Geçen yılın oyunlarına akademik bakış serisi 1: El Shaddai: Ascension Of The Metatron [Konuk Yazar]
20 Şubat 2012 |İnterpromedya Haber Merkezi | Konuk Yazarlar | OyunAcaba kaçımız oyun oynarken şöyle bir durup, oyunların arkasında yer alan sanatsal yaklaşımlara veya felsefi dokunuşlara odaklanıyoruz? Peki bir oyundan keyif alırken, aslında neden bu kadar keyif aldığımızın farkında mıyız? Konuk yazarımız Fasih Sayın, 2011′in en ilgi çeken oyunlarını ele aldığı bu yazı dizisinde sizi düşler ülkesinin hiç uğramadığınız köşelerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Son zamanlarda aldığım aktivitelerde oyunlarla ilgili araştırma yapan insanlarda genelde bir oyun oynama eksikliği görüyorum. Doğaldır. İnsanın çalışmaktan oyun oynamaya vakti olmuyor. Bu nedenle kolaylık olsun diye geçtiğimiz senenin kayda değer oyunlarını sırayla ele alacağım bir inceleme dizisine karar verdim.
Buradaki amacım tasarım veya akademik açıdan önemli oyunlara dikkat çekmek. İlk olarak da El Shaddai: Ascension of The Metatron adlı oyundan başlamayı uygun gördüm.
Nedir?
El Shaddai: Ascension of The Metatron, görsel tasarımcı Takeyasu Sawaki‘nin ilk yönetmenlik denemesi. Sawaki’yi batılı oyunseverler ilk kez Hideki Kamiya’nın ‘Devil May Cry’ında karakter tasarımcısı olarak tanıdı. Sawaki’nin görselliği ve tarzı önceden belirlenmiş olan böyle bir projede bile yaptıkları bence takdire şayandı.
“Devil May Cry” bize klasik aksiyon oyunlarının üç boyutlu olabileceğini öğrettiğinden detaylara belki de pek dikkatli bakmadık. Ama oyunun kahramanı Dante’ye saldıran yaratıkları dikkatle inceleyenler, her birinin kollarından ve bacaklarından belli belirsiz sicimlerle havaya asılmış olduklarını görebilirler.
Sawaki, bu canavarları bilinmeyen bir güç tarafından kontrol edilen birer kukla yaparak belki de hem hikayenin baş kötüsüne, hem de alt metin olarak elektronik oyunların kukla tiyatrosu ile benzerliğine dikkat çekmekteydi.
Bu tasarımın içine fazlasıyla derin bir okuma yaptığımı düşünebilirsiniz. Ama üstadın daha sonra görsel tasarım yönetmeni unvanıyla görsel tasarımını üstlendiği “Okami”yi hatırladığımızda, Sawaki’nin aslında ne kadar zeki bir adam olduğunu anlamamız kolaylaşır. Yaşlanmış PS2 donanımında, elinde eskimiş bir motorla belki de geçtiğimiz konsol neslinin en iyi görünen oyununu yapmıştı Sawaki.
Çoğumuz fark etmesek de, Japon halkının bakış açısına ait dini temalarla bezeli “Okami”nin tamamı Japonların ağaç kabuklarına yaptığı geleneksel resim sanatının estetiğine sahiptir. Bizde bunun en yakın karşılığı minyatür sanatı. Hakikaten Okami’yi oynarken herhangi bir karesini durdurup, yazıcıdan çıktısını alıp poster olarak duvara asabileceğinizi düşünürsünüz.
Ben şahsen bu hissiyatı hayatımda ilk kez Sergei Eisenstein’ın “Ivan Groznei” ya da “Korkunç Ivan” filminde hissetmiştim. Tıpkı Okami gibi Ivan Groznei’in de konusu bana çok yabancıydı, ama görsellik beni benden almıştı.
El Shaddai, bu yetenekli görsel tasarımcının bütün ipleri elinde tuttuğu ilk çalışması. El Shaddai da aslında Okami gibi dini temaya sahip bir oyun. Sawaki’nin Japon gözlükleriyle tek tanrılı dinlere kaynak olan en eski metinleri elektronik oyun gibi modern bir ortamda yorumlamasını görmek isteyenler eminim ki olacaktır.
Neden Önemli?
