Donanim 04 ARALIK 2008 / 16:23

Boğalar hakkında konuşmak

Geleceğin getirdiği yeni koşullara uyum sağlamak için sadece onlar hakkında konuşmak yeterli olmuyor. Artık arenaya inme zamanı.

Geleceğin getirdiği yeni koşullara uyum sağlamak için sadece onlar hakkında konuşmak yeterli olmuyor. Artık arenaya inme zamanı.

Şu sıralar İstanbul’dan bir fütürist geçiyor, bir diğeri geliyor. Geçen haftaki Fütüristler Zirvesi’nden sonra bu hafta da TIME 2008 etkinliğinde farklı alanlarda geleceğe dair vizyonları öğrenme imkânı bulduk.


 


Medya fütüristi olarak tanınan Gerd Leonhard TIME 2008’de “Müzik & Medya 2.0: İçerik, eğlence ve medyanın geleceği” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Leonhard’ın özgeçmişi ve sunumu hakkında ayrıntılı bilgiye www.mediafuturist.com adresinden erişebileceğiniz için ben konuyu dağıtmadan devam edeyim.


 


Leonhard, geleceği yakalamaya çalışan birinden beklendiği üzere hızlı hızlı konuşarak gerçekleştirdiği sunumunda, özetle şu anda yeni medyada bir geçiş sürecinde olduğumuzu ilginç ve güzel bir örnekle anlattı. Bir klasik müzik konserinde orkestradaki her enstrümanın birbiriyle ahengi bizi büyülese de, konser öncesi akort yapılırken kulak tırmalayan sesler çıkar. İşte Leonhard hem ilgili sektörler, hem de kullanıcılar tarafında şu anda yeni medyada akort döneminde olduğumuzu vurguluyor. Ortada teoriler, yani beste/melodi hazır. Ancak herkes kendi enstrümanının tınısını ayarlarken her kafadan başka ses çıkıyor.


 


Gerek kullanıcı, gerekse tüketici elektroniği odaklı yayınlardaki geçmişim nedeniyle özellikle müzik içeriklerindeki karmaşaya yakından tanık oldum. Öte yandan yeni medya dediğimiz kavram sadece müzik, film, fotoğraf demek değil. Leonhard’a göre burada bir kültürden bahsediyoruz. Bahsedelim o zaman.


 


Dünya farklı dönemlerde, farklı çapta ve alanlarda geçirdiği değişim ve dönüşümü kim bilir kaçıncı kez tekrarlıyor. Geleneksel hale gelmiş, birçok kişiye menfaat sağlayan bir sistem ömrünü tamamlıyor ve işte akort zamanı! Kimileri farkında olmadan eski sisteme sarıldıkça sarılıyor, kimisi de bilinçli olarak kulaklarını yeni sese tıkıyor. Bazıları da ellerindeki gücü veya menfaati kaybetmemek için direniyor. Yeni sistemi kabullenip, el sıkışmak, ortak menfaat sağlamak için fikir yürütmek yerine sürekli yolu tıkamaya çalışıyor. Bu sadece internet medyalarında değil neredeyse hayatın her alanında geçerli.


 


Gerd Leonhard ile sunum sonrası yaptığımız sohbette bu konuya değindik. Çareler basit olsa da atılan somut adımların azlığından yakındık. Gelecek gözümüzün önünde olsa da elimizi uzatıp onu yakalayamamak, ikna sürecinden işbirliği sürecine bir türlü geçememenin can sıkıcılığından dem vurduk. Leonhard’ın yeni medyayı kavrayıp ondan yararlanmak için “yeni medyada, Facebook’ta, internette mutlaka yer alın, yabancı kalmayın”  tavsiyesi aklıma bir İspanyol atasözünü getirdi: “Boğalar hakkında konuşmakla, arenada onlarla karşı karşıya olmak aynı şey değildir.”


 


Sonuçta “değişmeyen tek şey” değişim yine yapacağını yapıyor ve kendini kabul ettirmeyi, yeni düzeni kurmayı başarıyor. Önemli olan bu değişimde ne olacağınız değil, değişime nasıl katkıda bulunacağınız, değişimden nasıl yararlanacağınız.