Donanim 03 OCAK 2010 / 19:03

2010 ve reklam dünyası

2009'dan sonra 2010 da enteresan bir yıl olacak.

2009'dan sonra 2010 da enteresan bir yıl olacak.

Krizle birlikte, CEO'lar üzerinden de gelen "Kısa vadede geri dönüşü yüksek" kampanya talepleri ve analog reklam dünyasının da kriz kaosunu üzerinden atamamış olması, markaların gündeminde en üst sıraları kaplıyor.

2010 hakkında biraz daha fikir sahibi olabilmek adına marka tarafındaki dostlarımla sürekli konuşuyorum. Bütçeler ana hatları ile ortaya çıkmış olsa bile çoğu önünü net göremiyor.

2009'dan sonra 2010 için de bir "ayakta kalma" modu var ortalıkta. "Önce gemi yüzsün, bu yılı hasarsız atlatalım, hedefleri tutalım, sonrasına bakarız" rüzgarı esiyor şirket koridorlarında.

Böyle rüzgarlar eserken, markalar her zaman riski minimuma indirmek isteyecekler. Bu çok doğal. Raflardan "garantili" formüller indirilecek, "geçmişte yapılmış ve çalışmış" mekanizmalar değerlendirmeye alınacak.

Ağustos sonunda ülkemizde düzenlenecek olan Dünya Basketbol Şampiyonası, belki de futboldan daha çok gündeme oturacak. Güney Afrika'daki Futbol Şampiyonası, katılamamış olsak ta reklam pastasına katkıda bulunacak. Bankalarda kredi satışları ön planda olacak. GSM operatörleri ve ISP'ler her zamanki gibi sahada aktif olacaklar.

Bu yüzden Mart-Eylül arasında çok aktif bir sektör göreceğiz. Hafif bir sıkışma ve geçici bir medya enflasyonu kuvvetli bir olasılık. Regülasyonlar da buna tuz biber ekebilir.

Ama ne olursa olsun bu dönemsel hareketlerin haricinde 2010'da bir büyüme beklenmiyor. İlk yarı iyi ama ikinci yarıyıl beklentileri pek iyimser değil. Yalancı bahar kısa sürecek, yaşasın kriz bitti diyenler bile olacak, ama sonrası meçhul. Bütçe hesapları yaparken yılın ikinci yarısını zayıf tutmakta fayda var.

Özetle, bu yüzden "reklam aslanın ağzında".

Buna rağmen hemen her mecra, kriz dönemi bile olsa, 2009'a göre büyümek isteyecek. Reklamverenlerin önü tekliflerle, projelerle, volume paketleri ve indirimlerle dolu olacak. Herkes "en iyi geri dönüşü bizden alırsınız" diyecek. Rekabet daha da artacak.

Bu kadar karışık, sıkışık bir gündemde markaların ihtiyacı olan, onlara basit, anlaşılır ve ölçülebilir çözümler getiren ve "güvenebileceği" iş ortakları olacak. Medyaya ve ekonomiye güvenemezse, bütçeler her zamanki gibi ticari pazarlama departmanlarına akacak.

Böyle bir yılda "marka empatisi"ni her zamankinden çok göz önünde almamız gerekiyor.

Bunu becerebilenler, 2010'dan en karlı çıkanlar olacaklar.