Etkinlik Takvimi

22 Mart 2012 @ 18:29

Yaratıcılık, yenilikçilik, remix… [Konuk Yazar]

Yaratıcılık ve yenilikçilik kavramları neden sıkça birbirine karıştırılıyor? Yaratıcılığı körükleyen veya önüne engel koyan unsurlar neler? Hepsinden öte, yaratıcılık öğrenilebilen bir şey midir? Ulvi Yaman’dan kavramların derinine inen, düşündüren bir analiz.

“Güneşin altında yeni bir şey yok.”
Ecclesiastes / İncil

Gençlerle bir araya gelme şansı bulabildiğim ve işim gereği “Yaratıcılık”, “Yenilik”, “Proje yönetimi”, “İçerik-dijital içerik” konularındaki sohbetlerimde hep aynı bilinmezlikler ve korkularla karşılaşıyorum. “Şans” diyorum, çünkü gerek eğitim toplantıları gerekse panellerde öğrettiklerimden çok daha fazlasını gençlerden öğreniyorum. Karşılarına çıkmadan önce “Ben bilirim” egosundan kurtulup tekrar tekrar çalışmanın, araştırma yapmanın getirdikleri de cabası.

Gerek eğitim sisteminden, gerekse gençlerin katıldıkları panellerde anlatılanlardan anlıyorum ki her biri kendilerine aktarılan ‘başarı hikâyeleri’nden doğal olarak farklı çıkarımlarda bulunuyorlar (bu bahsi geçen başarı hikayeleri de ayrı bir yazı konusu olsun).

Yanlış bir biçimde Tanrı vergisi bir yetenek olarak konumlanan “Yaratıcılık” gençlere aktarılırken bilgiyle, kimi zaman bilgisizlikle, çabayla, araştırmayla, görme ve düşünme biçimleriyle, sosyokültürel ket vurmalarla, uzmanlaşmaya yönelik eğitim sisteminden uzaklaşılarak multidisipliner bir eğitim anlayışıyla ilişkilendirilerek tanımlanmıyor.

Haliyle güdük, anlaşılmaz, hilkat garibesi, metafizik bir alana kayıyor.

“İcat çıkarma” lafıyla büyüyen, yenilikleri “İşgüzarlık” olarak gören bir toplumun bireyleri doğal olarak yaratıcılık, yeni ve yenilikçi (inovatif) kavramlarını birbirine karıştırıyor. Yaratıcılığı “Yoktan var etmek”, yenilikçiliği “Yeni” olarak algılıyor.

Bu kavramları aşağıda netleştirmeye çalışacağım. Ama öncesinde örnekler üzerinden tanımları doğru koyalım. Cep telefonu ve onların “Mütemmim cüzü” olan tüm uygulamalar ilk çıktığı günden bugüne yaratıcı bir sürecin parçası, üstelik yenilikçi ama yeni değil. Telefon, telesekreter, saat, takvim, fotoğraf makinesi, hesap makinesi gibi tüm uygulamalar zaten günlük hayatta vardı. Cep telefonu bunları bir araya getiren yaratıcı ve yenilikçi bir uygulama.

Aynı şeyi Facebook için de söyleyebiliriz. internet hayatımıza girdiği günden beri Facebook’a benzer, farklı ve daha küçük uygulamaları zaten hayatımızda vardı. Hatta daha geriye gidelim, kahvehaneler, Roma dönemindeki “Agora”, İngiltere’deki “Coffee Shop”lar bir anlamda günlük hayatın Facebook’larıydı. Sadece üzerine oturduğu platform farklıydı.

Bu ve buna benzer örnekler fikrin yaratıcı ve yenilikçi özelliklerini küçültmüyor. Tam aksine artık “Yeni” bir şeyin kalmadığı dünyada, yaratıcılığın nasıl olması gerektiğini bizlere açıkça gösteren, ancak nedense görmek istemediğimiz ve yeni nesllere gösteremediğimiz bir yaklaşımı ortaya koyuyor.

Bilgi çağında en önemli üretim etkeni bilgidir.

Peki nasıl bir bilgiden bahsediyoruz?

Doğru işlenmediği, doğru alınmadığı veya verilmediği taktirde bilgi aynı zamanda yaratıcılığın önündeki en önemli engele dönüşen, körleştirici, kalıplara sıkıştıran, kısıtlayan bir işleve de sahip değil mi?

Barron, MacKinnon ve Roe 1950’li yıllardan beri yaptıkları araştırma ve çalışmalarda, sonuç bakımından aralarında birçok farklılıklar olsa da yaratıcılığın zekâ ile doğrudan ilişkisini ve/veya ilişkisizliğini net bir biçimde ortaya koyamamaktadırlar.