1. Görsellik
El Shaddai’yi ilginç veya önemli kılan pek çok özellik var. Ama bunların içerisinde en çarpıcı olanı kuşkusuz görselliği. Tıpkı Fumito Ueda’nın şaheserleri ICO ve Shadow of the Colossus‘ta olduğu gibi, yönetmenin görsel tasarımcı olduğu hemen belli oluyor. Düşen yedi meleğin görünmez bir kule içinde kendilerine ait katlarda insanlık için bambaşka uygarlıklar yarattığı hikaye de Sawaki’nin ekmeğine adeta yağ sürüyor.
Kendi adıma ben Cell Shading tekniğinin daha iyi bir kullanımını görmedim. Dikkatsiz bakarsanız hemen “Tevrat’ın Animesi” olarak es geçebileceğiniz oyun, aslında bunun çok daha fazlasını sunuyor. Evet, Sawaki cennetin katibi Enoch’un hikayesine hem modern hem de oyunlara özgü bir açıdan bakıyor. Ama bu bakışta ne rastlantısallık, ne de umursamazlık var. Tam tersine Sawaki’nin hikayesine kaynak olan metinleri dikkatle ve en ince detayına kadar incelediği, hatta sıradan bir din adamından daha iyi anlayıp eleştirel yaklaşabildiği anlaşılıyor.
Bu bağlamda Sawaki’nin seçtiği görsel öğeleri iki açıdan değerlendirmek mümkün. Her şeyden önce önce bahsi geçen mekanların çoğunun her açıdan yabancı olduğunun farkında. O nedenle mekanları yabancı ve değişik yapmak için elinden geleni yapıyor. Bir Azazel deyince kullanılan yer altı, cehennem deyince kullanılan imgeler hemen akla gelen Dante’nin cehennemine ait değil. Bu görsellik tamamen Sawaki’ye ait. O, medeniyeti ultra modern bir şehir, mutluluğu karanlıklar üzerinde sonsuz bir şarkı eşliğinde bir havai fişek gösterisi, suyu ise bir varlığın bir dansı olarak yorumluyor.
Her seviyede karşımıza bütünsel tutarlılığı bozmayan, ama kendine has bambaşka stiller, temaya uygun olarak tasarımı değişen rakiplerle “El Shaddai”, “Dante’s Inferno”yu yapanlara en iyi ihtimalle bir ders, en kötü ihtimalle bir tokat olarak düşünülebilir. “O iş öyle yapılmaz!” diyor Sawaki adeta.
Gel gelelim, bu yabancı ama hipnotize edici görselliğin ortasında beklenmedik, tanıdık öğeler var. Bu hikayede Enoch, rönesans sanatçılarının resmettiği gibi orta ve yeni çağa karşılık gelen kıyafetler giymiyor. Zamanın öncesinden gelen bir insan ne giyer ki? Her ressam kendi zamanının kıyafetlerini düşündüyse, bizim Enoch da blue jean giyiyor. Hem de kaliteli, tasarımcı işi jeanler… EDWIN marka. Tıpkı Brad Pitt gibi.
Şıklıkta onu geride bırakan belki de sadece Lucifel. O da sürekli cep telefonu vasıtasıyla Tanrı’yla konuşmakla meşgul. Yada biz öyle var sanıyoruz.
Kısacası modern bir anlatım bu. Enoch kitabının şimdi yorumlanmış bir oyun hali. Metaforlarla dolu bir yolculukta Enoch’un dünyası bazen kara kalemle çiziliyor, bazen iki boyutlu dalgalara bürünüyor, bazen de medeniyetin caddesinde sesten hızlı ilerliyor. Değişmeyen tek şey Sawaki’nin her an bizi daha önce hayal bile etmediğimiz bir sahneyle şaşırtabiliyor oluşu. Elimizdeki dev işlemci gücü ile görsel efektlerin doruklarda kullanıldığı oyun dünyasında Sawaki, Amiga zamanlarından aşina olduğumuz, palet çevirme, parallax kaydırma, katman oynatma dahil olmak üzere kitaptaki bütün numaraları kullanarak görsel bir şölen sunuyor bize.
