Donanim 24 AĞUSTOS 2010 / 06:51

Arakla-Geliştir

Bu ilk anda düşündüğünüz kadar kötü bir şey değil.

Bu ilk anda düşündüğünüz kadar kötü bir şey değil.

Proje yönetimiyle ilgi bir seminerde örnek olay sunumu için davet ettiğimiz bir müşerimizin favori deyişidir arakla-geliştir. Her ne kadar akla kötü düşünceler getirse de, doğru bir "araklama " süreci bir çok ülkenin gelişiminde önemli rol oynar. Bu süreçten güçlenerek cıkan iyi örnekler olarak Güney Kore, Japonya ve Singapur akla gelir.

Japonya bu yarışta hemen hemen ilk start alan ülke olurken, Güney Kore'nin 70'ler e bizden kötü durumdayken şu an nasıl bizim 5 katımıza ulaştığı ibretlik bir öyküdür. Singapur ise 90'ların sonlarına doğru hızlandırdığı atağının meyvelerini toplamaya çoktan başladı.

Yukarıda örnek verdiğim ülkelerin özgünleşme ve markalaşma yolundaki temel adımlarını, daha kaliteli ve gelişmiş ürünlerden öykünlenme olusturuyor. Şu anda Çin sanayisinin de yaptığı gibi küresel pazarda iyi (bazen de kötü ne varsa kopyaladılar ve teknolojisini yerelleştirdiler. Bu yerlileştirme sürecini teknik üniversiteler, üniversite-sanayi işbirliği, kamu teşvikleri, girişimci sermayeleri, azaltılmış bürokrasi, tasarım ve marka gücüyle destekleyerek mevcut konumlarına doğru emin adımlarla ilerlediler.

Aslında formül basit ve işe yarayan örnekleri de var. Ancak nasıl ki Çin ve Hindistan'ın bu yoldaki en büyük sorunları aşırı nüfus kalabalığı ise, bizim sorunumuz da iş ve yaşam kültürümüz.

Ben bu probleme "araklamaya takılı kalmak" diyorum. "Takılı kalmak" deyişi, 2010 yılında dünyanın en kalabalık şehirlerinden birinde neden halen tek hattı olan ve inşaatı devam eden bir metro oldugu güzel bir şekilde anlatıyor.

Bana her gün haberlerde çıkan yenilikçi ürünlerden örnekler verebilirsiniz. Ama gerçekci olmak gerekirse bu tür haberleri basabilmek için Singapur veya Çin gibi ülkelerde ayrı gazeteler çıkarmanız gerekir.

Ar-Ge kültürünün oluşmasında iyi olanı kopyalamanın ve yerelleştirmenin öneminden bahsetmiştim. Ancak bu süreç içerisinde çok sayıda firma kopyalama aşamasında takılı kalmıs durumda. Rakip firmaların geliştirdiği ürünlerin fikri mülkiyet hakları hiçe sayılarak kopyalanıyor ve bundan sonra rakip ne yapacak diye beklenmeye başlıyorlar.

Bu durum, fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda da sınıfta kalan ülkemizde gercek Ar-Ge kültürünün yaygınlaşmasını engelliyor. Ciddi araştırmalar sonucunda ortaya çıkardıkları ürünlerin/hizmetlerin kolaylıkla kopyalandığını gören şirketler hem yeni ürün geliştirmeye, hem de Ar-Ge altyapısına daha az harcamaya başlıyor

Bu durumu engellemenin yolu, kanunların doğru ve zamanında uygulanmasından ve Türk firmalarının da Ar-Ge'yi kültür olarak sindirmesinden geçiyor. İlk seçenek daha keskin, kısa vadeli ve kolaylıkla uygulanabilir. Yeni hizmet vermeye başlayan ihtisas mahkemelerinin fikri mülkiyet hakları konusunda uzmanlıkları arttıkça ve caydırıcı cezalar verildikçe, kültürel değişime gitme mecburiyetini hisseden firma sayısı artacaktır.

Yerlileştirme ve özgünlük katarak mevcut ürünleri ileriye götürmek için zaman ve adanmışlık gerekiyor. Fuarlarda görülen ürünlerin kopyalanması yerine kalıcı şekilde, belli bir sistematik ve bilimsel verilere dayalı, riskli projeler geliştirmenin acılı olması kaçınılmazdır.

Ama acı yoksa kazanç da yok!

Bu acıyı dindirecek bir hap olmasa da süreci kolaylaştıracak planlı adımlar atmak mümkün. Bu sayede üstlenilen riskin seviyesi düşürülüp kazanç olasılığı arttırılabilir.

Aşağıdaki maddelere dikkat ederek sürecinizi hızlandırabilirsiniz;

• Herhangi bir odanın kapısına Ar-Ge yazarak orayı Ar-Ge birimi yapamazsınız. Ar-Ge birimlerinin dış etkilerden (fiziksel ve/veya psikolojik) korunması gerekir. Herkesin içinden geçtiği bir yol yerine biraz daha gözden uzak ama gönülden ırak olmayacak alanlar yaratmalısınız.

• Ar-Ge birimlerinin mevcut teknolojiler, trendler ve literatür konusunda deneyimleri, teknik danışmanlık desteği ve zaman içerisinde gelişen altyapılarının olması özgünleştirme sürecinde önemli faktörlerdir. Eksik kalınan konularda farklı kurum ve/veya şirketlerle işbirliğine gidebilirsiniz.

• Ar-Ge sadece bir departmandan ibaret değildir. Ar-Ge'yi bir kenarda pasifleştirmek ve zorlama projeler yapmak yerine, proje ekiplerini şirketin yaşayan bir parçası haline getirmelisiniz. Saha satış elemanlarından kaliteye kadar farklı birimler ile kontrollü ama açık iletişim sağlanması, yüksek katma değerli proje fikirlerinin geliştirilmesine olanak sağlar.

• Uzun vadeli ilerleme üçer aylık projeler ya da günlük değişen önceliklerle sağlanamaz. En azından yıllık bazda geliştirme stratejileri belirlenmeli, ortaya çıkan projeler önceliklendirilmeli ve önceden tarafların üzerinde mutabık kaldığı proje planları çerçevesinde projeler sürdürülmelidir. Sürekli yön değiştirmenin ve önceliklerle oynamanın bir başarısını görmedim.

• Evet izolasyon ve bağımsızlık önemlidir, ama Ar-Ge ekiplerinin kontrolsüz olması da çok sakıncalıdır. Departman yöneticilerin teknik açıklamalarla yöneticilerin kafalarını karıştırmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Bu projelerdeki gecikmelerin önüne geçilmesi için önemli bir husustur. Proje yöneticilerinin teknik açıklamaları sadeleştirmesi ve projelerin somut ara çıktılara göre yönetilmesi bu konuda yardımcı olur. 3, 6 ve 12 aylık dönemlerde mali, teknik ve idari analizlerle hem çalışanlar sıkıştırılmamış olur, hem de projeler kontrolden çıkmaz.

• Projeleriniz vazgeçilmez değildir. Gücünüzün yetmediği, teknik yada mali çıkmaza giren projeleri dondurmak ya da iptal etmek zorundasınız.

• Özgünleştirme ve kültür oluşturma sürecinde her türlü destek işinize yarayacaktır. Son birkaç yıldır herşeyden fazla Ar-Ge yatırımlarının desteklendiğini düşünürsek bu konuda destek alabileceğiniz çok sayıda kurum bulunuyor.