Donanim 09 KASIM 2009 / 07:09

Dijital gelecek

New York Times'ta ilginç bir yazı vardı geçen gün ve bu yazıda da dile getirilen çok haklı bir endişe.

New York Times'ta ilginç bir yazı vardı geçen gün ve bu yazıda da dile getirilen çok haklı bir endişe.

Yeni jenerasyonda "teknolojiye hakim olanlar ve olmayanlar" şeklinde büyük uçurumlar oluşacağı, bu konuda hızla önlemler alınması gerektiği tartışılıyordu.

Aksiyon önerileri ve yorumlar muhtelif. Eğitim reformları yapılması bunlardan sadece biri. Commonsense Media'nın CEO'su Jim Steyer "8. Sınıf itibariyle her çocuk dijital okur-yazar olmalıdır" derken, Netflix'in CEO'su Reed Hastings şu an bile başlansa, aradaki farkın 5 seneden önce kapanmasının mümkün olmadığını savunuyor.

Ortak kanılardan biri, eğitim reformlarının bunda tek çözüm olamayacağı, okul dışı çabaların da önemli olduğu ve ailelerin de çocuklarını bu konuda teşvik etmelerinin şart olduğu.

Google'ın kurucularından Sergey Brin de bu konuyu yorumlarken, dijital içeriklerin gelecekte elektrik gibi, su gibi ulaşılabilir olacağını belirtmiş.

İskandinav ülkelerinde, baz genişbant bağlantının her vatandaşın "hakkı" olduğunun konuşulmaya başladığı bugünlerde, geleceğin Sergey Brin'in dediği gibi olacağını kestirmek zor değil.

Bu gelişim kaç sene alacak? 5 sene? 10 sene ?

Ancak, aradaki bir nesli de kaybetmemek gerekiyor.

Bu ikilem şu anda önümüzde duruyor. 10 sene sonra, su gibi olacak internet ve ulaşılabilir dijital içerik, insanlığın hiç ummadığı süratte gelişimin anahtarı olacak.

Bugün ise radikal bir ayrım var. Kimi sınıflarda tebeşir tozları uçuşurken, kimi sınıflar e-posta ile dönem ödevi atıyor. Kimi çocuklar sokakta misket oynarken, kimi çocuklar sosyal networklerde dans ediyor, oyunlar oynuyor.

Bu ayrım, ana e-jenerasyon yetişene kadar, önümüzdeki yılların kâbusu olabilir. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, "dijital dünyaya dokunabilenler" ve "dokunamayanlar" yarın cetvelle ayrılmış iki insan tipini yaratabilirler.

Şimdiden dünyanın sayılı dijital toplumlarından biri olmuş olan ülkemiz için de atılması gereken acil adımlar var.Endüstri devrinin kazananı değiliz. Ama görünen o ki iyi bir yönlendirme ile bilgi devrinin önde giden ülkelerinden biri olmamız işten bile değil. Bu kadar olanaksızlıklara rağmen, biz bu dünyayı çok sevdik. Bütün imkânsızlıklara rağmen, bir internet cafe'de 10 dakika bile olsa dijital dünyaya bağlanmayı hayatımızın vazgeçilmezleri arasına alıverdik.

Bir de imkânlar artsa neler olacak, düşünebiliyor musunuz?

Eğitim devriminin hızlandırılması ve dijital dünyanın yaygınlaştırılması konusunda hızlı adımlar atıyoruz. Bu konuda özellikle Türk Telekom'un çok ciddi yatırımları var. Vitamin'lerden tutun, çocuklar için özel filtrelenmiş genişbant bağlantılara kadar pek çok adım atılıyor.

Bu konuyu tartışırken, "dünyaya kıyasla, genişbant hala pahalı", "bilgisayarlar hala pahalı" vb. diyoruz. Kısmen doğrudur. Ama geriye dönüp bir bakalım. Ciddi ilerleme de kaydediyoruz. Sadece mazeretler üreterek bir yere ulaşamayız.

Zira, biraz daha pozitif bakış açısı, daha da geniş eğitim reformları ve ebeveynlerin de yönlendirmesi ile önümüzdeki yılların bizim olacağını görebilmek hiç de zor değil.

Yeter ki, mazeretler üretmek yerine, biraz daha pozitif açıdan bakabilelim.