Bu sunumda da ekranla aramızda hiçbir engel yok. Zira ne bir hitpoint göstergesi, ne hedef imleci, ne oklar, ne rakamlar var. Enoch’un üzerindeki hasar zırhının kırılması ile, silahının ne kadar vurduğu da üzerindeki kirli kan ile belli oluyor. İçerik, arayüzün ta kendisi. Krom sıfır… Her şeyin ötesinde “Güzel grafik her zaman poligon sayısı ile ölçülmez” diyor Sawaki adeta. Önemli olan elinizde araçları nasıl kullandığınız…
2. Oynanış
Özünde El Shaddai halk arasında “ilerlemeli dövüş” olarak bilinen türde bir oyun. İşin içinde biraz da platform var. İlginç olan ilk etapta oyunun bazen iki, bazen üç boyutlu olması.
Ama asıl önemli olan oyunun temelindeki dövüş mekanikleri. Günümüzde Tomonobu Itagaki’nin “Ninja Gaiden”i yeniden canlandırmasıyla gitgide daha da karmaşık hale gelen bu tarz oyunlara adeta meydan okuyor “El Shaddai”. Tek düğmeli joystick zamanında fırlamış gibi tek düğmeye dayalı bir dövüş sistemi var. Enoch’un yapacağı hareket düğmeye basış süresine dayanıyor. Buna göre kombolar değişik sürelerde, değişik ritimlerle vuruş düğmesine basarak elde edildiği için bir ritm oyunu havası yakalandığı söylenebilir. Hatta düşmanların zamanla ritminize alışması ve sizi bloklamasına karşı vuruş ritmi değiştirmeyi öneriyor size oyun. Bunlara bir zıplama düğmesi ve bir blok düğmesi eşlik ediyor.
Ancak işler başta göründüğünden daha karmaşık. Hem Enoch’un, hem de mobların yapabileceği hareketler kullandıkları silahlara bağlı. Oyundaki 3 silahla birlikte silahsız olma durumunu da sayarsak, bu da 4 değişik hareket seti getiriyor bize. Elbette ki her silah değişik durumlarda değişik avantajlar sağlıyor. Ancak bu avantajlar da sadece dövüşle ilgili değil. Enoch, silahlarını oyundaki düşmanlardan çalıyor. Bu nedenle ne zaman, hangi düşmandan, hangi silahın çalınacağını iyi düşünmek gerekiyor.
Bu durum da dövüşte stratejik açıdan yepyeni bir boyutla karşılaştırıyor bizi. Mobları sadece en kolay sırayla değil, dövüşün tamamını ve hatta sonrasındaki platform bölümlerini düşünerek dövmemiz gerekiyor. Tüm bu mekaniklerin üzerine bir de bizi sürekli silah değiştirmeye zorlayan bir kirlenme sistemi konulmuş. Enoch’un silahları kullanıldıkça günahkarların kanıyla kirleniyor. Silahlar kirlendikçe daha az hasar verir hale geliyorlar.
Bundan kurtulmanın da iki yolu var. Birinci yöntem arındırma tuşuna basarak Enoch’un silahın üzerinde kanı temizlemesini sağlamak. Ancak Enoch bu sırada kendini savunamıyor ve saldırılara açık kalıyor. İkinci seçenek ise en yakındaki düşmanın silahını çalmak. Enoch bunu yaparken saldırılara açık kalmıyor ama zaten bu ofansif bir strateji olduğu için kendi içinde riskler içeriyor.
El Shaddai’nin görselliği platform oyunu kısmını biraz yemiş olsa da örnek olacak dövüş sistemi kanımca dikkate değer. Oyun tasarlarken matematiğin temel kurallarından birini hep unutuyoruz. Komplike ve derin oyunlar yapmak için komplike kurallar yaratıyoruz. Oysa ki kompleks kurallardan basit sistemler, basit kurallardan kompleks sistemler çıkar. “El Shaddai”nin tertemiz ve basit sistemi, tek vuruş düğmesi ve biraz yaratıcılıkla nerelere gidebileceğimizi bize gösteriyor.
3. Hikaye
Yedi melek Tanrı’nın planına ihanet edip dünyaya düşerler. Semyaza, Sariel, Baraqel, Ezekiel, Armoros, Arakiel ve Azazel cennetin sırlarını alıp dünyaya inerek insanlara verir. Kendilerine bir kule kurup kulenin her bir katında insanlar için ayrı birer dünya yaratırlar.
Bu yaratılan dünyalarin her biri onlara göre Tanrı’nın yarattığı dünyadan daha iyidir. Bunun üzerine öfkelenen cennet, dünyayı dev bir tufanla temizlemeye karar verir. Ancak tufan gelmeden evvel insanlığın tek bir şansı vardır. Kendisi de bir insan olan cennetin katibi Enoch, yer yüzüne inip, kuledeki düşen melekleri bulacak ve onları arındıracaktır.