Sternberg ve Starko’nun çalışmalarında ise bilgi ve yaratıcılık arasındaki korelasyonda yaratıcılık/bilgi ilişkisinin ters bir parabol çizdiği, belli bir seviyenin altındaki veya üzerindeki bilginin yaratıcılıkla ters bir ilişki kurduğu vurgulanır.

Öncelikle yaratıcılığın yoktan var etmek olmadığını net bir şekilde ortaya koyalım. Yaratıcılık farklı alanlarda birbirlerinden bağımsız görünen bilgi, nesne, düşünce, söylem gibi ögeleri bir araya getirerek, eksilterek, değiştirerek, parçalayıp birleştirerek yeni bileşimler oluşturmaktır.

Steve Jobs, kitabında bilerek veya bilmeyerek Aristoteles’ten esinle “Creativity is just connecting things”, yani “Yaratıcılık bir şeyleri birbirine bağlamaktan ibarettir” diyordu.

Yaratıcılığın benzetme ve görselleştirme yeteneği, esnek düşünce, yargıda bağımsız davranabilme, yeniliklere açıklık, mantığın veya mantıksallığın doğru tanımlanabilmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca yaratıcılık olmasa bile, yaratıcılığa giden yolda yöntemin öğrenilebilir ve öğretilebilir olduğunu kabul etmek lazım.

Yaratıcılığa ister Freud’cu bir yaklaşımla bastırılmış ve doyurulmamış arzuların dışa vurumu olarak yaklaşalım, ister tekrarların yeni bir sonuç doğurmayacağından hareketle Einstein’e göndermede bulunarak klasik kalıpların dışında çıkabilmekle oluşabileceğini savunalım.

Yaratıcılık aslında esinlenme, değiştirme, günlük hayatta aslında herkesin gördüğünü görürken kimsenin daha önce düşünmediğini düşünebilme, daha önce kimsenin yapmaya kalkışmadığını yapabilme cesaretidir. Mevcut malzemelerle, bilgilerle ve kavramlarla yeni bir durum yaratabilme, hali hazırda var olan kavramlar arasında daha önce kimsenin göremediği bir ilişkiyi tanımlayabilme ve bağ kurabilme, yaratılmış bu bağ üzerinden yeni bilgi ve kavramlara ulaşabilme kabiliyetidir.

Bu uzun tanımlamayı kısaltarak, yaratıcılık “İki veya daha çok bilinen arasındaki ilişkiyi kuran bilinmeyendir” desek sanırım yanlış olmaz.

Dolayısıyla yaratıcılık, çalmakla başlar…

Austin Kleon, “Steal like an Artist” kitabında yaratıcı düşünce yapısının esinlenmeyle, var olan yani farklı fikirlerin sentezlenmesiyle yürüyen bir süreç olduğunu anlatıyor.

Kleon’a göre yaratıcılığın üç temeli var: Kopyalamak, dönüştürmek ve ilişkilendirmek. Çocukken konuşmayı öğrenmekten müzik eğitimine, tüm icatlara kadar her şey kopyalamak ve geliştirmek üzerine oturan bir akışa sahip. Mevcut bilgileri alarak (buna çalma veya kopyalama da diyebiliriz) yeni şeyler üretmeyi “Everything is a Remix” olarak tanımlamasına hak vermemek mümkün değil.

Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde en üst sırada yer alan yaratıcılık, fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, aidiyet, başarı, saygınlık gibi bir çok ihtiyacın karşılanmasından sonra ortaya çıkabilecek bir süreç olarak konumlanmaktadır.

Tek başına yaratıcılık öğretilebilen veya öğrenilebilen bir süreç değildir. Bloom’un geliştirdiği taksonomi (Bloom Taksonomisi) yaklaşımında yalnızca yaratıcılık yer almaz. Çünkü yaratıcı davranış önceden tanımlanamaz, tanımlanabilirse özgünlüğünü yitirir. Bu yüzden eğitim hedefi olarak tasarlanamaz.

Buna rağmen yaratıcılık eğitimle, ama doğru bir eğitimle geliştirilebilen bir süreçtir. Ancak böyle bir süreçten sonra doğallığına kavuşabilir. Yaratıcı olarak nitelenebilecek davranışlar, çocuğun aile/okul/sosyal çevresinden başlayan süreçte sıklıkla pekiştirilmesiyle doğru oranda gelişmektedir. Yaratıcılığın geliştirilmesinde uyarlama, değiştirme, başkalaştırma, düzeltme, ekleme, çıkarma, birleştirme, sadeleştirme, yerine koyma, çözümleme gibi kavramlar önem taşır.

