Yalan dünya [Konuk Yazar]

6 Ocak 2012 |İnterpromedya Haber Merkezi | Konuk Yazarlar

Sanal ve gerçek arasındaki sınırların yeniden çizileceğini ve sürekli olarak değişeceği bir dünya gerçek olabilir mi? Yoksa beynimiz vücudumuzun içine sığınan ve dış dünyayı algılayarak bazen ondan korunmaya, bazen de ona hükmetmeye çalışan bağımsız bir varlıktan mı ibaret? Zafer Kurdakul’un yazısı. 

BTnet.com.tr özel: Bu yazıyı okumak yerine Zafer Kurdakul’un kendi sesinden dinlemek için bu linke tıklayabilirsiniz.

John Pollack’ın hikayesi, yağmurlu bir Ocak akşamında iş yerinde otururken çalan telefonla başlar. En yakın arkadaşı Harry’nin karısı telaş içindedir. Evlerini bir grup insan basmış ve kocasını bir ambulansa koyup kaçırmışlardır. Bereket aracın plakasını almayı başarmıştır. John iz sürerek bir özel hastanenin ameliyathanesinde Harry’nin beyninin çıkartıldığını ve bir cam kaba konulduğunu görür ve onu da alır.

John, beynin konduğu kabın içindeki sıvının beynin yaşamasını sağladığını öğrenir. Dahası, beyine bağlanmış pek çok kablo vardır ve bunların tümü çok güçlü bir bilgisayara gitmektedir. Bilgisayar, beynin çıktı sinyallerini almakta ve beynin algılayıcı girdilerine gerekli sinyalleri göndermektedir. Böylece bilgisayar, Harry’nin ya da sadece beyninin yaşadığı bir hayat ortamı sunmaktadır. Örneğin bilgisayar, Harry’nin yürümekte olduğuna dair görüntüleri beyine gönderdiğinde, beyin yürümekte olduğuna inanır. Beyin yürümekten vazgeçip oturmaya karar verdiğinde, bilgisayar oturma durumundaki görüntüleri beyne göndererek emrin yerine geldiğini gösterir.

Bilgisayar o denli güçlü ve hızlıdır ki, bu sinyalleri aksaksız işlediği gibi, belleğine yüklenmiş olan Harry’nin geçmiş hayatına dair görüntü ve bilgileriyle eşleştirir ve birlikte kullanır. Beyin, bu müthiş uygulamanın sonuçlarından en ufak bir şüphe bile duymaz.

John, korku içinde sıranın kendisine geldiğini düşünür. Bunu fark eden doktor onu rahatlatmak için şunları söyler: “Korkma John, sana bir şey yapmayacağız. Biz seni üç ay önce ameliyat etmiştik.”

“Kaptaki Beyin – Brain in a Vat” düşünsel deneyi, felsefe dünyasında çok yönlü tartışmalarda kullanılıyor. Gerçek, hakikat, bilinç, anlam, akıl benzeri kavramlar bu yolla sınanıyor. Bu kavram ilk kez, Amerikalı felsefeci ve matematikçi Hilary Putnam tarafından dile getirildi.

Bilinenden şüphelenme yaklaşımı için güçlü bir örnek olarak kabul ediliyor.

YouTube Preview Image

***

Gerçeği sorgulamak eski bir gelenek. İnsanlar yaşadıkça ‘işin’ göründüğü gibi olmadığını fark etmişler. Düşündükçe derinliğin farkına varmışlar. Tarihte, konuya ilişkin pek çok düşünsel deney bulmak mümkün.

Yunan filozofu Eflatun, “Mağara Analojisi” adlı bir çalışmasında, hocası Sokrat ile bir öğrencisi arasında geçen diyalogu anlatır. Bu diyalogda Sokrat, hayatları boyunca birbirine bağlı ve bir mağaranın boş duvarına bakan bir grup hükümlüden bahseder. Bu insanların kol ve bacaklarının yanı sıra başları da sadece karşı duvarı görecek şekilde sabitlenmiştir. Hükümlülerin arkasında sürekli olarak büyük bir ateş yanmaktadır. Ateşle hükümlüler arasında yükseltilmiş bir yol vardır. Bu yoldan çeşitli yükler taşıyan insanlar, hayvanlar, arabalar geçmektedir.

Hükümlüler önlerindeki duvara yansıyan farklı gölgeleri izlerler ancak bunların gölge olduğunu bilmezler. Onlar için asıl gerçek, gördükleri gölgeler ve duvardan yankılanan seslerdir.