Enoch bu yolculuğunda yalnız değildir. Onu gittiği her yerde koruyan dört baş melek Gabriel, Michael, Uriel ve Raphael dışında tanrının iradesini kendisine ileten ve her konuda sorunlarını çözen bir başka melek de ona eşlik etmektedir. O meleğin ismi ise Lucifel’dir.
Tek tanrılı dinlerin temel metinlerinden sayılan Enoch ve hikayesini Yunan mitolojisindeki Prometheus’un trajedisiyle karşılaştırabiliriz. Zamanında Prometheus ve Icarus gibi karakterler aptallıklarından ders çıkarılması gereken kişiler olarak tasarlanmıştır. Oysa ki bugün her ikisine de haksızlık yapıldığını düşünerek bazılarının hakkında asi şarkılar bile söylüyoruz. Bakınız şair ne demiş:
His eyes seem so glazed
As he flies on the wings of a dream.
Now he knows his father betrayed
Now his wings turn to ashes to ashes his grave
Burada daha ziyade babanın ihaneti gibi tahmin etmediğimiz bir öğeye yer verilmiş. Icarus’un söz dinlememesine ve haddinden yükseklere çıkmasına değil…
Sawaki, yedi meleği bu kadar açıkça övmüyor veya onları romantik birer asi gibi lanse etmiyor ama, her şeyin de göründüğü olmadığını bize anlatıyor inceden. Enoch, Azazel’in dünyasında neşe dolu insanların sesini duyuyor. Mutluluk… Cehennemle örtüşen bir duygu mudur acaba?
El Shaddai’nin Enochian yorumunda eksik olan karakter belki de hikayenin en ilginç durumu. Evet, Enoch’a tufanı durdurma görevi Tanrı tarafından verilmiş… Ya da öyle mi?
Tanrı’yı oyunun ismi dışında hiçbir yerde bulamıyoruz. Sadece Lucifel, sürekli cep telefonundan Tanrı ile konuşuyor. Her açıdan zamanın ve mekanın ötesinde olduğu anlaşılan Lucifel’den alıyoruz talimatlarımızı. Ama Lucifel hiçbir zaman Tanrı ile konuştuğunu bize açıkça söylemiyor. Biz de Tanrı’nın sesini duyamıyoruz. Konuşmanın sadece tek tarafına şahit oluyoruz.
Ama sorun değil… Ne de olsa Lucifel bizden yana. Tanrı bizim yeteneklerimizde şüphe ettiğinde onu teselli ediyor ve bize güveniyor. Lucifel iyi adam… Ya da…
Hiçbir şey beklendiği gibi olmuyor “El Shaddai”de… Yedi melek nedeniyle yedi tane boss dövüşü bekliyorsanız çok beklersiniz. Belki de Enochian yazınlarının bu yorumunun orijinalinden en büyük farkı perspektifi Enoch’un gözüne çekmesi. Kendinden çok büyük olaylar çok uzun bir zaman diliminde oluyor. Enoch’un Tanrı’ya inancı tam. Görevini eninde sonunda yerine getiriyor. İnancı bir an sarsılsa bile, geri geliyor.
Ama şöyle bir geriye çekilip baktığında bir kukla gibi hissetmemek çok zor. Olayların dev okyanusunda küçük bir balık Enoch. Ve asıl soru kimin dümen suyunda olduğu…
Orijinal metinden biliyoruz ki Lucifel aslında en büyük ihaneti yapacak adam. Ne var ki o, burada en yakın dostumuz gibi… Oyun boyunca beklediğimiz ihanet gelmiyor. Lucifel hiçbir zaman ortaya çıkıp “HAHAHA.. İşte tuzağıma düştün Enoch!! Aslında benim planım en baştan şuydu….” diye bir monologa girmiyor. Sonuna kadar Tanrı’nın verdiği görevi yerine getiyoruz Enoch ve başarıyor.
İşler belki de planlandığı gibi olmuyor ama yine de Enoch başarıyor. Tüm bu hikaye boyunca Tanrı’nın görevini bir nevi Lucifel yapıyor. Bizi koruyor, kolluyor, bize cesaret veriyor ve hatta bizi kurtarıyor… Kelimenin tam anlamıyla SAVE ediyor.
