Donanim 20 EYLÜL 2008 / 08:25

Bilgisayar mı, ev eşyası mı?

Uzun yıllardır bilişim sektörünün içinde teknolojiye dair çözümleri ortaya koymaya ve yorumlamaya yönelik yazılar yazıyorum.

Uzun yıllardır bilişim sektörünün içinde teknolojiye dair çözümleri ortaya koymaya ve yorumlamaya yönelik yazılar yazıyorum.

Bu kapsamda bir zamanlar hangi işlemcinin kaç tane iş hattına sahip olduğu gibi bilgilerle bile yakından ilgilendiğim dönemler oldu. Sonra zamanla bu kadar detayla ilgilenmekten vazgeçtim, teknolojinin faydaya yönelik katkılarını daha genel açılardan sorgulamaya başladım.


Başladım ama, zaman geçtikçe kendi içimde yaşadığım bu dönüşümün o kadar da yersiz olmadığını anladım. Örneğin bundan bir on-onbeş yıl öncesinde ofis uygulamaları olarak isimlendirdiğimiz genel verimliliğe yönelik araçlar bile performans değişimlerinden keskin bir biçimde etkilenirlerdi. Eski ve yeni işlemci teknolojileri arasındaki fark, bir doküman dosyasının açılması üzerinde onlarca saniyeyle ifade edilebilecek bir farklılığa neden olurdu.


Bununla birlikte, zaman geçtikçe genel bilgisayar kullanımına yönelik gündelik işlerin yerine getirilmesinde bu keskin ayrımlar etkisini giderek yitirmeye başladı. Binlerce sayfadan oluşan Excel tablolarıyla çalışan, masaüstü CAD uygulamalarıyla tasarım yapan veya dizüstünde Blu-ray izlemek için uğraşan ‘azınlık profesyonelleri’ bir kenara koyacak olursanız, bilgisayardan gündelik bir performans beklentisi içinde olanlar için artık işlemcinin azıcık daha güçlü olması, belleğin biraz daha fazla olması pek bir şey farketmiyor.


Bu durum da dizüstü bilgisayar tercihlerinde teknolojinin daha geri plana düşmesine, zaten oldum olası kulağa karmaşık gelen teknolojik niteliklerin daha az sorgulanmasına neden oluyor. Artık insanlar bilgisayarlarını mağazadaki görüntüsüne, satıcının becerisine, tasarımın güzelliğine ve ebat-ağırlık yönündeki beklentilerine göre tercih ediyorlar. Tıpkı bir cep telefonu alır gibi işlerine yarayıp yaramayacağını ve neler yapabileceğini sorguluyorlar, içinde ne var diye sormuyorlar. Mağazalara gidin bakın. “Aaaa bu bilgisayar ne güzelmiş, ne kadar yetenekliymiş” diyerek satın alma kararı verenlerin, “Ooooo bunda nasıl da kuvvetli bir işlemci varmış” diyerek satın alma kararı verenlerden kat be kat fazla olduğunu göreceksiniz.


İşte bu nedenle dünyanın önde gelen bilgisayar üreticileri ürünlerini artık bilgisayar değil, ev eşyası anlayışıyla pazarlamaya başladılar. Zira performans artık herkesin iddialı olduğu genel bir standart haline dönüştü. Nasıl ki insanlar “Bu cep telefonuyla konuşabilir miyim” diye sormuyorlarsa, artık “Bununla internete bağlanabilir miyim, film seyredebilir miyim, arada oyun da oynayabilir miyim” diye de sormuyorlar.


Bu noktada farklılığı ortaya koyan ve tercihi belirleyen şeyler, fiyat ve tasarım gibi alanlara kaymış durumda. Bu amaçla sırf daha fazla kesime hitap edebilmek için farklı markaları satın alıp, “Bu markayı Avrupa’daki stil anlayışıyla şekillendireyim, şu marka ucuz markam olsun fiyatta kıran kırana rekabet etsin, bu markayı her ihtiyaca göre konumlayayım ki kararsız kalanlar da buna gelsin” gibi stratejiler geliştiriyorlar. Aynen Arçelik’in Avrupa’da pazarlamak için Beko markasını çıkarması, Vestel’in ekonomi arayan kesime hitap eden Alaska ve Regal gibi markalarıyla ortalıkta dolaşması gibi.


Kısacası bilgisayar artık bir teknolojik araç değil, bir ev eşyası haline dönüştü. Kabullenmenin bu noktaya kadar gelmiş olmasını ben gayet olumlu karşılıyorum. Hem alan için, hem satan için...