Mevcut eğitim sistemi öğrencilerin akıllarına gelen fikirleri “anlık” olarak ifade etmelerine uygun bir sistem olarak tasarlanmamıştır. Bunun yerine, öğrencilerin grup dinamiklerine uymalarını ve konuya odaklı konsantrasyonlarını güçlendirmeyi hedefler. Bu eğitim tarzı çocukların ve gençlerin ileriki yaşamlarında birçok açığı kapatabilecek olmasına rağmen, yaratıcılık konusunda işe yaramazlar.

Sağ beyinde yer alan örtülü bilginin (yani söyleyebileceğinden daha fazlasını bilme durumu) yaratıcılıkla aynı kürede yer alması büyük önem taşımaktadır. Sol beyinden alınan bilgi ve verinin sorgulanması (internalization), bu bilgi ve verinin yeni değerlerle zenginleştirilerek yeni bilgi ve verilere dönüştürme kabiliyeti (externalization) yaratıcı düşüncenin zihindeki sürecini anlamamızı sağlıyor.

“Her yaratma eylemi, ilk önce bir yıkma eylemidir.”
Picasso

Bu süreçte insanın sahip olduğu yaratıcı potansiyel ya birçok farklı baskılayıcı kültürel ve sosyal yapılarla sınırlanmakta, veya tetikleyici kültürel ve sosyal yapılarla gelişime olanak bulmaktadır. Aile, okul, iş yeri, toplum, din, ahlak, kural ve gelenekler kontrol aracı olarak yaratıcı düşünceye engel teşkil ederler.

Foucault’un “disiplin toplumları” olarak tariflediği, 18. – 19. yüzyıllarda başlayarak 20. yüzyılın başlarında zirveye tırmanan bu sistemdeki toplumlar geniş ve yaygın kapatıp kuşatma mekanları oluştururlar. Birey sürekli her biri kendi yasa ve kurallarına sahip kuşatma mekânlarından bir diğerine geçer. Aile, okul, kışla, fabrika gibi. Yasalar, kurallar ve benzer tanımlarla oluşturulan ve fiziki olmayan bu kuşatma, yaratıcılığın önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkar.

İronik olarak bu engelleme ve sınırlamalar aynı zamanda yaratıcılığın çıkış noktasını da oluştururlar. Rolla May, “Yaratma Cesareti”nde yaratıcılığın ortaya çıkışını sınırlara karşı oluşan gerilimle tanımlar. Sınırlarla mücadelenin yaratıcı üretimlerin kaynağını oluşturduğunu söyler. Stephane Hessel’ın dediği gibi,“Yaratmak direnmektir”.

Bir çok kuramsal tanımda yaratıcı kişilik özellikleri zeka, öğrenmeye açıklık, esneklik, espri anlayışı, sosyal ilişkilerde iyi olma, otoriteye mesafeli durma, güçlü bellek ve merak sahibi olmak, istekli olmak, güçlü sezgiler, seçicilik, duygularını açığa vurabilmek, bir çok konuyla aynı anda ilgilenebilme yeteneği, enerjik davranışlar, mükemmeliyetçilik, bildiğini paylaşma güdüsü, orijinallik kaygısı, geleneksel olmamak, kendine güven, beceri, yetenek, düşünce, araştırmaya yatkınlık gibi kavramlarla tanımlanmaya çalışılsa da, bu bakış açısı tam olarak doğruluk payı taşımaz.

Bu yanılsama temelde“Yaratıcılık” ile “Yenilikçilik” kavramlarının birbirlerinin içine geçmesinden ve karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Amabile’e göre yaratıcılık her alanda yeni ve yararlı bilgilerin üretilmesi şeklinde tanımlanırken, yenilik bu yaratıcı fikirlerin uygulama aşamasıyla ilgilidir.

Kısaca yaratıcılık yeniliğin başlangıç noktası, nüvesidir. Bu açıdan baktığımızda yukarıda yer alan tanımlamalarla yaratıcı bireyin kişilik özelliklerini çerçevelemek ve tanımlamak, yaratıcı olanlar ve olmayanlar ayrımını keskinleştiren, ayrıştıran bir yanlış bir yönlendirmeye hizmet etmektedir.

Şapka mı? Fil yutmuş Boğa Yılanı mı?