Sokrat bu noktada hükümlülerin serbest bırakıldığını düşünür. Ayağa kalkıp, arkalarına dönerler. Gölgeleri oluşturan insanları, hayvanları, arabaları görürler. Işığın kaynağı ateş gözlerini kamaştırır. Onlar bu yeni gördükleriyle gölgeleri bağdaştıramaz. Onlar için gerçek gördükleri gerçek değil, alıştıkları, bildikleri gölgelerdir.

Gerçek nedir? Bu soruyu insanoğlu varlığı boyunca sordu. Kendince cevaplar buldu ama tatmin olmadı. Zaman ilerledikçe, bu soru daha çok sorulur oldu. Bilimin bulguları, teknolojik gelişmeler ve inanca ilişkin yorumlar, gerçek arayışını yoğunlaştırdı.

Gerçek, mağaradaki hükümlüler örneğindeki gibi gördüğüne inanmak olabilir. Oysa ‘kaptaki beyin’ düşünsel deneyinde olduğu gibi, görme duyusunu aldatmak mümkün.

Daha geçen gün, görme yetisini kaybetmiş bir deneğin gözünün arkasındaki sinirlere kamera bağlandıktan sonra göre yeteneğine yeniden kavuştuğu haberini okudum. Önemli olan kameranın neyi gösterdiği. Görmeyi aldatmanın sonsuz yolu var. Sihirbazlık, illüzyon, göz bağcılık her zaman geçerli bir meslek ve ilgi ile izlenen bir gösteri oldu.

Başkaları içinse gerçek düşünerek bulunabilir. Duyulardan alınan bilgiler ve beynin bildikleri bir araya getirilir. Filtrelerden, düşün dizilerinden geçirilir ve gerçeğe varılır. Gerçeğin varlığı bu şekilde kanıtlanır. Descartes’in dediği gibi: “Düşünüyorum, öyleyse varım – Cognito ergo sum.”

Peki bütün düşünceler gerçek mi? Bütün gerçekler düşünüldü mü?


Birkaç yıl öncesine kadar ‘sanal’ terimi çok kullanılmazdı. Sadece bilmesi gerekenler bilirdi. Matematikçiler, mühendisler, bilim insanları gibi. Bugün ‘sanal’ kelimesini, sokaktaki insanın ağzından kolayca duyabilirsiniz. Tabii, Türklerin terimleri bozma becerisinden ‘sanal’ da nasibini aldı ve alacak.

Sanal, gerçeğin karşıtı mıdır? Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanımlara bakalım. “Gerçek – yalan olmayan, hakikat, yapay olmayan/düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan (İng. real, reality). Matematikteki anlamı dışında sanal – gerçekte yeri olmayıp zihinde tasarlanan, tahmini, farazi (İng. Virtual).”

Sonuç? Bu bağlamda ve büyük ölçüde, evet, gerçeğin karşıtıdır.

Sanal terimini yaygınlaştıran ve topluma mal eden bilişim teknolojileridir. Özellikle bilgisayar oyunları, film ve animasyon uygulamaları ve tabii ki de internet. Ben bunun sadece bir başlangıç olduğuna inanıyorum. Teknoloji ve insan yakınlaştıkça, bir diğerinin içine girdikçe, sanal ve gerçek birbirine karışacak.

Sanal gerçeklik (virtual reality) denilen olgu sayesinde artık deney, gösteri ve oyun olmaktan çıktı ve ciddi bilimsel, endüstriyel ve askeri uygulamaların içinde yer alıyor. İkinci Hayat (Second Life) uygulaması milyonların saatlerini ‘yaşayarak’ geçirdikleri yer oldu. TDK sözlüğünde baktım, izi yok. İki terimin anlamından ortak bir tanım çıkartayım dedim, aklım karıştı.

‘Sanal mecra – sosyal ağ’ dedikleri, gerçeği mi temsil ediyor, yoksa sanalı mı? Alışveriş sitesinde resmini gördüğünüz elbiseyi, TDK tanımına göre “bu gerçek değildir, yalandır” diye reddediyor musunuz?

Pek çoğumuzun, ‘yarın pekala olabilir’ diye izlediğimiz Avatar’ı, Matrix serisini hatırlayın. Sanal ve gerçek arasındaki sınırların yeniden çizileceğini ve sürekli olarak değişeceğini düşünüyor musunuz? Hatırlayın, bilge Morpheus şaşkınlık içindeki Neo’ya ne demişti:

Gerçek dünyaya hoş geldin …”

***

Okulda bana atomlardan elektronlardan meydana geldiğimi öğrettiler. Benim elektronlarım sizinkinden farklı, masanınkinden, kapınınkinden farklı. Benim atomlarım bağımsız, bağlantısız, ayrı bir birey oluşturur. Bu benim gerçeğim. Bunlar bizim gerçeklerimiz.

