Linkedin ve iş hayatında ilişkinin önemi [Konuk Yazar]
29 Ocak 2012 |İnterpromedya Haber Merkezi | İnternet | Konuk Yazarlarİş ilişkilerinde sizin karşınızdakini tanımanızdan daha önemli olan, karşınızdakinin sizi nasıl tanıdığı. Peki ilişkinin gerçek değeri nasıl ortaya çıkar, Linkedin bu konuda nasıl bir role sahip? Alphan Manas, bir iş adamının gözünden değerlendiriyor.
İş yaşamında ilişki ağı kurmanın önemini yıllar geçtikten sonra daha iyi anlıyoruz. Elbette yıllar içinde şirketler de kurumsallığa geçişte önemli bir yol katettiler. Kurumsallaşma ilişkilerin önemini azaltmakla beraber, iş ağı oluşturmak kapıdan içeriye girişte hala çok önemli etken.
İş yaşamına başladığınızda ilişkileriniz yoksa, bunu genele ortaklarınız veya dışarıdan gelen destekler sayesinde sağlama yoluna gidiyorsunuz. Bu arada “Onu tanırım, bunu tanırım” yaklaşımının da bir iş ağı sahibi olmak anlamına gelmediğini söylemekte yarar var.
Çünkü böyle ilişkilerde sizin karşınızdakini tanımanızın bir önemi yoktur. Karşınızdakinin sizi nasıl tanıdığı daha önemlidir. Her hükümet döneminde farklı “ilişki kolaylaştırıcılar” ortaya çıkarlar. Bu kişiler aslında o hükümete yakın bazı kişilerin yakınları, hatta Başbakan’ın komşuları, hemşerileri, parti kurucularının akrabaları, eski milletvekili veya bürokratlar gibi kimliklerle karşınıza çıkabilirler.
Amaçları aslında daha önce yarattıkları ilişki ağlarını kullandırarak kazanç sağlamaktır.
Ama gelin görün ki durum öyle görüldüğü gibi kolay değil. Çünkü ister devlet, ister de özel sektörde bu tür yaklaşımlarda önemli olan, ister maddi çıkar karşılığı ister dostluk için olsun, ilişkiye aracılık eden kişinin karşı taraf üzerindeki algısıdır. Eğer algıda sorun varsa durum kolaylaşmaktan ziyade daha da zorlaşır.
İş yaşamımda yer alan bazı kişilerin bende diğerlerine nazaran değeri daha yüksektir. Bu da zamanla ve kendileri sayesinde oluşmuştur. Örneğin değerli olarak gördüğüm bu kişilerden gelen istekleri kırmam mümkün değildir. Tabii ki bu bir iş konusu ise, gerisi benim kararlarımla şekillenecektir. Ama başlangıç dediğim şekilde ilerler.
Hayatımıza Linkedin girmeden yıllarca önce Microsoft Outlook’da kendi Linkedin’imi yaratmıştım. “Notes” bölümüne kişilerle tanıştığım tarihi, yeri, hangi konuların ortak noktamız olduğunu, kendisinin tanıdığı önemli kişileri, ortak arkadaşlarımızı kaydediyorum.
Linkedin aslında yukarıda söylediklerimi daha kurumsal hale getirmiş durumda. Ama bugün Türkiye’deki kullanımında benim gözlemlediğim önemli hatalar var. Hatayı Linkedin değil, kullanıcılar yapıyor.
Örneğin Linkedin’den bana günde en az 10 tane davet geliyor. Bunları değerlendirme kriterim çok net: “O kişi ile yüzyüze tanışmış ve o kişi hakkında bir fikre sahip olmam” şart. Dolayısıyla bunun dışındaki davetleri ne yazık ki kabul edemiyorum. Onlarla Facebook aracılığıyla bağlantıda kalmayı tercih ediyorum.
Şu anda blogumda “Kindle & iPad E-Kitap Önerisi” bölümünde Malcolm Gladwell’in ‘Outliers’ kitabı yer alıyor Bu kitaptan önceki önerim ise gene aynı yazarın ‘The Tipping Point: How Little Things Make a Big Difference’ kitabıydı. Bu kitapta yazar, “Dunbar’ın Numarası” kavramından bahsediyor. Robin Dunbar önemli bir antropolog ve yaptığı araştırmalardan sonra bir insanın en fazla 150 kişiyle sosyal ilişkilerini verimli olarak yürütebileceğini ileri sürüyor.
Gladwell, buna bir eklemede bulunmuş ve bir fikri yaymanız için ihtiyacınız olan kişi sayısı 150′dir demiş. Daha da ilginci, 150 kişiyi geçtikten sonra bir fikrin yayılmasının daha zor olduğunu eklemiş.
Ben buna katılmıyorum, ama “bir bildiği vardır” demekten de geçemiyorum.
Bloomberg’de yayınlanan Dragons’ Den programı yüzde 2’lik bir nüfusa hitap ederken, Seda Sayan’ın programı yüzde 65’lik bir nüfusa hitap ediyor. Ben yazımın içeriğini değiştirip, güncel konulara yönelsem okur kitlemi ve Twitter takipçi sayımı arttırırım. Ama bunun bana ne kadar yarar sağlayacağı soru işareti olur. Çünkü sonuçta ben bir iş adamıyım. Asıl işim yazarlık değil. Her yazımda belirli mesajlar vermek istiyorum.
