle görmek. Kızın annesi Facebook'u bir cafe ya da pastane sanıyor.


Ona, gerçekte Facebook diye fiziksel bir yer olmadığını, internette var olan bir sosyal paylaşım ağı olduğunu dilimin döndüğünce anlattım. Ama elbette anlamadı, hayalinde canlandıramadı. En sonunda kendisine uygun bir zamanda bilgisayarda göstereceğimi söyleyip ikna ettim.


Kızının Facebook'ta ne yaptığını çok merak ediyor. Ben de kendisine endişelenmemesini, arkadaşlarıyla bu sitede haberleştiğini anlattım. Biraz olsun içi rahatladı ama kafasında eminim pek çok soru dolaşıyordur. Kızı bu arada eve bilgisayar almalarını istiyormuş.


Ne ilginç değil mi? Uçsuz bucaksız bir sanal dünyanın kapıları insanlığın hizmetine sınırsızca açık ve bırakın sosyal ağları, interneti, daha bilgisayarı tanımayan o kadar çok insan, insanımız var ki! Yeni nesil internetsiz bir dünyayı düşünemiyorken teknolojiden habersiz azımsanmayacak kadar çok da insanımız var.


Bu olay beni bir başka olaya aldı götürdü. İstanbul'un son 15 yılda doğudan çok göç alan ilçelerinden birinin nüfus dairesine işim düştü. Kamu kurumları son on yıldır büyük bir e-dönüşüm hamlesi başlatarak hizmetlerini bilişim teknolojileriyle sağlamaya başladı. Her vergi dairesinin, her nüfus idaresinin bilgisayarı var ve işlemler neredeyse anında yapılıyor. Örneğin eskiden İstanbul'da yaşayan ama Hakkâri'deki nüfus bilgilerine ulaşmak isteyen bir vatandaş en az bir gün beklemek zorundaydı. Oysa şimdi kimlik numarası yardımıyla anında bilgi alabiliyor.


Ben de o rahatlıkla nüfus dairesine gittim ve gördüğüm manzara inanılmazdı. Sabahın köründe sıra sokağın dışına taşmış. Ne oluyor, neden bu kadar çok sıra var, işlemler yavaş mı ilerliyor diye anlamak için memurların kabinlerinin önüne gittim. Olanı biteni anlamam için beş dakika izlemem yetti. Vatandaşlar sıra numarasını kullanmayı bilmiyor. Numara almadan kuyruğa giriyor. Memur numarasını sorduğunda gösteremiyor. Bu kez bir sonraki vatandaşla başlıyor ağız kavgasına. Memur vatandaşları sakinleştireyim derken işini yapamaz oluyor. Okuması yazması olmayan yaşlılar ise cabası. İmza atamıyor, evrakları okuyamıyor, karar veremiyor. Evraklar eksik geliyor, işler uzuyor da uzuyor. Güler misin, ağlar mısın?


Dünya sessiz sedasız derin bir sayısal uçurumun eşiğine yuvarlanıyor. Teknoloji kullanımı arttıkça da bu uçurum derinleşiyor. Halbuki teknoloji sayesinde eğitim en ücra köşelere bile gidebiliyor. Unutmayalım ki teknoloji de ancak proje varsa, uygulama varsa bir işe yarıyor.


O zaman hemen şimdi belediyeler ve sivil inisiyatifleri devreye alalım, okuma seferberliğinden tutun da bilgisayar, internet eğitimlerine kadar pek çok proje yapıp vatandaşa sunalım. Unutmayalım, gelişmiş ülkeler gelişmiş oldukları için bilişim kullanmıyorlar; bilişimden yararlandıkları için gelişmiş ülke konumundalar. Biz de öyle olabiliriz.