Yaratıcılığın temelini ne bilgi, ne zekâ, ne de eğitim oluşturur. Yaratıcılığın temelinde Einstein’ın da dediği gibi (“Hayal gücü her şeydir”, “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir”, “Zekânın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil”) “Hayal kurmak” yatar.

Prometheus’un cesareti ve karşı duruşu, Küçük Prens’in hayal gücü, farklı disiplinlere ve alanlara duyulan ilgi ve kurcalama yaratıcılık için yeter de artar bile.

Gerisi teferruat.

Ulvi Yaman kimdir?

1966, İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi, Basın-Yayın Yüksek Okulu,Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo ve Televizyon Bölümü’nde yükses lisans yaptı ve yine aynı bölümde doktora çalışmasına devam etti, tez aşamasında ayrıldı.

1984-1989 yılları arasında, bir yandan üniversite eğitimini devam ettirirken bir yandan Toros Mühendislik şirketinde İthalat ve Pazarlama Müdürü olarak görev yaptı. (Lüks otel malzemeleri ithalatı ve taahhütü), yine aynı yıllar arasında UNESCO’ya bağlı, kar amacı gütmeyen uluslararası programlara sahip “The Experiment In International Living in Turkey”de Program Koordinatörlüğü görevini yürüttü.

1991 yılında Şeker Sigorta’da Reorganizasyon, Pazarlama ve Reklam Müdürü olarak mesleki kariyerine başladı. 1993 yılında Oyak Sigorta’da Reklam Müdürü olarak görev aldı. Dream Design Factory’de 7 yıl Genel Koordinatörlük, (Dream Design Factory’deki son 3 yılında dDf’nin yan kuruluşu olan dda, Dream Design Advertising’de Müşteri İlişkileri Direktörlüğü) Capital Events’de 2 yıl Genel Koordinatörlük görevlerinde bulundu. 2003 yılında X-event’in kurucu ortaklarından biri olarak, şirketinin genel koordinatörlük görevini üstlendi. 2005 yılında Farkyeri Reklam Ajansının Kurucu Ortakları arasında yer aldı ve Genel Müdürlük görevini sürdürmektedir. Mesleki kariyeri boyunca, ulusal ve uluslararası müşteriler için yüzlerce başarılı projeyi hayata geçirdi. İstanbul Modern Sanatlar Galerisi’nin ortağı ve Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır.

Ayrıca event sektöründe hizmet veren Fix Operation ve Kerki Production’a Danışmanlık hizmeti vermektedir.

Çeşitli kitap projelerine katkıda bulundu, çeşitli dergi ve gazetelerde yazı, araştırma ve makaleleri yayınlandı.

2006 yılından bu yana Bilgi Üniversitesi, Reklamcılık Bölümü’nde, “Etkinlik Yönetimi” dersleri vermektedir.

Fenerbahçe Kulübü, Yüksek Divan Kurulu Üyesidir.

Ulvi Yaman’ın blog sayfalarına http://www.ulviyaman.com adresinden ulaşabilirsiniz.

1 Yorum

İlgili Haberler

Teknoloji hayatımızı kurtarabilirdi!

STK’ların ve uzmanların açıklamalarına göre, Türkiye’deki madenlerde teknoloji kullanımı ve denetim oldukça yetersiz. Maliyetlerden kısılması için işçilerin can güvenliği hiçe sayılarak gerekli...

Ana akım sosyal medya: Twitter

Bir süredir alternatif medya olarak tanımladığımız sosyal medyanın en bilinen temsilcilerinden biri olan Twitter ana akım sosyal medya olmuş da haberimiz bile yokmuş. “Twitter demokrasi getirmez ama demokrasi...

Artık eskileri bırakma zamanı gelmedi mi?

Eşyaların interneti, sosyal ağlar, mobile cihazlar ve mobil yaşam şekli, yeni kuşak ödeme biçimleri ve sistemleri, yeni kuşak para birimleri ve türevleri, yeni kuşak dağıtım ve iletişim kanalları bugün...

“5651 bir olağanüstü yetki yasasıdır”

Yasa ile ilgili Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Prof.Dr. Yaman Akdeniz ve Korsan Parti Türkiye Hareketi Sözcüsü Bilişim Hukuku Uzmanı Avukat Serhat Koç 5651 sayılı yasa ile ilgili görüşlerini açıkladı. Kamuoyunda...

Türkiye’deki yöneticilerinin yüzde 38’i NSA’i duymadı bile

Dünyayı sarsan skandalla ilgili Türkiye’deki BT yöneticilerinin önemli bir kısmının haberi dahi olmazken, yarısından fazlası NSA skandalını öğrendikten sonra “bulut bilişim” kavramına olan güvenlerini...