Siyasete genelde uzak duruyorum. Peki takip etmiyor muyum? Elbette ki ediyorum. Orta Doğu’yu iyi bilirim mesela. Zaten bu konuda “Hepimiz Filistinliyiz” yazımda da buna değinmiştim: Filistin ile akrabalık ilişkimin olması ilgimi doğal olarak arttırıyor (büyük eniştem Mounzir Dajani hem Filstin Kurtuluş Örgütü zamanı Yaser Arafat’ın silah arkadaşıydı, hem de şu anda Filistin’in Mısır Büyükelçisi). Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun uluslararası tecrübesine güveniyorum (Stratejik Derinlik kitabını tavsiye ederim).
Ama gözardı edilmemesi gereken bir durum var: Ne kadar iyi giderseniz gidin, küçük bir strateji hatası hem siyaseten hem de ülkenin geleceği açısından tehlikeler yaratabiliyor. Zaman gazetesinden Şahin Alpay’ın bir köşe yazısında belirttiği gibi “Blair Sendromu” yaşanabilecek en büyük tehlikedir.
Alın size tipik bir DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) vakası: Linkedin ile başladım, dış siyasetle bitirdim.
Alphan Manas Kimdir?
30 Temmuz 1962 tarihinde İzmir’de doğdu. 1983 yılında Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Ardından New York’a gitti ve 1987 yılında New York Eyalet Üniversitesi’nden Üretim Yönetimi konusunda lisansüstü diplomasını aldı.
Bir süre Tenba firmasının New York fabrikasında Üretim Müdürü olarak çalışan Manas, 1987 yılında Fortune 500’e dahil Vicks Corp.’a bağlı, Sears, K-Mart ve JC Penny gibi zincirlere dünya çapında hazır giyim üretimi yapan Colonial Corp.’un Ülke Müdürü olarak Türkiye’ye döndü. Manas 1988 Şubat ayında Exim’in ve bunu takiben Planet ve Teknoser’in kurucu ortağı oldu. 1998 yılında kurulan tüm şirketler Teknoloji Holding çatısı altında toplandı. 2006 yılı Şubat ayında Teknoloji Holding’de yer alan 7 şirketi bünyesine alarak ayrıldı ve merkezi Hollanda’da bulunan, ABD ile İngiltere’de yapılanan Brightwell Holdings BV’yi kurdu.
Alphan Manas, Türkiye’de hükümet düzeyindeki birçok altyapı projelerine öncülük etmiş, katkıda bulunmuş ve ilgili kuruluşlarca hazırlanan kanun, tebliğ ve kararnamelerin düzenlenmesine destek olmuştur. Söz konusu projelerden bazıları İlaçlarda Üretim Esnasında Barkod Uygulaması, Köprü ve Otoyollarda Otomatik Geçiş Sistemi, 1997 Nüfus Sayım Projesi, Uzaktan Otomatik Sayaç Okuma (AMR) ve Sabit Bayilik, GSM, ITV, internet ve IVR platformlarından yararlanan “Spor Toto ve At Yarısları” bahis sistemidir.
Toplumsal yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik çeşitli girişimlerde de bulunan Manas’ın tasarımları arasında ev eşyaları, güvenlik ve günlük yaşamla ilgili ürünlerin yanı sıra, uzun yıllardan beri kullanılan ürünleri çağdaşlaştırmaya ve daha fonksiyonel hale getirmeye yönelik çalışmalar da bulunuyor. Manas Bir yandan 2. Dünya Savaşı sonrası kuşak olarak nitelendirilen “Baby Boomers” kuşağından Gen-Z’ye kadar olan tüm kuşaklardaki eğilimleri değerlendirirken, diğer yandan da yakın ve uzak gelecekteki uygarlıklara daha iyi bir yaşam tarzı, yaşam ortamı ve ürünler sağlamak üzere fikirler geliştiriyor.
Dünya Fütüristler Derneği Türkiye Başkanı olan Manas, bu organizasyonun bir uzantısı olan Türkiye Fütüristler Derneği’nin de kurucusu olarak Türkiye’de Milenyum Projesi’ni hayata geçirdi. Birleşmiş Milletler Üniversitesi Milenyum Projesi, dünya çapında uluslararası organizasyonlar, hükümetler, kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerde çalışan bilim insanı, planlamacı, stratejist ve futuristlerden olusan bir danışma kuruludur.
TÜSİAD ve Türk-Amerikan Konseyi (ATC) üyesi olan Alphan Manas, ayrıca İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin de kurucu üyesi. Manas TÜBİTAK-MAM’ın Enerji, Kimya ve Çevre Enstitüleri Danışma Kurulu Üyeliğini de yapıyor.
Alphan Manas’ın kişisel bloguna alphanmanas.com adresinden ulaşabilirsiniz.
« BTnet.com.tr anasayfasına dönmek için tıklayınız









































































