Bilişim 11 HAZİRAN 2013 / 15:21

Bilişim kaleci ise gol kurtaran mı olmalı, gol atan mı?

Gartner Yönetici Ortağı Halil Aksu bilgi teknolojilerinin gelişimini ve bugüne kadar sunduklarını kendi üslubuyla yorumlarken Chief Digital Office (CDO) kavramını sorguladı.



Bilgi teknolojileri nankör bir meslek. Çabalayın, didinin, geceniz gündüzünüze karışsın, yılbaşı, bayram yüzü görmeyin, hanımdan ve çocuklardan fırça yiyin, gösterdiğiniz onca çaba özel bir takdir almasın, üstüne üstelik yaptığınız en küçük bir hata veya sizden kaynaklanmayan, iş makinesinin koparttığı bir hat kesintisi yüzünden, bağlantı gitsin, patrondan fırça yiyin, bir de bilgi çağında yaşadığımız için, her türlü kişisel ve kurumsal teknolojinin hepsi hakkında uzman olun… Başka? Oh, suyundan da koy… Var mı böyle meslek, var mı böyle uzman? Başka birimlerde böyle bir durum var mı? HAYIR!

Bilgi çağına girdik, bunu iyice sindirmek, iyice anlamak gerekmektedir. İyice anlatmak gerekmektedir. Bu çağın fırsatlarını ve nimetlerini iyi değerlendirmek, ortaya çıkan pozisyonları gole çevirmek, kuruma değer katmak, teknolojinin, dijitalin, geleceğin golleri kurtaranı değil, gollerini hazırlayan, fiilen golleri atan kalecisi olmak lazım. Var mısın, yok musun?

Bilgi çağında girdik mi? Gerçekten mi? Nasıl anlayacağız? Sanayi devrimi olduğunda – uzun da sürse – hissedilir değişiklikler oldu. Şehir yapıları değişti, toplum yapısı değişti, ekonomik ve hatta siyasi yapı değişti. Ciddi bir şekilde. Sonra ikinci sanayi devrimi oldu, sonra hizmet devrimi oldu ve geldik bugünlere. Bu esnada insanlık ve gezegen epeyce hadise yaşadı elbette. Dünya savaşları esnasında bilgisayar bugün bildiğimiz şekle benzer bir hale geldi, sonra yarı iletken, sonra internet derken, 1980'lere, 1990'lara geldik.



Bilgi teknolojileri zirvede. Üniversitelerin en gözde bölümü, yeni çalışanların en yüksek ücret aldığı meslekler, yeni milyoner ve milyarderleri üreten sektör, magazinlerin hakkında yazdığı, kendi 'yeni' ekonomisini oluşturacak kadar hızlı büyüyen ve sınırsız potansiyeli olan bir sektör. Ne kadar güzel… Hey gidi günler hey… ne çabuk da geldi ve geçti…

Güvenlik politikaları ile zapturap dönemi bitmiştir, halk devrimi yaşanmıştır

O günlerde BT'de olmak güzel ve kolaydı. Az sayıda teknoloji seçimi, az sayıda firma seçimi yapıp, az sayıda uzman ile sihirbazlığa yakın işler yapılırdı ve ne yapılsa, yerini bulurdu, teveccüh görürdü. BT'ciler sihirbazdı. İmkansızı mümkün kılan, bir kaç gizli hamle ile sistemleri indiren veya kaldıran, kimsenin anlamadığı, sıkı güvenlik kuralları ile herkesi zapturap altına alan o eski iyi günler…

Ama yeni milenyuma girdiğimizde önemli iki tektonik kayma yaşandı. Birisi nokta.com balonunun patlaması ve sektörün ticari güven kaybetmesidir. Diğeri ve daha önemlisi, teknolojinin tüketiciye yönelip, bizim tabirimizle, sokaktaki adamın da teknolojinin alfabesini çözmüş hale gelmiş olmasıdır. Artık BT'nin sihirbazlık numaraları büyük oranda çözülmüştü. Güvenlik politikaları ile zapturap dönemi bitmiştir, halk devrimi yaşanmıştır.

Hiç iyi haber yok mu? Düşünelim… Galiba var. Bilgi çağında girdik, ama daha tam oturmadı. Henüz herkes nasıl bir çağa, döneme girdiğini ve rolünün ne olduğunu tam anlamadı. BT için burada bir fırsat var, kullanmak isterse. Kullanamazsa, riske ve hatta tehdide dönüşebilir.