Bu öğreti bize çevreden, dünyadan bağımsız bir gözlemci rolünü veriyor. Vücudumuzun içine sığınmış ve dış dünyayı algılamaya, bazen ondan korunmaya, bazen de ona hükmetmeye çalışan bağımsız bir varlık.

Modern bilim uzun bir süredir bize başka şeyler söylüyor. “Birbirinden bağımsız ve uzak duran elektronlar birbirini etkiler” gibi. Bu etkileme çok uzak mesafelerde bile olabiliyor. Dünyanın iki ucunda bulunan ikizlerin canlarının aynı anda yanması gibi. Maddenin konumu sürekli olarak değişir ve bir elektronun aynı anda birden fazla konumda olması olasıdır. Elektronlar bazen parça, bazen de dalga şeklini alabilir.

Bunlar ve çok daha fazlası kuantum fiziğinin, paralel evrenlerin, holografik uzay çalışmalarının ilgilendiği konular. Artık ‘yeni gerçeklik’ tanımları yapılıyor. Ortak ve birleşik gerçeklik tartışılıyor. İnsanın beyninde yarattığı gerçekle dışındaki gerçek aynı olmayabilir deniyor.

***

Bütün bunları düşündükçe, insanın merhum besteci Yıldırım Gürses’e uyup haykırası geliyor:

Yalan dünya… Her şey bomboş”

Ya da doğrusu şöyle mi olmalı: “Sanal dünya…

Yazıyı Zafer Kurdakul’un kendi sesinden dinlemek için tıklayın:

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Zafer Kurdakul kimdir?

Eğitimini TED Ankara Koleji ve Bilgisayar Kontrol Mühendisliği dalında Mühendis ve Yüksek Mühendis derecelerini aldığı Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde tamamladı.

Profesyonel meslek hayatına, Hacettepe Üniversitesi Vakıf Şirketleri grubundan SİSAG’da, 1971 yılında yazılım mühendisi olarak başladı ve 1976 – 1978 yılları arasında bu şirketin Genel Müdürü olarak görev yaptı. 1978 yılında aynı grup içinde Biltek şirketini kurdu ve 1984 yılına kadar Genel Müdürlüğünü yaptı. Bu süre içinde, Türkiye’nin ilk bilgisayar üretim tesisinin kurulması sürecini yönetti.

1984 yılında, Honeywell Eltek şirketinin Genel Müdürü olarak İstanbul’a taşındı ve 1989 sonuna kadar bu görevde kaldı. 1990 yılında Interdata, 1992 yılında Internet AŞ ve 1996 yılında Neteks olmak üzere kendi şirketlerini kurdu. Bu şirketlerin Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı ve 1998’de Internet AŞ ve 2000 yılında Neteks’deki hisselerini satarak devretti.

1999 yılında İnterpro Grubu’na dahil oldu. Çeşitli üst yönetim görevleri aldı. İnterpromedya Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptı. Bilişim Zirvesi Yürütme Kurulu Başkanı olarak çalıştı. TIME-Telekom Internet Medya Eğlence konferanslarını gerçekleştirdi. Ünlü TED konferansları lisansı ile Türkiye’de ilk defa yapılan TEDxBosphorus konferansının yapımcılığını ve küratörlüğünü üstlendi.

Teknolojiden sanata uzanan uzmanlık alanı ve girişimcilikten üst düzey yöneticiliğe uzanan kariyer yolculuğu ile mühendislik mesleğini profesyonel olarak uzun yıllar sürdüren ve son yıllarda da teknolojinin sosyal hayata ve sanata olan etkileri üzerine araştırma, fikir ve yazılar üreten Kurdakul, İstanbul Digital Kültür ve Sanat Vakfı’nın da Başkanlığını yürütüyor. Vakfın ana amacı, dijital teknolojilerin kültürel yaşama etkilerini araştırmak ve sanat, bilim ve teknoloji disiplinlerini buluşturan yaratıcı çalışmaları desteklemek.

Kurdakul, Türkiye Bilişim Derneği, Türkiye Bilişim Vakfı ve Tübisad üyesidir. BThaber ve Bilgisayar dergilerinde köşe yazarlığı yapmış, çeşitli konferanslarda konuşmacı olarak yer almıştır. Dijital resim sanatı alanındaki çalışmalarını ise sürdürmektedir.

Zafer Kurdakul’un kişisel bloguna www.zaferkurdakul.org adresinden ulaşabilirsiniz.


İnterpromedya Haber Merkezi - 6 Ocak 2012
9 puanlama , siz de puan verin
Etiketler: , , , , , , , , ,

« BTnet.com.tr anasayfasına dönmek için tıklayınız



Yorum yapın

Hakkımızda Kullanım şartları Reklam Site haritası Bize ulaşın Sitemap