Sawaki’nin başarısı hem anlatmak istediği hikayesi, hem de kullandığı mecrayı iyi bilmesi. Enoch’un inancı ve oyuncunun oyunu bitirme hırsı o kadar örtüşüyor ki gamepad’i tutan eller düşünmüyor ismi yakında LUCIFER olacak LUCIFEL’in SAVE etmesinin altında yatanı. Düşünmüyor Lucifel haricinde olaylar hakkında birinci elden bilgi sahibi olan ve bize yardımcı olabilecek herkesin ya çoktan ölmüş olmasının, ya da dilinin kopmuş olmasının olası sebeplerini.
Sawaki hikayesini öyle anlatmıyor çünkü. Kitlesine aptal muamelesi yapmıyor. Anlayan anlasın… Anlamayan dövüş oyunu oynasın sadece… Bunun üzerine herşey bittiğinde ve son yazıları seyrederken kazandığınızı sandığınız anda “Bir Dakika…” diyorsunuz. “Demin ben ne yaptım?… Burada neler oldu?”
El Shaddai sadece elekronik oyunlardan anlayanlar ve satır aralarını okuyabilenler için yazılmış ve benim geçen sene gördüğün en iyi hikayelerden biriydi. Sıkıcı yerleri hızlı geçen, pacing dediğimiz işi çok iyi ayarlamış ve bunu genelde beceremeyen yurttaşı tasarımcılarla da inceden dalga geçen Takeyasu Sawaki bence yönetmenliğe iyi bir adım atmış.
Japonya fragmanı:
Amerika Fragmanı:
Fasih Sayın kimdir?
1977 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluğu dönemin en azılı yazılım korsanları arasında geçtiğinden yaptığı şeyin suç olduğunu anlayana kadar zaten piyasaya çıkmış bütün video oyunlarını en azından görmüş, çoğunu da oynamış oldu. Bu deneyimlerini daha sonra Commodore Engaged, Action, CU, FRP&Magic, Demon’s Gate gibi dergilerde oyunlarla ve oyun piyasasıyla ilgili yazılar yazarak iyi amaçlarla değerlendirmeye çalıştı.
1996 yılında Uluslararası Felsefe Olimpiyatlarında yaratıcılık ve edebiyat dallarında üstün başarı ile Türkiye adına bronz madalya kazandı. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Sayın, kriminoloji konusunda uzmanlaştı. 1997-2001 arasında Türkiye’nin ilk özel radyosu olan Kent FM’de yapımcı ve sunucu olarak görev yaptı. Bu dönemde pek çok yapımın yanında BBC ile ortak bir çalışmayla Future Hits programını Türkiye’ye uyarladı. Daha sonra Teknoloji TV’de kısa bir süre günlük bir oyun kültürü programı olan Intro Game’in yapımcılığını yapıp ve sunuculuğunu Cem Aytekin ile paylaştı.
Bu olaylar sırasında bir yandan da Sihir grubunda oyun ve organizasyon tasarımı işlerini yürüttü.
Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon Bölümü’nde yüksek lisans öğrenimini tamamlayan Fasih Sayın, tezini interaktif filmler ve interaktif görsel anlatı üzerine vermiştir. Aynı dönemde Plato Sinema Okulu’nun bir seferlik açılan özel Film Yönetmenliği bölümünden mezun olmuş ve sinema, radyo, televizyon sektörlerinin çeşitli kollarında projeler yönetmiştir, konser organizasyonları yapmıştır.
Halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde video oyunlarındaki senaryo yapısı üzerine doktora çalışmalarını sürdürmekte olan Fasih Sayın, İstanbul Barosu’na bağlı bir avukattır, Stillpsycho Tasarım grubunun bir üyesidir ve hayatını oyun sektöründeki firmalar için piyasa analizi, tasarım ve adaptasyon danışmanlığı yaparak kazanmaktadır.
Nadiren, Daniel Zenon Klein ile birlikte idare ettikleri pressfiretostart.com sitesinde yazılar yazmaktadır.
« BTnet.com.tr anasayfasına dönmek için tıklayınız













































