Dönelim başa. BT nankör bir meslek. Mesleki gelişiminde bu konuda pek değişiklik olmadı. Sihirbazlığın zirve yaptığı dönemlerde dahi, şapkadan tavşan çıkmayınca, seyirciler hemen sabırsızlanır, yuhlamaya başlarlar. Alışmışlar bir kere, şapkadan mutlaka tavşan çıkacak. Fazlası olur, eksiği kurtarmaz. Bir sistem kesintisi, bir teknoloji hatası, bir güvenlik açığı, tavşanı da götürür, şapkayı da, sihirbazın kendini de sallandırır… Nankör işte…



Yani özetle, BT eğer bir futbol takımında oynasaydı, herhalde kaleci mevkine benzetmek hiç de yanlış olmazdı. Kurtardığı goller için kibarca alkışlanan, ama hiç bir zaman gol atamayan, eğer yol yerse de maçın / takımın günah keçisi ilan edilen pozisyon. Üzücü. Oysa maçı 11 kişi oynamıştır. 90. dakikanın sonunda bu unutulur. Kaç kaleci vardır, gol atabilen, tarihe adını yazdıran, öyle kurtarışlar yapıp, Pele gibi Maradona gibi Platini gibi yıllar sonra hatırlanan? Hangi kaleci şimdiye dek FIFA başkanı olmuştur veya milli takımın teknik direktörü olmuştur?

Kaç kaleci sorumluluğu yüklenir? 

Gol atmak mümkün. En kolay penaltıdan gol atmak olur, normal sürede, uzatmalarda veya en son penaltı atışlarında. Ama o sorumluluğu üstlenecek kaleci kaç tane? Yenilmiş bir maçta son birkaç dakika içinde korner atışında ceza alanına giren ve kafayla gol atmaya çalışan, hatta nadiren de atabilen kaleciler olmuştur. Ama tam aksi, kaçırılan pozisyon nedeniyle boş kaleye gol yiyen takımlar da olmuştur.

Bilgi teknolojileri birimleri proje yönetimi konusunda genelde çok deneyimlidir. Kurumda pek nadir daha deneyimli kişiler ve ekipler bulunur. Taşınma, yeni bina, birleşme, dönüşüm veya benzeri büyük ve karmaşık projeleri pekala BT'de yetişmiş, o projenin başına geçecek bir proje yöneticisi yönetebilir, yönetmelidir. Başarılı olursa, gol atmış sayılır, kendisinin ve yetişmiş olduğu BT'nin imajı parlar, şanı yürür. Batırmak kötü olur, hatta çok kötü…

Bilgi çağına girdik. En azından herkes öyle biliyor. Hoş, henüz hakkını vermiyoruz, ama çok büyük potansiyel var. Mobil ara yüzler, dokunmatik dashboardlar, sosyal veri analizi, büyük veri projeleri, davranışsal ekonomi ve yepyeni fırsatlar, gerçek zamanlı analiz ve daha buna benzer sayısız yeni imkanlar. Henüz ana başlıklarını kavrama, heceleme aşamasındayız. Önümüzdeki 10 – 20 yıl boyunca bu alanda çok ekmek var, çok proje yapılacak, çok inovasyon göreceğiz.



Peki! Kurumdaki en analitik kişiler kimler? En iyi istatistikçi ve en iyi matematikçiler nerede? Forvetler onlar, veri ambarı ancak göçebilir veya ancak çalışabilir, yani kaleci pozisyonu. Bu konu stratejiktir. Kurumların bünyesinde yeterince uzman yoktur, pek çoğunda hiç yoktur. Uzmanları oluşturmak, alfabeyi çözmek, düz metin yazmak, sonra da şiir yazabilmek için, daha çok fırın ekmek yemek lazım… Gol atabilecek kocaman bir kale, kocaman bir stadyum…

Dijital strateji diye bir şey duydunuz mu? 

Şehir efsanesi mi desek, hayalet mi desek, gören yok, duyan var, yazdığını zanneden var, ama yazdıktan sonra mürekkep uçup kayboluyor sanki… Peki, bu alan kimin olacak? Cevap belli: Chief Digital Officer! (http://en.wikipedia.org/wiki/Chief_Digital_Officer) Peki o kim? Hangi okulda yetişiyor? Ne okumuş olması lazım? Hangi alanlarda çalışmış, ne tür vasıf ve deneyimlerinin olması lazım? Soru çok, cevap az…

Amerika keşfedildiğinde, keşfedenler adını koydu. Chief Digital Officer veya daha önemlisi, onun sorumlu olduğu strateji ve onun icra edilmesi, yani kurumun daha dijital bir hale gelmesi, dijital çoklanabilir gelirler elde edilmesi konusu, kim tarafından üstlenilirse, ihale onda kalır, sorumluluk onun olur, gol yeme riski, ama gol atma riski de onun olur. Siz hangisi olmak istersiniz?

Bu anlamda oluşan yeni fırsatları kolluyor musunuz? Bu fırsatları gollere çevirecek kişisel vasıfları, ekipleri, iş ortaklıklarını ve proje ön hazırlıklarını yapıyor musunuz? Yoksa hala sipariş gelsin, ben çözüm üreteyim, beğenirlerse alsınlar, beğenmezlerse bıraksınlar modunda mı düşünüyorsunuz? Bu tavrın dönemi bitmek üzere, zira teknoloji sahipliği ve yetkinliği kullanıcının eline geçmek üzere, piyasa dönüşmektedir. En hızlı olan, en güçlü olan veya en akıllı olan değil, değişmelere en iyi uyum sağlayabilen hayatta kalacaktır.